
Dersim
Katliami görgü
tanıkları

Dersim hakında Bilgiler
|










|
Dersim
Katliamı
1934’te
çikarilan Iskan Yasasi’ni Dersim’de uygulayamayan devlet, 1935’te
Tunceli Kanunu çikardi. Bu kanunla birlikte vali ve komutan, belediye
baskanini atama dahil sinirsiz yetkilerle donatildi. Özel Tunceli
Mahkemeleri kuruldu. Agir bir vergi yasasi çikarildi.
Bu baski ve asimilasyonlara karsi Dersim halkinin isyani giderek büyümekteydi.
1936 yilinin Ocak ayinda yürürlüge giren 2884 sayili, Tunceli’nin
Idaresi Hakkinda Kanun’la, bu seçilmis bölgeye diger illerden farkli
bir statü getirildi.
Dersim, Bingöl, Elazig ve Erzincan illerini içine alan Dördüncü
Umumi Müfettislik bölgesi olusturuldu ve basina Korgeneral Abdullah
Alpdogan tayin edildi.
Dersim ilinde hizli bir insaat faaliyeti basladi. Yollar açildi, köprüler
ve karakollar kuruldu.
Hasanan asiretinden Seyit Riza ve Koçgirili Aliser gibi bölge
liderleri bu karakollarin insasina karsi çiktilar.
Seyit Riza, diger asiretleri toplantiya çagirdi.
Bölgede gerginligin tirmanmasi üzerine, 1936 kisinda, Tunceli askeri
kusatma altina alindi, bölgeye giris çikis yasaklandi.
1937 yilinin 21 Marti’nda, Newroz gecesi, Harçik Çayi üzerindeki köprünün
yikilmasiyla ayaklanma baslamis oldu.
Bu Dersim isyaninin baslangiç tarihiydi:
Dersim imha harekatinin baslangici
(1936)
Alpdogan bir duyuru ile Dersim, Elazig
ve Çapakçur illerinin sikiyönetim bölgesi oldugunu bildiriyor ve bütün
halki birtakim korkunç sözlerle tehdit ediyordu.
Teftislerin sonunda Dersim adinin Tunç Eli adiyla degistirildigini
bildiriyordu. Ikinci bir açiklama ile de Çemisgezek'in Amutka,
Ovacik'm Burnak ve Pulur, Hozat'in Karaoglan ve Mazgirt ilçesinin
Mamikan merkezlerinde birer askeri kisla ve bu kislalari birbirine
baglayacak birçok askeri karakol yapilacagi ilan ediliyordu.
Dersimliler bu çalismalimin hedefini anlamis ve Dersim için idam
sehpalari hazirlanmakta oldugunu sezmislerdi.
Ne yazik ki görevi üzerine alan Dersimli askeri kaymakam emeklisi
Hidir ve Palulu Abdurrabman adli iki Dersimli olmus ve bunlar Ovacik'ta
kisla binasinin yapimina baslamislardi. Müteahitlerin Dersimli olmasi
nedeniyle yöredeki Dersim asiretleri kendilerine engel olmuyor ve
binalardan amacin ne oldugunu anlamalarina karsin, Dersimlere özgü bir
kendine güvenme Ile bu girisimleri ciddîye almiyorlardi.
Korkunç gelecek beliriyordu. Dersimli asiret reisleri toplantilar ve görüsmeler
yapiyorlardi. Herkes durumun nezaketini anlamisti. Fakat ne yazik ki
geceli-gündüzlü devam eden görüsmelere karsin, reisler arasinda tam
bir fikir birligi, ortak bîr faaliyet plani üzerinde anlasma
oliisamiyordu.
Asiretler arasindaki eski sürtüsmeler ve anlasmazliklar birligin
olusmasina önemli bir engel yaratiyorlardi. Bu nedenle ancak birbiri
ile dost olan asiretler kisim kisim, bölge bölge anlasmalar
yapabiliyorlardi.
Basta Seid Riza oldugu halde Yukari Abbasan, Ferhadan, Kara-balyan
asiretleriyle Bahtiyar, Yusufan, Demenan, Haydaran ve kismen de Kalan
asiretleri kuvvetli ve siki bir birlik kurabilmislerdi.
Ovacik, Kocan, Semkan, Mazgirt, Pülümür ve Nazimiye bölgelerinin
asiretleri tamamen tarafsiz ve sadece gözlemci durumda kalmaya, Hozat
asiretleri ise hükümete teslim olmaya karar vermislerdi. Bu asiret
reisleri Elazig'a gelmis, Alpdogan'a katilmis, hükümetin her türlü
önerilerini kabul edeceklerini bildirmislerdi.
General da bu ikiyüzlülerin içlerini anlamis oldugundan basvurularina
Önem vermemis ve onlara kendisi için önemli olan seyin Seid Riza'nin
Elazig'a gelmesinin oldugunu bildirmisti.
Alpdogan emekli Hidir'i bir taraftan kislalarin yapiminda kullaniyor,
diger taraftan da Seid Riza'yi kandirarak Elazig'a getirmekle görevlendiriyordu.
Sözü geçen Hidir, Seid Riza'ya vaadlerde bulunuyor, güvenceler
veriyor ve kendi kisisel çikarlarini saglamak ve generalin yanindaki
yerini saglamlastirmak için Seid Riza'yi Elazig'a getirmeye canla basla
çalisiyordu.
Bir aralik Hidir'i gördüm. Dersim hattinda düsüncesini sordum.
"Bizim için biricik çare kayitsiz-sartsiz silahi terkederek hemen
Türk hükümetinin her türlü emirlerine boyun egmektir" dedi.
"Türk hükümetinin amaci bizi imha ve sürgün etmektir"
dedigimde, "Sürgün hayirlidir, savunmanin ise hepimizin toptan
mahvolmamiza neden olacagina kusku yoktur" demisti.
Hidir, General Alpdogan'dan aldigi güvence üzerine tekrar Dersim'e
gitmis ve Seid Riza'yi kandirarak Elazig merkezine getirmeyi ve general
ile görüstürmeyi basarmisti. Bir firsat bularak ben de Seid Riza ile
görüsmeyi basarmistim. Seid Riza bana General Alp gan'in düsüncesinin
çok kötü olduguna tam anlamiyla inandigi111 nedenle direnmekten baska
hiçbir çare kalmadigim, Türk ordularinin Dersimlilerle basa çikamayacaklarini,
fakat her olasiliga Karsibenim bir an Önce Türkiye disina çikarak
durumumuzu büyük ve adil devletlere duyurmami Önerdi.
Seid Riza Elazig'a geldiginde general ile yalnizca görüsmüs ve bu görüsmelerde
baska hiçbir Dersim önderi hazir bulundurulinamisti. Zaten o Elazig'da
ancak yirmidört saat kalarak Dersim'e dönmüstü. Bu süre içinde
Seid Riza'nin zekasi Alpdogan'm bütün ruhunu anlamaya yetmis ve
edindigi izlenimi asiretlere duyurmustu.
Bir süre sonra Alpdogan, kurmay binbasi ve istihbarat reisi olan
Sevket'i Dersim'e göndermisti. Bu kisi asiretlere konukluga gitmek
bahanesiyle ilk Önce Hozat ve daha sonra da Ovacik merkezine giderek
oradan yanina aldigi bir-iki asiret reisi ile birlikte Seid Riza'nin bölgesine
gitmek istemisse de, Seid Riza buna razi olmamisti. Sevket almis oldugu
bilgilere dayanarak, Seid Riza'nin Öteden beri hasmi ve arazi
sorunundan aralarinda ciddi kavgalar olan kardesinin oglu Rehber'e konuk
olmak üzere Haçili köyüne gidecegini bildirmis ve Rehber'in gönderdigi
korumayla Haçili'ye giderken karsisinda arkadasini Aliser'i bulmustu.
Aliser, Sevket'in Rehber'in yanma gidecegini daha önceden sezerek,
acele Rehber'in yanina giderek Sevket'i kabul etmemesini söylemisti.
Onun kendisiyle amcasi arasina ayrilik koyacagini bildigi için bu
konuda Rehber'i uyarmaya çalismak aniaciyîa Seid Riza'nm yanindan Haçili'ye
gelmisti. Sevket Rehber'in yaninda bir gün konuk olmus ve ertesi gün
Rehber'i yanma alarak Elazig'a getirmis, general ile konusturmustu.
General, Rehber'e birçok vaadde bulunmus, paralar vermis, kisacasi
amcasi Seid Riza'ya karsi cephe almasini saglamayi basarmisti. Seid Riza
bü'tün bu olaylardan haberdar olmustu.
