|
BABA MANSUR OCAĞI Mazgirt ilçesinin doğusunda Darıkent (Muhundi) Bucagı'nda ünlü Alevi evliyalarından Baba Mansur'un yürüttüğüne inanılan bir duvar bulunur. Ali Kemali'ye göre Baba Mansur Dedeleri seyyidlerdendir, kolları yoktur, üç büyük kabiledir. Bir kabilesi Mazgirt Darıkent (Muhundi) bucağında, ikincisi Pülümür'ün Tahtı ve üçüncüsü yine Pülümür'ün Gersinot köylerinde bulunur. Gersinot'ta oturanlara Şahverdi Evladı derler ki, Sivas ve Koçgiri aşiretinin seyyitleridir. (Ali Kemali 1932: 193) Bu seyyitler ayrıca Erzincan'ın Kısmıkör ve Erdene, Pülümür'ün Seyyitler Kapiri ve Tahsini köylerinde bulunurlar. Mazgirt kazasında da vardır. (Ali Kemali 1932: 184) Bir araştırmada Tunceli Pülümür Yeldeğen Bucagı'nda Şah Mansur'un evlatlarının türbesinin ve Sivas Zara Kızılkale Köyü'nde de Baba Mansurluların bulunduğu ifade edilmiştir. (Clarke 1998: 205) Baba Mansur'un Horasan'dan geldiğine inanılır. Halk Cuma akşamları buraya toplanır, kurbanlar keser, cem yaparlardı. Baba Mansur'un yüzyıllardır dilden dile dolaşan menkibelerinin en bilineni şu şekildedir: Baba Kureys (Haci Kureys) bir gün vahşi bir ayıya binmiş ve bileğine de bir yılan dolamış, onunla ayıyı kamçılayarak yürütmüş. O sırada duvar yapmakta olan Baba Mansur ise, bu duvara binerek Baba Kureyş'e doğru yürümüş. Kureyş Baba bu mucize karşısında hayran olarak "Sen taş duvara can verdin." diyerek, Baba Mansur'un eline sarılıp öpmüş. Baba Kureyş Ocagı'nın talipleri, Kureys Baba'nın Baba Mansur'a bağlılığı üzere, Baba Mansur Ocağı'nın da müritleridir. Yüzyıllardır Kureyşan Ocağı Dedeleri'nin mürşidleri de Baba Mansurlu Dedeler olmuştur. Pir ve seyitleriyle birlikte Koçgiri ve Xıran aşiretleri de Baba Mansur Ocagı'na baglıdırlar. (Ayrıca bk: Uluğ 1939 1939a: 83; 1939b: 34; Dersimi 1997: 140-141.) Ayrıca Baba Mansur Dedeleri , Kureyşanlar , Savalanlar , Arelliler , Gaboranlılar , Butkanlılar Aşiretlerine Dedelik ve Lolanlılar, Çarekanlılar ve diğer aşiretlere de mürşidlik yapmaktadırlar. Bu ocağın dedelerinin de bağlı olduğu Baba Mansurlu dede ailesi, Baba Mansur'un yürüttüğü duvarın yanında bulunan evin sahibidirler ve ziyaretle bu aile ilgilenmektedir. DÜZGÜNBABA
EFSANESI KUREYŞAN/HACI KUREYŞ OCAĞI
Nuri Dersimi "Hatıratım'da" Kureyşanlıları şöyle anlatır: " Kureş ismindeki evliya bilinmiş zatın, kendisini ateşli fırına atmak suretiyle keramet gösterdiği rivayet edilmektedir. Osmanlı padişahlarından Sultan Murad'ın bu kerametinden dolayı ferman verdiğide bildirilmektedir.....Kureşan Aşireti 7-8 kabileye ayrılmıştır. Bu kabilelerden başlıcaları: Hüsenan, Golan, Kalyan, Dalyan, Alyan, Haman, Süleymanan, Çıtan, Kodan, Seyhan, Kaziyan kabileleridir...." Bu soydan dedelerin anlattığına göre Hacı Kureyş, Seyyid Mahmut Hayrani'nin soyundan gelmektedir. Düzgün Baba'da Hacı Kureyş'in tek oğludur. Ziyaret, Mazgirt kazasının Düzgün Baba Dağı civarındaki Büyük Köyü'ndedir. Rivayete göre Moğol istilasıyla başlayan göç sırasında Hacı Kureyş, Horasan'dan çıkarak Nizip'in Milelis Köyü'ne gelmiş, burada Hakka yürümüş ve köy civarındaki Zarar mevkiine defnedilmiştir. Tunceli, Nazimiye ve Mazgirt'te, Adıyaman'ın Yukarı Şeyhler Köyü'nde de bu ocağa mensup Dede aileleri bulunmaktadır. Halk tarafından Kureyşan Ocağı Dedeleri ruh hastalıklarına şifa bulmak amacıyla