Alpdogan yayinladigi genel bir duyuru Ile bütün Dersim asiretlerinden
200 bin martin tüfegi istiyordu. Bu sayiya her asiret nüfus
yogunluguna göre katilacakti. Dersinililer yapilan duyuruyu
anla-'nazliktan geliyor ve ellerinden geldigi kadar savunma
hazirliklarinda bulunuyorlardi.
Kurmay Binbasi Sevket, Hozat asiretlerinin arasinda durmadan Basmakta,
aynhk ve sürtüsmeler çikarmaya çalismaktaydi. Yapti Propagandalarda
hükümetin bütün önlemlerinin Dersim'in yola getirilmesi için
alindigini, basta yola getirileceklerin Seid Riza ve taraflari olan
asiretler oldugunu, diger asiretler de silahsizlandirildiktan sonra
yerlerinde serbest birakilacaklarini söylüyordu.
Hain Rehber de her konuda Sevket'le isbirligi yapiyor ve bir taraftan da
amcasi Seid Riza'ya ve asiretlerin halkina sadik görünmeye çalisiyordu.
Hükümeti aldatmakta oldugunu ileri sürüyor ve sonuçta amcasiyla
isbirligi yaparak Türk ordulariyla çarpisacagini ve asiretlere karsi
ihanette bulunmayacagini bildirerek ikiyüzlü bir politika izliyordu.
Ayni zamanda da Elazig ve Hozat kahvelerinde Sevket'in her defasinda
kendisine beser bin lira verdigini övünerek anlatiyor, bosbogazlik
ederek foyasini meydana koyuyordu.
Bu sirada Demenan ve kismen de Nazimiye asiretleri sinirlarinda yapilmak
istenilen askeri karakol binalarina hücum ederek, daha tamamlanmadan bu
binalari tahrip ederek askerleri silahtan arindirmaya baslamislardi.
Seid Riza ise Gerenal Alpdogan'a Dersim hakkindaki kanunun ortadan
kaldirilmasini ve Dersim için özel ve ulusal haklan saglayan
saygideger bir idarenin olusturulmasini devamli istiyordu. Bu öneriye
karsi General Alpdogan jandarma alayini ve dokuzuncu firkayi Dersim'in
sinirlarina ayiriyor ve Diyarbakir'dan her sabah onar tane uçak gelerek
Dersim'in üzerinde uçuyordu.
Ailik sessizlik bozulmus ve ortalik karismis oldugundan her tarafta çatismalar
baslamisti.
Kis basmis oldugundan savas uzun sürmemis ve Dersim kapali kaldigi için
çatismalara son vermek zorunlulugu ortaya çikmisti.
Dersim Savasi (1937)
1937 yilinin ilk baharinda her tarafta
Türk faaliyeti baslamisti. Merkezlere yakin bulunan DersimlIler
toplanilarak kitalara sevkedi-liyorlardi. Kislalarin yaptirilmasina
yeniden baslanmisti. Savas uçaklari silahsiz bölgeleri bombaliyordu.
Silah toplamak bahanesiyle Yusufan asiretinin üzerine askeri bir müfreze
gönderilmisti. Bu müfrezenin askerlerinden bazilari fakir bir kiza
tecavüz etmislerdi. Bunu haber alan asiret reisinin oglu Findik, askeri
müfrezeye hücum ederek bölge disina püsDersimmeye zorunlu kalmisti.
Bu nedenle Mazgirt bölgesinde çarpismalar baslamisti.
Seid Riza'nin oglu Bra Ibrahim, Hozat'a gelerek Abdullah Alpdogan
idaresinin yöneticileriyle iliskiye geçmis ve yapilmakta olan askeri
harekatin adil bir sekilde yapilmasini babasi adina dilemisti. Bra
Ibrahim geri dönerken Kurmay Sevket'in hazirlamis oldugu bir plan
geregince Kirgan asireti sinirlari içinde Dest köyünde konuk
bulundugu evde gece uyurken feci bir sekilde öldürülmüstü. Genç
evladinin kahpece öldürülmesine üzülen Seid Riza, Kirgan asiretinin
merkezi olan Sin köyünü kusatarak katillerin teslimini dilemisti. Türk
generali bu hakli istegi yerine getirmedigi gibi, Bra Ibrahim'in
katilleri Kurmay Sevket'in korumasina alinarak ödüllendirilmislerdi.
Bu siralarda Suriye'ye siginan Dersim yurtseverlerinden ve Hasanan
asireti reislerinden Mehmet Emin Bey'in oglu Fasih, bir Dersim fedai müfrezesiyle
Diyarbakir'a oniki kilometre uzaklikta Kara köprü bölgesinde Türk
karakollarina rastgele bir baskin yapmisti.
Ankara hükümeti bu olayi da Dersimle ilgili göstererek içisleri
bakanini Diyarbakir'a göndermis ve Diyarbakir kolordusunu da Yusiifan
asiretine hücum ettirmisti. Diger taraftan da Elazig'dan firka
kumandani Ismail Hakki kuvvetleri Seid Riza'nin bölgesine hücuma
baslamislardi. General Alpdogan Kirgan asiretini kandirmayi basarmis ve
bu gafil asiret Türk kuvvetlerine rehberlik yapmisti.
Seid Riza ile birlikte Bahtiyar asireti de savasa girmek zorunda
kaldigindan harp alani genislemisti. Çatismalar Hozat'in Bahtiyar,
Yukari Abbas, Karabal ve Ferhat asiretleriyle Nazimiye ilçesinin
Haydaran, Mazgirt ilçesinin Demenan ve Yusufan asiretlerinden olusan
yedi asiret üzerinde siddetlenmisti. Geride kalan asiretler ise
tarafsiz kalmislardi.
Dersimler saldiriya geçmis ve Ismail Hakki kuvvetlerini Hozat yönünde
gerilemeye zorunlu birakmislardi. Bu durum nedeniyle Erzurum-Erzincan
kolordulari da harekete geçmisti. Diyarbakir'dan yedinci kolorduya
bagli uçak birligi de Elazig'a getirilmis, savas alaninda zehirli ve
bogucu gaz bombardimanlarina baslanmis ve Dersimliler bir Türk tankim
tahrip etmeyi basarmislardi.
Türk hükümeti Bati illerinde yerel seferberlik Ilan ederek 26, 27, 28
dogumlulari silah altina almis ve General Ismet Inönü, Dersimdeki
kitalari teftise gelmisti.
Seid Riza, General Alpdogan'a yeniden basvurmus ve Dersim ulusal
haklarina saygi gösterilmek ve oglunun katilleriyle ortaklarinin
yasanin pençesine teslim olunmasi kosuluyla askeri kuvvetlerden alinan
savas araç-gereçlerini ve esir edilen subaylarla, erleri geri göndermeye
razi olacagini bildirmisti. Alpdogan ise bu öneriye karsi, Seid Riza
ile mücadele ortaklarinin 80 bin mavzerle birlikte kayitsiz sartsiz
teslim olmalarindan baska çareleri olmadigini bildirmisti.
Harp yeni bir siddet asamasina girmis, taraflar çok büyük kayiplar
vermeye baslamislardi. Türkler teslim olan fakir ve silahsiz halki
tamamen imha ediyorlardi.
Bu sirada Seid Riza'nin kardesinin oglu Rehber Hozat yöresinde penami köyünde
tarafsizligim ilan ederek Türklerle iliskisini korumaya devam ediyordu.
Dersim kamuoyunu aldatmak için Türkler Rehber'in Hozat'tan kaçarak
asi kuvvetlerle isbirligi yapmakta oldugunu resmi bir açiklama ile
duyuruyorlardi. Rehber bir kisim adami ile ilk önce Bahtiyar asiretiyle
birlesti. Rehber bir Türk casusu olarak Dersimler arasina girmisti ve
Dersim kuvvetleri hakkinda elde ettigi bilgileri günü gününe Türklere
ulastirdigi anlasiliyordu.
Rehber amcasi Seid Riza'ya haber göndererek elini öpüp af dilemekte
oldugunu, Türk hükümetinin planlarini anladigindan nefret ettigini ve
Türk ordulariyla çarpisacagini bildirdigi zaman Seid Riza bu sözlere
inanmadigini belirtmisti. Diger asiret reisleri ise Seid Riza'nin bütün
açiklama ve israrlarina karsin Rehber'e Inanmis ve bati cephesinde
savasmak üzere Rehber'in gelmesine razi olmuslardi.
Rehber düzenledigi plan geregince Aliser'in idaresindeki bölgede
amcaogullarindan olup, aldatmayi basardigi Misto Sure'nin torunu Vankli
Efendi'yi yanina alarak Türklere karsi harbe baslamisti. Zaten
Rehber'in savasçiligi, silahsorlugu, cesareti ve barbarligi Dersimler
tarafindan biliniyordu.
Harbin agirlik merkezi Seid Riza'nin üzerinde olup, savas planlarini da
Aliser düzenliyordu. Bu nedenle General Alpdogan'nin tek amaci Aliser'i
imha ettirmekti. Bu amacin gerçeklesmesi için Rehber obes gün süreyle
savasa katilmisti. Kahpe ve kurnaz Rehber Seid Riza'dan baska diger bütün
reislerin, hatta Aliser'in bile güvenini kazanabilmisti.
Seid Riza'nin karargah merkezi Holvori, Vank, Aliser'in ise Agdat idi. Tujik
dagi eteginde bir magarada ailevi bîr siginagi da vardi. Rehber her
zaman Aliser ile iliski kurdugundan Seid Riza'nin bütün planlarini Ögrenmisti.
Daha fazla insan kaninin dökülmesini önlemek amaciyla Seid Riza
Aliser'in Iran veya Irak'a siginarak Fransa ve Ingiltere hükümetlerinin
yardimini dilemesini kararlastirmisti. Bu karari Ögrenen Rehber,
Aliser'in savas alanindan uzaklasacagi günden bir gün önce sekiz
silahli arkadasiyla birlikte Aliser'in ziyaretine gitmisti. Bu ani
ziyaretin nedenini soran Aliser'e, aç ve yorgun oldugundan birkaç saat
dinlenecegini söylemisti. Zavalli Aliser konuklarina yiyecek
hazirlarken namert ve alçak Rehber onun üzerine ansizin ates etmis ve
bu essiz Dersim kahramanini sehit etmisti. Sasiran esi kendisini
kocasinin üzerine atarak "Aman kavala mi mekujin" (aman
arkadasimi vurmayin) diye bagirmis ve ölmüs oldugunu görünce
tabancasini çekerek hain Rehber'e ates etmis, mermi Vankli Efendi'nin
tepesine isabet ederek cansiz düsürmüs, fakat alçakligin sonuna
kadar gitmeye karar vermis olan Rehber silahini Aliser'in benzersiz
esine, bu kahraman Dersim kizina da yönelterek onu da kocasinin
cesedinin üzerine cansiz düsürmüstür.
Dersimlilerin ve Insanligin yüzkarasi olan ve Dersim kurtulus savaslari
tarihinde adi sonsuza kadar lanetle anilacak olan alçak Rehber,
beyinlerinde Dersim bagimsizlik ve kurtulus güneslerini tasiyan Aliser
ve esinin baslarini kestirmis, torbalara koydurmus ve ayni günün
gecesinde adi geçen bölgeden kaçarak gizli parolayi verip Türk bölgesine
geçmistir. Sehitlerin baslari taniyanlar tarafindan iyice teshis
edildikten sonra hain Rehber bunlari Elazig'a getirmis ve resmi
dairesinde Alpdogan'a teslim etmistir. Elazig Türkleri bile bu olayi
nefretle karsilamislardir.
Aliser'in ve esinin sehadeti, Seid Riza ile Dersim asiretleri üzerinde
pek derin bir üzüntü ve tepkiye neden olmustur. Rehber haini ise
artik yüzündeki maskeyi atarak açiktan açiga Türk istihbaratinin
emrinde çalismaya baslamistir.
Burada öykümüze bir ara vererek sehit Aliser'in yasam Öyküsünü
vermeyi yerinde buluyoruz.
Dersim
Savasi (1937)
Savas
bütün siddetiyle devam ediyor ve agirlik merkezi Bahtiyar asiretinin
üzerine yüklenmis bulunuyordu. Seid Riza bizzat savas alanindaydi. Türk
askeri kuvvetleri Dersim ormanlarini atese vermis oldugu için yanginlar
Dersim bölgesinin birçok yerini sarmis ve geceleri dehset verici
yanardag manzarasi olusturuyordu.
Kureysan asireti de Seid Riza'nin yardimina kosarak savasa katilmisti.
Bahtiyar asireti reisi Sahin harbi idare ediyordu. Hain Rehber, Bahtiyar
asireti arasinda bulundugu zaman onun kandirislarina kapilmis olanlardan
Pirço'nim oglu Hidir'in hakikaten hainlerin safina geçmis bulundugunu
olaylar kanitlamakta gecikmedi.
Sahin Aga haftalarca uykusuz kaldigindan bir-iki saat uyumak zorunda
oldugunu Hidir'a bildirmis ve uyanincaya kadar nöbet beklemesini önermisti.
Sahin uykuya dalar dalmaz melun Hidir, Sahin'in basina bir kursun sikmis,
onu yerli yerinde sehit etmisti. Ihanet ortagi Rehber'in yaptigi gibi, o
da Sahin'in basini kesmis, gece karanligindan yararlanarak asiret bölgesinin
disina çikmis, dogruca Hozat'a giderek Sahin'in basini kumandanina
teslim etmis, kendisinin affedilmesini dilemisti. Ama düsman hesabina
katilligi seçmis olan bu alçak ve arkadaslari Hozat'tan döndüklerinde
önlerinde pusu kurmus olan sehit Sahin'in kardesi ve amca çocuklari
tarafindan mitralyöz atesiyle imha edilmislerdi.
Kiymetli önderini kaybetmis olan Bahtiyar asireti, güçlü düsman
kuvveti karsisinda bir süre dayandiktan sonra dayanma gücü kirilmis,
kismen yenilmis ve kismen de imha edilmistir. Bu sekilde bu bölge düsman
isgali altina geçmis ve sag kalan bir kisim kuvvet Seid Riza asiretine
katilmistir.
Seid Riza'mn küçük oglu Hüseyin Resik savas sirasinda uçak
sarapneliyle yaralanmisti. Bunu haber alan Türk Istihbarat reisi Sevket,
Seid Riza'nin büyük esine haber göndererek kendisiyle görüsmek
istedigini bildirmisti.
Seid Riza'nin küçük esine karsi olan büyük esi Elif Hatun,
Sevket'in görüsme önerisini kabul etmis ve bu görüsme sonucunda
zavalli yasli kadin aldatilarak, yarah oglu Hüseyin'i Elazig'a götürüp
tedavi etmek üzere Sevket'e emanet etmisti. Sevket yarali çocugu
Elazig merkez hastahanesine yatirmis ve tedavi ettirecek yerde babasinin
planlan hakkinda bilgi vermesi için kendisine hayli iskence
yaptirdiktan sonra, bu cesur aslan yavrusundan hiçbir sey alamayacagini
kestirince kendisine bir annenin emanet biraktigi bu çocugu idam
ettirmistir.
Elazig askerle dolmus, bir mahser manzarasi sergiliyordu. Her tarafta
hummali hazirliklar, geceli-gündüzlü Dersim'e dogru akan asker, savas
malzemesi ve tank atimi görülüyordu.
Seid Riza bölgesini terke mecbur olmus, tarafsiz kalan asiretler
arasina geçerek bunlari da harekete katmaya ve savas alanini
genisletmeye çalisiyordu.
Türkler Tujik dagi eteklerini tamamen isgal etmis ve buralarda ellerine
geçen Dersim halkim merhametsizce Öldürmüslerdi. Tujik dagi
eteklerinden Iksor vadisindeki büyük magaralara siginmis olan binlerce
çocuk, kadin ve kiz; magaralarin agizlari genelkurmayin emir ve
denetimi altinda çimento ile kapatilarak öldürülmüslerdi. Tiirk
askeri tarihinin yüz kizartici bu olayinin belgeleri Genelkurmay
dosyalarinda mevcut, planlarda bu magaralara 1,2,3, seklinde numaralar
konularak isaret edilmis haritalardir. Birtakim magaralarin da
agizlarinda ates yaktirilarak içeriye bogucu duman verilmis ve Içindeki
zavallilardan birçogu dumandan bogularak ölmüs, bogulmamak için
canlarim disari atanlar ise süngtilenerek Imha edilmislerdir.
Bahtiyar ve Kureysan asiretlerinin kadin ve kizlarindan büyük kismi da
seref ve namus düsmani Türk'ün eline düsmemek için kendilerim uçurumlardan
sarp taslar üzerine veya Munzur ve Parçik sularinin kurtarici
derinliklerine atarak Dersim kadinina yakisir bir serefle ölmüslerdir.
Tarihin amansiz cilvelerinden birisi de ulusuna, ulusal davasina ihanet
edenlerin bizzat hesabina hareket ettikleri kuvvetler tarafindan
cezalandirilmis olmalaridir ki; bunun bir Örnegi de Kirgan asiretinin
sonudur.