ziyaret edilmektedirler. Bu ocağın bir merkezinin de Malatya'nın eski Adıyaman mıntıkasında olduğu ileri sürülmektedir. Bahtiyarlar, Şişanlar, Erzincan'ın Cibice Boğazı'ndaki Balabanlar, Kuziçan'daki Çarekanlılar, Haydaran, Demenan, Yusufan, Karsan, Alan, Lolan, Şeyhmehmetli aşiretleri ve Koç ve Kalan aşiretlerinin bir bölümü Kureyşan Ocağı'nın talipleridir. Yine bir araştırmada belirtildiği üzere Adıyaman'ın Kayabaşı Köyü'nün 2 km güneyinde Hacı Kureyş ve oğlunun bulunduğu ziyaret vardır.(Clarke 1998: 204). Bir rivayete göre, bir keramet olayı sonrasında Baba Mansur mürşid, Kureyş Baba pir, Derviş Cemal'da rehberlik görevlerini paylaşmışlardır. (Aynı yönde bk.: Yazıcı 1996: 53-55) DERVİŞ CEMAL - SEYİT CEMAL Nuri Dersimi Dervış Cemal Seyitlerini şöyle anlatır: " Bu seyitler bir kabileden ibarettir. Lisanları tamamen Zaza'dır. Kurmanç lehçesini asla bilmez ve Türkçe konuşmazlar. . Tetkikatıma kati olarak dayanarak diyebilirim ki, bu ailenin Sağman Emirliği beylerinden Keyhusrev Bey'in üç evladından Kasım Bey'in sülalesine mensup olmaları muhakkaktır. İstinad ettiğim en yüksek delil, Derviş Cemal Seyitlerinin evlerinde yaptığım cok sayıda tetkikattır. Evlerinde eba ve ecdatlarından kendilerine yadigar bırakılmış olan pek eski ve çok büyük bakırdan mamul siniler ve tepsilerin pek eski yazılarla acayip nakışlarına tesadüf ettim. Bu yazılar " Sağman Beyliği", "Sağman Sancağı", "Sağman Emareti" sözlerinden ibaret bulunmakta idi....." Rivayetlere göre Derviş Cemal Efsanesi şöyledir: Kışın en soğuk günlerinde, yokluk ve kıtlık dönemlerinde bile, sahip olduğu sürüyü en iyi şekilde besleyip, bu durumunu merak eden köylülerden biri, birgün Derviş Cemal'i takip eder, Derviş Cemal her zamanki gibi sürüsünü alıp yola çıkar. Sürü meşe ormanlarına geldiğinde Derviş Cemal, elinde tuttuğu tarik* denilen ağaç parçası (başka bir deyişle asasıyla) ile kuru ağac dallarına dokunur. Tarikin her değdiği kuru meşe, taze süngüler ve yapraklar vermeye başlar. Sürüdeki hayvanlar ise, bu yaprakları yemeye başlarlar. Bu sırada, Derviş Cemal'i takip etmekte olan köylü, olanları gördükten sonra köye geri dönerek, gördüklerini diğer köylülere anlatır. Akşam, Derviş Cemal evine döndüğünde, bütün köy halkı evine giderek elini öper ve onun sevgisini kazanır. Hozat ilçe merkezine yakın Seyit Cemaller (Derviş Cemal) Köyü'ne adını vermiştir. Erzincan'ın Tercan ilçesinin otuz kilometre güneybatısındaki Bulmus Köyü'nde ve yine Erzincan Tercan'a bağlı Zorum Köyü'nde de Derviş Cemal Ocağı Dedeleri ve ziyaretler bulunur. Bir başka rivayete göre de, Derviş Cemal, Hacı Bektaş Dergahı'nda hizmet görmüş erenlerdendi. Hatta bu konuyu, Derviş Cemalli dedeler sürekli anlatırlar. Ali Kemali'nin verdiği bilgilere göre Şeyh Hasan koluna mensup aşiretler Derviş Cemal Ocağı talipleridir. (Bak Ali Kemali 1932: 185) SARI SALTIK ZİYARETİ Hozat-Ovacık yolu üzerinde, Derik köyü (Sarısaltık) yakınında, 2000 metre yükseklikte bir tepede, bir türbe içinde Sarı İsmail ve Sarı Sultan da denilen (Aynı yönde bk. Ali Kemali 1932: 192) Sarı Saltık yatmaktadir. Sarı Saltık Hakka yürüdüğünde yedi tabutta baş göstermiş. Sarı Saltık'ın Anadolu dışında da makamları bulunmaktadır. Eskiden Sarı Saltık ziyareti Dersim aşiretlerinin vicdanı durumundaydı. En büyük antlar onun başında içilir, aşiretler antlaşmalarını bu ziyaretin başında yaparlardı. Bu ziyaretin yakınında bulunan Karaca Köyü'nde bulunan seyitler Sarı Saltuk Ocagı dedeleridir.