Kirgan asiretinin Türklerin kandirmalarina kapilarak Seid Riza'-um oglu
Bra Ibrahim'i Türkler'in hesabina kahpece öldürmüs olduklari
hatirlarda olsa gerektir. Iste, bu asiret de SeId Riza ve Bahtiyar
asiretleri kuvvetlerinin çekilmesinden sonra da Türklere güvenerek
yerlerinde kaldiklari için, Türk kuvvetleri tarafindan imha edilmis ve
reisleri Sal oglu Salman ile esi Hatice de birçok iskencelerle
karsilastiktan sonra Sin köyünde kursuna dizilmislerdir, Kir-gan
asiretinden orduya siginanlar da birer birer toplatilarak; erkekler
bulunduklari yerde kursuna dizilmis, kadin, kiz ve çocuklar
samanliklara kapatilarak atesle yakilmislardir. Iste, Türke güvenen ve
ulusuna ihanet eden bu asiretin feci sonu...
Türkler Kirganlilarm yerlerini askeri karargah yapmislar, meydanda
kalan hayvanlarini orduya vermisler ve esyalari soygunculukta benzersiz
olan Türk askerleri tarafindan yagmalanmistir.
Seid Riza'nin Koçan asireti bölgesi dahilinde Uzun Mese noktasinda
bulundugunu sezen Türk kuvvetleri, bu nokta üzerine uçak bombardimani
ve topçu hazirligindan sonra siddetli bir hücum yaparak bölgeyi
sarmislardi. Durumun ciddiyetini gören Seid Riza bir yarma hareketiyle
çemberi kirmayi ve Ovacik yönüne çekilmeyi basarmisti. Fakat bu
basari çok pahaliya malolmustu. Çünkü Kozluca muharebesi adiyla
anilan bu savasta Seid Riza ile birlikte savasa katilan küçük esi
Besi ve büyük oglu Seyh Hasan, üç torunu ve bin kisiye yakin kuvveti
sehit düsmüslerdi. Bu bölgelerde Türkler için kis mevsiminde
savasmak olanaksizdi. Bu nedenle çarpismalara ara vermek zorunlulugu
vardi. Sessizlik mevsiminde hile yoluyla çalismanin amaca daha çok
uygun oldugunu kararlastiran ordu kumandani, Munzur daglarinda
mevzilenmis olan Seyit Riza'ya Erzincan valisi araciligiyla haber göndererek
Dersimlilerin isteklerinin kabul edilecegini, simdiden bütün orduya
ateskes emri verilmis oldugunu, aslinda Dersim'in tek basina olan bazi
asiretleri disinda diger asiretlerin üzerine henüz askeri hareket
yapilmadigini, yapilmasina da gerek görülmedigini ve olusan zararlari
ödemeye hazir olduklarim bildirerek Seid Riza'yi Erzincan merkezine
getirmeyi basarmis ve orada yanindakilerle birlikte tutuklamisti (5 Eylül
1937).
Seid Riza tutuklu olarak vilayet konagindan çikarilirken etrafinda
bulunan halka, "serefsiz ve yalanci hükümet" sözlerini söylemek
ten baska hiçbir sey diyememistir. Erzincan'dan Elazig'a sevkedil-mis
ve askeri harp divanina verilmistir. Yargilamasi yapilirken verdigi
ifadede; ulusal amaç ugruna çalistigini, her yaptigi isle vicdaninin
sesine uydugunu, milletinin ve vataninin yüksek çikarlarindan ve hürriyetlerinden
baska amaç gütmedigini, yetmis yasini geçmis bir ömürden sonra da
milli bir borç ugrunda ölümü pek degerli bir sonuç bildigini, üyesi
oldugu ailenin hiçbir zaman yabanci islemlerine, dis propagandalarina
kulak asmadigim ve asirlardan beri sadece vatani duygular ugrunda çalistigini,
ama basarili olamadigini cesaret ve gururla söylemistir.
Harp divani baskani tarafindan yöneltilen sorular arasinda en çok
dikkati çeken, güya Seid Riza'nin yaninda Rus kurmay subaylarinin
bulundugu, Ruslarin ona cephane ve silah gönderdigi ve buna benzer
birtakim hurafelerdi. Türkler tarafindan güya Koçan asiretleri içinde
Ingiliz ve Fransiz kurmay subaylarinin bulunduguna iliskin çikarilan
yalan haberlerin amaci ise silahsiz Dersim halkina karsi yapilan zulmü
hakli göstermek ve bu sekilde dünya kamuoyuna Dersim ulusal harekelini
bir yabanci tesvikinin ürünüymüs gibi göstererek aldatmakti.
Yargilama uzun sürmemisti. Seid Riza'ya idam kararini açiklamislardi.
Seid Riza karari cesaretle dinlemis ve idamina iliskin son sözleri
isitince yüzünde sevinç isaretleri görülmüstü. Seid Riza'nin küçük
oglu Resik Hüseyin de ledavi edilmekte oldugu hastahane-den ayni gece
alinarak babasi ve amcaogullari ile birlikte idam edilmisti. Bu vatan
sehitlerinden baska ayni gece Yusufan asireti Reisi Kanber, Kureysan
asireti reisi Seid Hüseyin ve Ali agalarla diger üç kisi idam
edilmislerdir.
Dersim'in bagimsizligi ve Dersim ulusunun Özgürlügü davasi ugrunda
sehit olan bu 11 Dersim kahramani hakkinda 10 Kasim 1937 tarihinde
verilen idam karari, 18 Kasim 1937'de Elazig'in Bugday Meydani'nda
safakla birlikte infaz edilmisti. Seyit Riza idam edilirken yüksek
sesle, "75 yasindayim, sehit oluyorum. Dersim sehitlerine
karisiyorum. Dersim yeniliyor, fakat Dersimlük ve Dersim yasayacaktir.
Dersim genci intikam alacaktir. Kahrolsun zalimler! Kahrolsun kahpe ve
yalancilar!" sözlerini Zaza diliyle söylemis ve bu essiz Dersim
kahramani ölümü korkusuzca karsilamistir. Bu arslanin yavrusu Resik Hüseyin
de babasina dönerek, "Baba Dersim ulusu sag olsun" demistir.
Bu 11 kutsal Dersim sehidinin cenazeleri daragaçlanndan indirilerek
Elazig sokaklarinda halka gösterildikten sonra yakilmistir.
Bu nedenle Seid Riza'nin yasam öyküsünü asagiya almayi kutsal bir
borç sayiyorum.
Büyük Dersim Kahramani Seid Riza
Seid Riza Dersim'de dogmustur ve
Dersim'In önderlerinden Seid Ibrahim'in ogludur. Seid Riza'nm soy
durumunu açiklamak için önce Seid Ibrahim'in kim oldugunu bilmek
gerekir.
Seid îbrahim bati Dersim'in Seyh Hasana» asiretinin kabile reisleri,
yani Ocak sülalesinden sürüp gelen ve Dersimlerce en asil sayilan bir
ailenin ogludur. Tarikat noktasindan da en yüksek derece olarak Rehber
mertebesine varmis oldugu için kendisine Seid unvani verilmis. Bu
sekilde gerek asalet yönünden ve gerekse manevi yönden Dersirn'in
Seyh Kasanan asiretlerinin hepsi kendisini asiretlerinin bas evladi
olarak tanimistir.
Dersim'in kuzey-dogu bölgesinde Dersimlilerin asil atalari adma armagan
edilen Kaimen Sor ve Lirtik bölgelerinin Deri Ari köyünü Seid
Ibrahim kendisine merkez yapmigii. Dört erkek çocugu olup bunlardan en
küçügü Riza'ydi. Seid Ibrahim, oglu Rzza'da gördügü zeka ve
kararlilik nedeniyle O'nü çok severdi. Bu nedenle ölümünden sonra
asiretlerin idare Önderligini Riza'ya biraktigini vasiyetinde
belirtmisti.
Dersimliler Seid Ibrahim'e baba anlamina gelen "Babo" ünvam-nmda
veriyorlardi ve bunda hakli Idiler. Çünkü Seid îbrahim zamaninda
Dersim tamamen bagimsiz bir durumda ve Türk hükümetinin zulüm ve
ihtiraslarindan uzak bir halde tutmustu.
Merhum Seid Ibrahim ögrenimini büyük atam Colik Oglu Mehmet Ali
Efendi'den görmüstü. Mehmet Ali Efendi, Seid Ibrahim'e Dersimlük düsüncesini
telkin eden essiz bir Dersim bilginiydi. Seid Ibrahim oglu Riza'yi ayni
düsünce ile egitmisti.
Dersimler Seid Riza'ya 'Rizo' ve 'Rayber' ve babasinin oglu anlamina
gelen 'Lace Babayi' ünvanlanyla seslenirlerdi. Sahsinda tavir ve
hareketlerinde Dersim karakteristigi, Dersim civanmertligi ve Dersim
fizyonomisinin bütün özellikleri görülmekteydi.
Babasinin ölümünden sonra Lirtik'ten göç ederek Tujik dagi
ete-gindeki Agdal köyüne yerlesmisti.
Seid Riza neseli ve sakayi seven birisiydi. Asiret üyeleriyle
sakalasmaktan ve en küçük kisiye bile hizmet etmekten zevk duyardi.
Kendisini ziyarete gelenleri, kim olursa olsun karsilamaya kosar,
yoksullara yardim eder ve herkese elinden gelen iyiligi yapardi. Kendisi
de zaten devamli fakirdi. "Ben fakir bir Rizo'yum" derdi.
Asiret üyeleriyle bir sofraya oturur; güler, ikramda bulunur,
yaslilara hürmet gösterir, küçüklere bir kardes gibi davranir ve bütün
Dersimler'in kardes olduklarini tekrar ederdi.
Seid Riza hem büyük bir Dersim ve hem de yüksek ruhlu bir insandi.
KIbir ve azamet gösterenlerden nefret ederdi. Asiret üyeleri gibi
giyinir ve onlardan ayrilacak hiçbir isaret tasimazdi. Alçakgönüllülügü
o kadar genisti ki hirs, kin ve düsmanlik tasimazdi. Asireti içinde bütün
bireylerin yasayis biçimlerinde maddi ve manevi bir esitlik ve düzen
kurulmasina dikkat ederdi. Genel toplantilarda, bütün Dersimler'in sürekli
bir aile ve ocak evladi olduklarini ve kardeslik baglariyla birbirlerine
bagli bulunduklarini, saadet ve felakette ortak olduklarini propaganda
ederdi. Dersimlügün tutsakliktan kurtulmasi, bagimsiz ve hür bir
vatana sahip olmasi için her Kürdün çalismaya ve gerektiginde ölmeye
borçlu oldugunu ilan ederdi.
Seid Riza tam bir insandi demistik. Bunun kuru bir sözden ibaret
olmadigini bu büyük Kürdün özellikle Türk zulmünden kaçip
Dersim'e siginan onbînlerce çaresiz Ermeni'ye gösterdigi koruma ve öz
kardes uygulamasi en açik kanitlardan birisidir.
Her iste asiret üyeleriyle tartisir ve görüserek onlarin oylarini
almadan asla girisimde bulunmazdi. En basit bir Kürdün bile fikir ve
yorumuna önem verirdi. Bunu bir öraek olayla anlatmaktan kendimi
alamiyorum.
Sejd Riza'mn bir çesme basinda Erzincan Valisi Ali Riza ve Ankara'dan gönderilen
Erzincan Milletvekili ve Müftüsü Haci Fevzi ile tartistigini geçen bölümlerde
yazmistim. Bu tartismalar arasinda çesme basindaki büyük bir dut
agacinin üzerinde dut yemekte olan ve ayni zamanda Türk heyetiyle
yapilan tartismalara kulak veren Seid Riza'nm genç hizmetçisi Kumo,
bir aralik agacin üzerinden söze karisarak ve Zaza diliyle Seyit
Riza'ya, "Rayber Rizo fikirleriniz dogru degildir" demis ve
efendisini elestirmeye koyulmustu. Seid Riza basim yukari kaldirip dut
agacinin üzerindeki Kumo ile bir hayli tartismada ve bilgi
alisverisinde bulunmustu. Bu konusma toplantida hazir bulunan binlerce
Insanin ve hatta Türk heyetinin hayret ve dikkatini çekmisti. Zaza
diliyle yapilan bu tartisma sonunda Seid Riza hizmetçisi Kumo'ya,
"Oglum senin sözlerin ve düsüncelerin daha uygundur" demis
ve bundan sonra Türk heyetiyle yaptigi tartismalarda, Kumo'nun
fikirlerini ileri sürmüstür. Dünya demokrasisine en güzel bir örnek
olmaya layik bu olay bütün asiret üyelerinin alkis tufaniyla
karsilanmisti.
Bu bir tek Örnek Seid Riza'nm ne kadar halkçi ve ne kadar büyük bir
demokrat oldugunun en açik bir Örnegidir.
Seid Riza Erzincanlilara güvenir ve Hozat Elazig merkezlerinden
rahatsiz oldugu zamanlar Erzincan merkezine basvururdu. Iste, bu güveni
nedeniyle kendisine Erzincan'in verdigi söz ve vaade inanarak Erzincan
merkezine gitmis ve orada yukaridaki satirlarda bildirdigim sonla
karsilasmisti.
Seid Riza yasinin ilerlemis olmasina karsin saglam bünyeli, dinç ve çevikti.
Özel egitimini merhum babam Ibrahim Efendi'den görmüs ve yüksek
zekasi sayesinde bilgilerini genisletmis biriydi. Hayatim milleti ugruna
harcamis olan bu essiz Dersim kahramanina allan rahmet etsin.
1938 Dersim katliami:
1938 yili ilk baharinda Türk ordulari
ardi arkasi kesilmeyen bir çalismayla seri atesli ve büyük çapli
toplar, tanklar, uçaklar ve nehirlerde kullanilacak geçit ve insaat
araçlari hazirlamakta ve bunlari Dersim'in etrafina yigmaktaydilar.
Dersimlilere gelince, hiçbir taraftan yardim görmeyerek sadece serefle
ölmeyi kararlastirmis ve imanlarina dayanmis bulunuyorlardi.
Kiirtler'in uygar dünyaya, büyük ve küçük devletlere yaptiklari
basvurular hiçbir sonuç vermemis, hiçbir tepki yaratmamisti. Insanlik
denilen Insafsiz varlik, tarihî bîr milletin hayatinda sekillenecek
olan kanli sahneye seyirci kalmaya ve zalimlere sessizlikle destek
olmaya karar vermisti sanirsin.
Türkiye hükümeti Cenevre ve Lozan Baris Konferanslari sonucunda
azinliklarin haklarina saygi gösterecegine söz vermis oldugu için bu
söze sadik kalmasi kendine tavsiye edilmistir gibi insafsiz bir yanitla,
uluslararasi diplomasi kendini vicdani sorumluluktan kurtarmis ve Dersim
milletini avutmak haksizligina düsmüstü. Oysa Türkiye'de bulunan
yabanci siyasi temsilciler ve konsolosluklar araciligiyla bütün
devletler hazirlanan katliami görüyor ve günü gününe olaylara
tanik oluyorlardi. Örnegin Londra Radyosu "Türkiye'de milli hak
ve bagimsizlik davasi ugrunda Dersim Dersimleri savasiyorlar" diye
yayinda bulunmasina ve bazen de Türk kuvvetlerinden az sayidaki Dersim
azinligina karsi hücumlarina isaret etmesine karsin, dünya barisinin
devamini ve zayif milletlerin haklarinin korunmasini üstlenen Cenevre
Milletler Meclisi hiçbir seyden haberi yokmus gibi sessizligini
koruyordu.
Türkiye Basbakani'nin Dersindiler hakkinda Türk parlamentosundaki
degisik konusmalari, artik yapilmasi kesinlesmis olan imha planim
tamamen açikliyor ve hatta Türkiye milletvekillerinden Yunus Nadi'nin
yayinladigi Cumhuriyet Gazetesi 30 Haziran 1938 tarih ve 5000 sayili
baskisiyla Türkiye Basbakani Celal Bayar'in söylevini inceleyerek,
"Dersim1 de askeri harekat yapacagiz" baslikli yazisinda
sunlari yaziyordu:
"Türkiye hükümeti bu sene Dersim meselesini tekrar ele alacak ve
bu mintikada askeri mahferler yapacagiz, köprüler insa edecegiz ve
mektepler açacagiz. Arzu ediyoruz ki, askeri hareketler de tevakkuf
etmeksizin devam etmekle bulunsun. Geçen sene büyük kuvvetlerimizi
mezkur mintikada tahsil ettik ve bazi mintikalarda müsademeler oldu. Bu
sene de azmedilen mesele ayni mintikada askeri harekatlara devam ve
yoketme tatbikati yapmaktir. Söyle ki; ordularimiz pek yakin bir
zamanda Dersim mintikasinda manevralar yaparak ve ondan sonra bu
mintikanin sakinlerini tamamen kaldiracak ve bu meseleyi esasindan
kesecektir" diyor ve "Türkiye Basbakani'nin Millet
Meclisi'nde verdigi söylevin anlami budur" diyordu.
Oysa eski Basbakan Ismet Inönü 1937 yilinda Seid Riza'mn idami
nedeniyle yaptigi açiklamada, "Dersim meselesini ortadan kaldirdik,
son verdik; Dersim sorunundan kurtulduk, Dersim'i her türlü askeri
hareketlerle temizledik" diyerek, dünya kamuoyunu aldatmisti.