(44) Ancak eskiden göç etmiş ve Sivas, Erzincan gibi başka yerlere yerleşmiş bulunan Sarı Saltık Ocağı'na mensup dede aileleride bulunmaktadir. Gölpınarlı'ya göre Divrik Gürenlerli Köyü'nde de Sarı Saltuklu Dede aileleri vardır. (Gölpınarlı 1961: 45); Eskiden halk ağız ve göz hastalıkları için Sarı Saltık Dedelerine gelirlerdi.....Sarı Saltık'ın menkibevi yaşamına göre yedi tabutta baş gösterdiğine inanılır ve buna dayanarak da bir çok yerde makam ve türbelerinin olduğu söylenir. Bunların en tanınmışları Hozat'daki ziyaret ve Romanya Kaligra'da Babadağ'da bulunan Sarı Saltuk türbeleridir. Ayrıca son olarak Sivas Koyulhisar Bahçe Köyü Delmece yaylasında da bir Sarı Saltuk ziyareti bulunduğu söyleniyor. AĞUİÇEN OCAĞI (KARA DONLU CAN BABA)
Hozat ilçesine bağlı Karabakır (Bargini) Köyü'ndedir. Nuri Dersimi Ağuçan Seyitlerini "Hatıratım' da" şöyle anlatır: "... Ağuçan namındaki Alevi evliyası işte bu köyde gömülüdür.Büyük bir mezarı vardır.Dersimliler ekseri zamanlar bu mezarı ziyaret ederler, kurben keserler...Bu evliyanın esas ismi Seyit Hasan olmakla beraber, zehir içmiş ve içtiği zehiri parmaklarından sızdırmak suretiyle keramet göstermiş olduğundan Ağuçan denilmiştir...Ana lisanları tamamen Kürtçe Kurmanç şivesidir. Kendileri Zeynel Abidin sülalesine mensup olduklarını iddia ederler. Ve lakin bu hususda tarihi bir vesika yoktur. Ancak bir Hurafe vardır ki o da şudur: Sultan Mecit zamanında Seyit Mahmut isminde bir zat kendisini keramet ehli olarak halka tanıtmış ve etrafındaa birçok mürit toplamış. Ve Nüfuz sahibi olmuş. Kendisini çekemeyenler şikayet etmişler. Sultan Mecit'de Şeyh Mahmud'u bazı müritleriyle beraber İstanbul'a celb etmiş ve zehirlemek istemiş. Ağulu bir kase şerbet hazırlamış ve Şeyh Mahmut'a vermiş. Şeyh Mahmut alıp içmiş, zehirlenip de ölmemiş. Sultan Mecit'de hayret içinde kalarak her sene hazineden Seyh Mahmud'a 200 altın verdirmiş. Ve bu sebeple Mahmud'a Ağu İçen (Ağuçan) denilmiş diye rivayet edilmektedir. Bu kabile seyitleri Mürşit, Köse Seyyit, Seyit Mencik, Koca Seyit namıyla dört şubeye ayrılmışlardır." SULTAN HIDIR EFSANESİ Sultan Hıdır Ziyareti, Pertek-Hozat yolu kenarında bir sırtın üzerinde bulunan Dorutay (Zewe) Köyü'ndedir. Bu köyde Üryan Hızır'ın (Sultan Hıdır'ın ) ziyareti bulunur. Bu ocak çocuğu olmayanlar, sara ve akıl hastalarının akınına uğramakla ünlüdür. (Ayrıca bak: Dersimi 1997: 128) Bu ocağın Kahramanmaraş ve Erzurumda'da talipleri bulunur. Hubyar Dedeleri mürşit ocaklarının Üryan Hızır olduğunu söylerler. Rivayete göre Zewe köyü yakınlarında yaslı bir zat yaşarmış. O tarihlerde Sultan Alâeddin ordusu ile birlikte buraların denetimini yaparken akşam olur ve Zewe köyü yakınlarındaki Sultan gölü mevkiinde geceyi geçirmeye karar verir. Çadırlar kurullur, yerleşme başlar. O sırada Sultan Alâeddin'in yanına gelen gözcülerden biri; "Sultanım şu ileride çadıra benzer bir şey ve içinde bir ışık hüzmesi var " der . Sultan Alâeddin de; gidin bakın bakalım, kim varsa gelip bana bilgi verin der. İki tane atlı asker bu çadırın yanına gönderilir. Askerler gelip bakarlar ki, bir eski çadır ve