Bu duruma göre, Celal Bayar'in 1938'deki demeci ve Türk ordularinin
yeniden Dersim'e hareket hazirligi yapmasi Inönü'nün 1937 yilindaki
demecini yalanlamakla beraber, Dersimlilerin ulusal savunmaya devam
ettiklerinin ve Türk ordularina tamamen bas egmemis olduklarinin açik
bir kanitiydi.
Celal Bayar'in bir taraftan Dersim'in kalkindirilmasi için köprüler
yapilacagindan ve okullar açilacagindan sözederken diger taraftan
DersIm'e kesin askeri harekat yapilacagindan bahsetmesi, sözlerinin ilk
cümlelerinin dünya kamuoyunu aldatmak için yapilan bir hile oldugunu
ve hazirlanan katliami maskelemek için bir temdin girisimi süsü
verilmek istenildigini anlamak güç bir sey degildi.
Basbakan Celal Bayar'in bu hilesine yabanci politikacilarindan bir çogu
aldanmis ve hatta Sam'da çikan "El Ihbar" gazetesi 13 Temmuz
1938 gün ve 419 sayili nüshasinda Londra'dan aldigi çevirisi asagida
yazili haberi yayinlamisti.
"Türkiye'de Dersim isyani siddetlendi. Dersimler Türk kitalarina
hücum ettiler ve yenilgiye ugrattilar" basligi altinda söyle
deniyordu:
"Londra- Dünkü gazeteler Türkiye'de Dersim bölgesinde siddetli
isyanlarin çiktigim degisik kaynaklardan aldiklari bilgilere dayanarak
yaziyorlar. Dersimler, Türk birliklerine hücum ederek yenilgiye
ugrattilar. Türkler'den birçok yarali ve ölü var. Bazi inanislara göre
bu isyanlar Rusya'nm para ve silahlariyla beslenmektedir. Bu isyani
bastirmak için Türkiye hükümeti büyük askeri kuvvetler göndermistir.
Dersim'm bütün bölgelerinde bildiriler dagitilarak bütün Dersimler
birlige davet edilmekte ve Türk boyundurugundan kurtulmak için çarpismalari
istenmektedir."
Bu gibi haberlerin gerçekle hiçbir ilgisi yoktu. Çünkü 1936
yilindan beri mahsur kalmis olan Dersimlilerin Rus hükümetiyle iliski
kurmasina elbette olanak yoktu ve olamazdi.
Dersim hakkinda hazirlanmis olan katliama herhangi bir sekilde engel
olabilirler düsüncesiyle, Türkiye hükümeti disarâ'da bulunan mülteci
Türk siyasetçilerinden dahi kuskulanarak ara bir kararla af Ilan etmis
ve bu gibi kisilerin de Türkiye'ye getirilmesini saglamisti. Nitekim bu
olay da Dersim ve Dersim sorununa azami bir önem verildiginin kanitidir.
Bu af karariyla 1938 yili Temmuzu'nun sonlarinda Suriye'de bulunan Refik
Halit, Ali Hilmi ve arkadaslari da (ki bunlar arasinda aslen Dersim
olanlar da var) Türkiye'ye dönmüslerdi.
Türkiye hükümeti Dersim'i asi ve saldirgan göstermek ve aldigi önlemlere
bir savunma süsü vermek için yabanci basma asilsiz haberler yaymaya
devamda kusur etmiyordu. Bunlardan birkaçini asagiya aliyoruz.
Beyrut'ta çikan "Errabita-Essarkiye" gazetesinin 30 Temmuz
1938 gün ve 623 sayili nüshasinda; "Dersim bölgesinde siddetli
çatismalar" basligi altinda su haber veriliyordu:
"Atina- Türkiye'den gelen haberlere göre, Dersim bölgesinde on günden
beri siddetli çatismalar devam etmektedir. Birçok kabile harbe
katilmistir. Türkiye hükümeti savaslara büyük askeri kuvvetler göndermis
ve bu kuvvetlere top, uçak, projektör ve büyük tanklari da katmak
zorunda kalmistir. Dersimler bu kuvvetlere toptan hücum etmislerdir. Türkler,
Dersim Dersimleri'ni Dersim daglarinda sarmayi basaramamislardir."
Dersim'in savunma savasim bir isyan içeriginde göstererek, dünya
yayin ve basinina haberler yayarak Türk hükümetinin yaptigi hile
bazen ters sonuçlar veriyordu. Buna örnek olarak Sam'da çikan ve Arap
kamuoyunun yayini olan "Elifba" gazetesinin 4 Agustos 1938 gün
ve 5252 sayili nüshasinda, "Dersim'de Dersim isyani" ve
"Türkiye Basbakani'mn açiklamalari isyanin varligini kanitliyor"
basligi altindaki su yazilari gösterebiliriz:
"Uzun zamandan beri talgraf ve dünya ajanslari haberleri devamli Türkiye'nin
Dersim bölgesinde Kür! hareketinden sözetmek-tedir. Isyanin yeniden
bas göstermis olduguna ayrica isaret edilmektedir. Oysa Türkiye hükümeti
böyle bir durumun oldugunu resmen yalanlamaktadir. Geçen yil bu
isyanlarin bastirildigi bildirilmekte ve Dersim'de emniyetin hüküm sürdügü
eklenmesine karsin, Türkiye Hükümet Baskam Celal Bayar'in Türkiye
Millet Meclisi'-nde dün yaptigi ve radyolardan yayinlanan açiklamasina
göre, Ankara Hükümeti'nin simdiye kadar isyani bastirmayi
basaramadigi ve gerçegi kamuoyundan gizlemis oldugu anlasiliyor. Çünkü
hükümet baskani, Dersim bölgesinde büyük askeri manevralar
yapilacagim ve Dersim'de son günlerde çikan isyanlari bastiracagim ve
bu amaçla üç büyük ordunun hemen Def sim e gönderilecegini
bildirmekle birlikte, bu ordularin tank ve uçaklarla donatilmis bir
sekilde manevralara katilacagini açiklamistir... Bu dehsetli açiklama
halka gerçegi anlatmis ve Dersim'de isyanin varoldugunu itirafla
birlikte, durumun pek tehlikeli oldugunu da kanitlamistir."
Türkiye hükümeti bir taraftan dünya kamuoyunda karisiklik yaratmaya
devam ederken, diger taraftan da yapilan zulümleri dünya uygarligina
bildiren ve Türkiye sinirlari disinda bulunan Dersim aydinlan hakkinda
da siyasi Türk temsilcileri araciligiyla yabanci devletler disisleri
bakanliklarina basvurmus ve bunlarin Türkiye'ye teslimlerini istemisti.
Uluslararasi hukuka aykiri olan bu istek hiçbir devlet tarafindan kabul
edilmemis ve Dersim aydinlarinin çalismalan-na engel olunmamistir.
Türkler, Dersim sorununun ortak bir tehlike olduguna komsu devletlerden
bazilarini kandirmayi basarmis ve maalesef bunlarla birlikte Dersimler
aleyhinde ortak önlemler alinmisti. Bu konuda Sam'da çikan, "El
Amel-El Kavim" gazetesinin 7 Agustos 1938 gün ve 52. sayisinda
Istanbul, Atina ve Bagdat muhabirlerine dayanarak verdigi asagidaki
haberler sorunun Önemini açiklamaktadir.
"Tehlikeli anlasmalar..."
"Dersimler Türk ordularina hücum ederek bir kismini yendiler. Bu
nedenle Irak, Iran ve Türkiye birbirlerine yardima karar verdiler."
"Istanbul- Dersim isyani siddetlendiginden, Dersim'e 3. Kolordu Türk
askeri daha hareket etmistir. Isyani bastirmak için yeniden çatismalar
baslamistir."
"Atina- Siddetli sansüre karsin, aldigimiz dogru ve degerli
bilgilere göre, Dersim Dersimleri, Dersim daglarinda Türk kuvvetlerini
kirmislar ve birçok silah, cephane ve yiyecek elde etmislerdir. Bu
zaferin üzerine tarafsiz kalmis olan kabileler de kadin, kiz ve hatta
çocuklariyla savasa katilmislardir. Türkiye hükümeti orduya devamli
yardim göndermektedir."
"Bagdat- Dersim fitnesini bastirmak üzere Hamit Sapçi
kumandasindaki askeri birlikler Sesler bölgesine gönderilmistir. Üç
devlet sinirlari arasinda Dersim isyan hareketinin genislememesi için
karsilikli önlemler alinmasi konusunda Irak, Iran ve Türkiye hükümetleri
arasinda görüsmeler sürmektedir."
Yukaridaki yayinlardan çikarilabilecek biricik anlam; Dersim vatanini
ellerinde bulunduran üç devletin bu ulusu imha için ortak bir plan çizmis
olduklaridir. Bu plani uygulamak için de yabanci tahriki ile çikmis
bir Dersim isyanindan sözederek, yapilacak katliami dün ya medeni
halklari karsisinda maskelemek hedefinin takip edilmekte oldugudur. Çünkü
çoktan beri ortak bir plan hazirlamis olan bu devletler, Dersimler'in
dis dünya ile iliskilerini tamamen kesmis olduklari için Dersimler'iti
Ruslar'dan yardim görmüs olmasini ileri sürmeleri akil ve mantikla
alay etmelerinden baska bir sey degildi.
Gün geçtikçe Türk ordularinin Dersimler'in ölüm-kalim mücadelesi
karsisindaki basarisizliklari dikkati çekmeye baslamisti. Bunun en açik
kanitlarindan birisi Sam'da çikan ve o zaman hükümetin yan resmi
organi olan "El Kabes" gazetesinin 13 Agustos 1938 gün ve
1470 sayili nüshasinda Atina muhabirine dayanarak verdigi asagidaki
haberdi: "Dersim'de Dersim isyani canlandi." "Hükümet
manevralar bahanesiyle ordular gönderiyor." "Atina-(Sark-El-Arabi)-
Siddetli sansüre karsin Türkiye'de çikan Dersim isyani hakkinda
kiymetli bilgi alinabilmistir. Yeni ve büyük kuvvetler yeniden Dersim
üzerine gönderilmistir. Türkiye hükümeti tela§ içindedir. Dersim
isyanini bastirmak amaciyla Türkiye hükümeti yillik askeri
manevralarini Dersim bölgesinde yapmaya karar vermistir. Bu durum Türk
hükümetinin askeri, siyasi ve mülki makamlarinin ne derecede korkunç
bir durumda bulunduklarim ve Dersim isyaninin ne kadar önemli oldugunu
göstermektedir. Bu manevralar aracigiliyla güdü/en amacin, isyan bölgesinin
temizlenmesi oldugunu hükümet itiraf etmistir. Alinan son haberlerden
anlasildigina göre, Türkiye hükümeti Dersim memleketinde toplumsal
bir kalkinma gerçeklestirmek için hiçbir karar almayi basaramamistir."
Dersim Dersim, varligini ve ulusal serefini korumak için o kadar
cansiperane çarpisiyor ve bu ölüm-kalim savasinda o kadar harikalar gösteriyordu
ki, o zaman Türkiye'yi idare eden basbakan ve disisleri bakani bizzat
savas alanina gelmis ve mücadeleyi yakindan izlemek geregini görmüslerdi.
Dersim bütün dünyadan tecrit edilmis, kendi talihine birakilmis
olarak umutsuz biçimde çarpisiyor ve damla damla ölüyordu. Kahraman
bir milletin bu ölümüne medeni dünya seyirci duruyordu. Türk
zalimlerinin üstün kuvvetleri karsisinda aslanlar gibi dövüsen bir
avuç Dersim kahramaninin yarattigi harikalar, Avrupa basini tarafindan
bir din gericiligi, bir yabanci tahriki diye gösterilmeye devam edip
gidiyordu.
Türk ordulari Türkiye'nin her tarafindan Dersim yönüne hareket etmis
ve her türlü askeri modern malzemeyle donatilmis olan bu kuvvetler,
silahsiz denilebilecek kadar ilkel silahlarla kendini koruyan Dersim
Dersimi öldürmeye çalisiyordu.
Dersim'in tamamen imhasi planini maskeleyen manevra sorununun bir
bahaneden ibaret oldugunu, bu manevraya askeri islerle ilgisi olmayan
basbakan ve disisleri bakaninin da katilmasi kanitlamisti. Bu konuda
Istanbul'da çikan "Cumhuriyet" gazetesinin 24 Agustos 1938 gün
ve 5130 sayili nüshasinda yayinlanan su haber dikkati çekmektedir:
"Basbakan ile Disisleri Bakani dün Elazig'a hareke! eltiler. Celal
Bayar manevralarda kalarak Zafer bayraminda Istanbul'a dönecektir. Dün
Özel bir vagon Ankara ekspresine baglanarak kentimizden Elazig'a dogru
hareket etmistir. Basbakan hareketinden Önce Dolmabahçe Sarayi'nda büyük
sef Atatürk'e saygilarini sunduktan sonra yaninda Disisleri Bakam
Tevfik Rüstü Aras oldugu halde, 'Akar' motorüne binerek saat
ondokuzda Haydar Pasa'ya geçmistir. Aldigimiz bilgilere göre Basbakan
Celal Bayar bu sabah Ankara'da ancak bir-iki saat kalacaktir. Basbakani
tasiyan özel vagon baska bir lokomotif tarafindan Elazig'a götürülecektir.
Basbakan'm alana ulastigi gün büyük manevralarda görev alan
karsilikli ordular birbirine kavusmus olacaktir."
Ayni gazetenin ayni nüshasinin baska bir sütununda; "Dersim
Manevralari- Hareket bu sabah safakla beraber baslayacaktir"
basligi altinda su haber yayinlanmistir:
"Elazig-23- Özel muhabirimizden: Bütün hazirliklari tamamlanmis
bulunan Üçüncü Ordu'nun büyük manevralari yarin (bugün) safakla
birlikte baslayacaktir. Bir haftadan beri Genelkurmay Baskani Fevzi Çakmak
ile Üçüncü ördü Müfettisi Orgeneral Kazim ve diger kumandanlarin
katilimiyla manevralarin iliskisi teshil edilmistir. Hareketa motorlu
birliklerle hava filolarimiz da büyük oranda katilacaktir."
Ayni gazetenin bir gün sonraki 5131 sayili nüshasinda ise,
"Dersim manevralari dün sabah basladi. Basbakan Ankara'da kisa bir
dinlenmeden sonra Elazig'a hareket etti" basligi altinda su haber
yayinlanmisti:
"Ankara -24- (AA) Elazig'a gitmekte olan Basbakan Celal Ba-yar,
beraberinde Disisleri Bakani Tevfik Rüstü Aras oldugu halde bu sabah
Anadolu ekspresiyle kentimize gelmis ve istasyonda kisa bir dinlenmeden
sonra seyahatma devam etmistir. Basbakan istasyonda Büyük Millet
Meclisi Baskani Abdülhalik Renda ile Bakanlar Ismet Inönü,
milletvekilleri, Milli Savunma, Büyük Erkani Harbiye ve diger bakanlar
tarafindan karsilanmis ve ugurlanmistir. Içisleri Bakani, Parti Genel
Sekreteri Sükrü Kaya Basbakana eslik etmektedir.'"
Ayni gazetenin ayni nüshasinin baska bir sütununda ise;
"Elazig-24- (Özel olarak giden arkadasimizdan) Dersim bölgesindeki
büyük askeri manevralar bu sabahtan itibaren baslamistir. Manevra alam
Elazig-Dersim-Palu bölgesidir. Görev alan ordular, ilk temasi bu gün
ögleden evvel yapmislardir. Bu ilk harekata hava kuvvetlerimiz de
katilmislardir. Harekat sahasinda Maresal Fevzi Çakmak'la Milli Savunma
Bakam Kazim Özalp'da hazir bulunmuslardir. Basbakanimiz Celal Bayar
yarin aksam beklenmektedir."
Yakin Dogu'niin en önemli gazetelerinden olup Beyrut'ta yayinlanan
Fransizca "L'Orient" gazetesi de, 7 Agustos 1938 tarih ve 26
sayili nüshasinda su makaleyi yayinlamisti:
"Dersim isyani 13 yasinda.
Ihtilal hareketinin hazirlayicisi Seyh Said asildi, ama savas asla
durmadi"
"Dersim isyani 13 yasindadir. Onüç yildir Dersim halki silahim
terketmemistir. Mus ovalarindan Ararat'a, Dersim daglarina kadar Dersim
asiretleri küçük gruplar halinde Türk alaylarina karsi
direnmektedirler.
isyan bastinlamamistir. fakat Türk Genelkurmay'i onu bastirmaya karar
vermistir. Ankara'nin bu konudaki kararini 'Havas' dogrulamaktadir.
Istanbul 2 Agustos- Dersim bölgesinde yapilmakta olan manevralara
paralel olarak Dersimler'in sik sik isyan etmekte oldugu Dersim bölgesinde
meydana gelen yine karisikliklara karsi imha önlemleri alinacagini
Basbakan haber vermistir.
Birçok tank ve uçakla takviye edilmis üç kolordu derhal hareket
edecektir.
Dersim isyani nasil dogdu?
1925'îe Türk Cumhuriyeti'nin kaderi Fethi Bey'in elindeydi. Ilk büyük
yenilik uygulamaya konulmustu. Fethi hükümetinin muazzam olacagi belli
olan bir ise devamla görevli oldugunun anlasildigi sirada Seyh Said Mus
ve Sason bölgelerinde Dersim isyan bayragini çekiyordu.