bu çadırın içinde yaşlı bir zattan başka kimse yok. Askerler sorarlar: "İhtiyar kimsin sen? burada ne işin var? İhtiyar: Gördüğünüz gibi bir ben-i Ademim, adım Sultan Hıdır'dır der. Bir toprak güvecim , bir seccadem ve bir de atıma yedirmek için bir miktar arpam var. Askerler:-Biz Sultan Alâeddin'in askerleriyiz , seni sultanımıza götürmek istiyoruz , deyince bu defa ihtiyar; buralara kadar zahmet edip gelen sultanınıza söyleyiniz buyursun, misafirim olsun. Fakirhanemize şeref versin. -İyi ama gelecek olan koca bir sultan. Yanında bir hayli vezir , vezirâzam ve kumandaları var. Bunları oturtmak için halın bile yok. Hem kaldı ki koca ordu gelince, ekmek ister, aş ister. Bunları nasıl ağırlarsın? İyisi mi, biz seni oraya huzura götürelim. İhtiyar:-Tanrı misafiri umduğunu değil, bulduğunu yer. Yüce Allah'ın izni ile mahçup olmayız. Buyursunlar gelsinler!" diye cevap verir. Askerler geri döner , durumu Sultan Alâeddin Keykubat'a anlatırlar. Alâeddin Keykubat'da bu ihtiyari merak eder ve ertesi gün ihtiyarı ziyaret eder. Çadıra gelir gelmez ihtiyar nezaketle sultanı selamlar ve altına seccadesini serer. Her gelen bu seccadeye oturur, fakat seccadenin bir kenarı daima boş kalır. Sultan Alâeddin hayretler içinde kalır ve hayretini gizleyemez, durumu öğrenmek için seccadeye oturan vezir, kumandan ve askerlerine bir komutla "Ayağa kalk" der. Herkes ayağa kalkar. Sultan bakar ki, yerde küçücük bir seccade var. "Otur" diye emir verir. Bakar ki herkes seccadenin üzerinde oturmuş. Hayretler içinde kalırsa da sesini çıkarmaz. Biraz sonra yaşlı adam topraktan yapılmış güveci, içerisinde bir miktar aş ile Sultan Alâeddin'in önüne bırakır. Sultan: "-Baba erenler, bunu hangimiz yiyeceğiz?" İhtiyarda; "Sultanım Besmele ile başlayın yemeye, inşallah hepinize yetecek kadar vardır." diye cevap verir. Sultan Alâeddin ve yanındakiler başlarlar yemeye , küçük güvecin içerisindeki yemek bütün askerler tarafından yenilir. Herkesin karnı doyar. Fakat yemek bir türlü bitmez. Sonra direkte asılı bulunan dağarcığ'ın (kuzu ve oğlak derisinin tabaklanmış, kurutulmuş ismi) içindeki arpadan, atlara arpa dağıtmaya başlar. Bütün atlara arpa verildiği halde dağarcıktaki arpanın hala bitmediği görülür. Sultan Alâeddin bu zatın ermiş ve keramet sahibi bir zat olduğunu anlar ve ona: "Sen burada yalnız başına, yaşlı bir ihtiyar olarak zor yaşarsın. Ben sana askerlerimin içerisinden akıllı, dürüst, itaatkâr birkaç asker vereceğim. Bunlar ölünceye kadar senin emrinde ve hizmetinde olacaklar." der . 3 veya 5 askeri ve o bölgeyi vakıf olarak kendisine bırakarak, vedalaşıp ayrılırlar. Rivayet olunur ki, Sultan Alâeddin'in bıraktığı 3 askerin isimleri Resul, Munzur ve Delil'dir. Bunlar yaşlı Sultan Hıdır ölünceye kadar, ona hürmet ve itaatte kusur etmezler. Sultan Hıdır öldüğü zaman Zewe köyünün güneyinde ve köyün alt tarafında, fakirlik denen mevkiye defnedilir. Ancak burası köylüler tarafınfan temiz tutulmaz. Gübre dökülür, ahır olarak kullanılır. Bir süre sonra bir cuma gecesinin sabahında, bir de bakarlar ki oradaki mezar, köyün ortasında bulunan yüksek tepenin üzerine gelmiş, ve buradaki ulu ağacın altını mekan tutmuştur. Sonradan üzerine Selçuklu Sultanı tarafından bugünkü türbesi yapılmıştır. MUNZUR
EFSANES
|
Genc Aleviler Harekati