Ankara
heyecan içindedir. Isyani derhal bastirmak gerek. ismet Pasa iktidara
çagrilmis ve Fethi Bey elçi olarak Londra'ya gönderilmistir.
Türk ordusu genis çapli bir harekete baslamistir. Mus ovasinda
baslayan meydan savasi aylardan beri devam etmektedir. Ordu büyük
kayiplar vermis, operasyon hazineye 25 milyon liraya malolmustur.
Parlamento endise içindedir.
Hükümet sinirlenmistir. Nihayet isyanin önderi Seyh Said ele geçirilebilmis
ve Diyarakir'da meydan yerinde asilmistir.
isyan ortadan kaldirilmistir, daha dogrusu Ankara milletvekilleri ve
gazetecileri öyle sanmaktadirlar.
Dersim beyleri Izmir yöresine sürgün edilmislerdir. Asilerin köyleri
yakilmis, reisler cezalandirilmistir.
Fakat Dersimler Seyh Said' i inkar etmemislerdir. Savas sessizce devam
ediyor. Seyh Said'in kani intikama çagiriyor. Her gün ordu ile asiler
arasinda çarpismalar yapilmakta ise de Ankara bundan resmen haberdar görünmemektedir.
Dersim
isyaninda Fethi Bey bir rol oynamis midir?
Fethi Bey
Londra'dan geri çagrilmistir. Onun meslegini Kemalist Partisi tamamiyle
reddetmistir. O intikamini alacaktir ve buna araç Türkiye'de ilk
muhalif parti olarak kurulan Terakki Perver Partisi'dir. Bu yeni grup
tarafindan genis bir propaganda yapilmistir. Fethi Bey'in tezini
desteklercesine Büyük Dersim Sefi Ihsan Nuri Pasa Ararat'taki kendi
taraftarlarim ayaklandirmayi basarmistir. Dersimler çok sayida modern
savas silahlarina, cephane ve paraya sahiptirler. Sovyetler Ihsan
Nuri'yi destekliyor. Karahan oradan geçmistir.
Türk ordusu Ararat daglarini kusatarak bu ikinci isyani sonuçsuz
birakmayi basariyorlar, imha hareketi zalimcedir. Adana'da birçok asi
asilmistir. Asiretlerden çogu toptan sürgün edilmistir.
Türk-Iran Pakti
Türk halkinin bu isyana unsurunu iyi kontrol edebilmek Için Ankara
Tahran'la uyusuyor. Ararat'i olusturan iki büyük dagin Küçük ve Büyük
Ararat'in kontrolünü Türkiye'ye terkeden bir Türk-Iran pakti
imzalanmistir. Stratejik üstünlük saglandiktan sonra esasa yönelik düzeltmelere
baslanmistir. Doga illeri emrinde askeri ve idari uzmanlar bulunan ve
Genel Müfettislik adini tasiyan askeri bir valinin yönetimine
birakilmistir. Diledigini yapabilmek yetkisine sahip olan bu generalin
merkezi Diyarbakir'dir. Lyauiey düzeyindeki Fransiz insaatçilari gibi
bu general da köyler, okullar yapimina baslar, insaati gelistirir. Çünkü
insaat yolunda giderse her sey yolunda gider.
Balkanli Türk göçmenlerini sevkedip bu bölgelere yerlestirmek için
Ankara'dan izin alir. Dersimleri
darmadagin eder. Iskan kanunu meclisten geçmistir. Bu kanunun hükümlerine
göre hükümet Türk olmayanlari, Türklerin çogunlukta oldugu yer/ere
dagitmak yetkisine sahiptir. Fakat
bu usul felç olur. Balkanlar'dan gelen göçmenler bu yörenin iklim
kosullarina dayanamayarak tarlayi takimi birakarak kaçarlar.
Üçüncü
isyan
Ankara
yeni önlemlere basvurmaya girismisse de, çok geç kalmistir. Dersim
daglari halki isyan halindedir.
1936 yili içindeyiz ve isyanin bastirilmasi ordunun bir yillik bir çaba
harcamasini gerektirmektedir. Hava
kuvvetleri seferber edilecektir. Genel Kurmay'm elinde bulunan her çesit
modern harp silahi bu yörede denenecektir.
Simdi de 1937 yilindayiz. Ismet Pasa Türk Meclisi kürsüsünden su
resmi açiklamada bulunuyor: 'Dersim sorunu çözümlenmistir.'
Gerçekte de sorun çözümlenmise benziyor. Idari düzenlemelere
baslaniyor. Dersim yeniden vaftiz olunarak adi degisiyor. Yasa ona 'Tunç
EH' adini takmistir. Bu ile askeri bir vali atanmis ve sikiyönetim
devam etmektedir. SeidRtza'nm hedefleri.
Hükümetçe tasarlanan düzeltmelerin uygulama alanina konmasi için
bir sükunet devresinin baslamasi beklenmektedir. Bu sirada öncekilerden
daha siddetli olan dördüncü Dersim isyani patlamistir.
Celal Boyar halki sükunete çagiran su açiklama ile ise baslar: 'Ey
Dersim halki, eger silahlarinizi ierkederseniz, sizin için kollarimiz
hazirdir. Merhametimiz büyüktür, fakat gazabimiz daha büyüktür.
Dilediginizi seçmek sizin elinizdedir,'
Bu açiklama geçen 28 Mayis'ta yapilmistir. Seid Riza'mn yegenleri Hüseyin
ve Halil aganin oglu Hasan, Yusufan asireti reisi Fertik Aga gibi yigit
gençleri Dersimler kendilerine reis seçmislerdir. Onlar mücadeleye
devam edeceklerdir. Bagimsizliklarini, özerkliklerini istemektedirler
ve bu gibi amaçlarin gerçeklesmesi için girisilen mücadeleden geri dönülemez.
Dersim kaynasma halindedir. Her taraftan takviye kuvvetleri
yetismektedir. Dersim alaylari Irak, Cezire ve Iran yönlerinden
gelmekte olan gönüllü birlikleriyle kabarmaktadir.
Acaba Dersimler Dersim bölgesini manevra için Celal Bayar'm gönderdigi
motorize alaylara, hava kuvvet/erine ve 3. Kolordu'ya karsi sonuna kadar
dayanabilecekler mi?
Dersim isyani bir kez daha sonuçsuz kalacaktir. Fakat tohum ölmeyecektir.
Simdiki önderler birbiri ardi sira düsecekler, yerlerine baskalari
gelecek ve Dersim isyani devam edecektir."
"El Kabes" gazetesinin bundan önce kitabimiza almis oldugumuz
haberleriyle Fransizca "L'Orienf gazetesinin yukaridaki makalesi
Dersimier'in moralinin çok yüksek oldugunun yabanci gözüyle
incelenmis kanitlandir.
Görülüyor ki Ankara, Türk yöneticileri, Türk ordularinin tamamini
Dersim'in üzerine göndermis ve en deneyimli gererallerini harekati yönetmekle
görevlendirmisti. Yine Türk devletinin en büyük yöneticileri
harekati yakindan izleyebilmek için Dersim bölgesine kadar gelmislerdi.
Dersim üç yildan beri bu muazzam Türk ordularina karsi savasmakta ve
hiçbir yardim görmemekteydi.
1937 yili sonlarinda Suriye'de bulunmakta olan sehit Seyh Said
merhumunun kardesi Seyh Abdullah'in beraberinde bulunan mülteci Kül'distan
kahramanlariyla birlikte Suriye'den hareket ederek Dersim savasçilarina
katilmak için giderken, Diyarbakir yöresinde Türkler tarafindan
pusuya düsürülerek arkadaslariyla birlikte sehit düsmesine, Türkiye'den
kaçak olarak gelmis olan bir yüzbasinin ihaneti neden olmustu.
Dersim yöresinde büyük manevralar bütün siddetiyle devam ediyordu.
Teslim olan Karabal, Ferhat ve Pilovank asiretleri tamamen imha
edilmislerdi. Asiret reislerinden Kangooglu Mehmet Alî ve Aliser
Agaoglu Cems.it, Hozat caddesinde Mustafa Pasa köprüsünde kursuna
dizilmislerdi.
Bu asiretlere üye kadin, çocuk ve ihtiyarlar samanliklara doldurularak
yakilmisti. Öteden beri hükümete boyun egen Piivank ve Asagi Abbas
asireti üyeleri ve aileleri de In ve Inciga vadilerinde bütünüyle
kursuna dizilmislerdi. Irgan köyünde de bütün kiz ve kadinlar
toplattirilarak üzerlerine petrol serpilip feci sekilde yakilmislardi.
Hükümete boyun egen ve orduya teslim olan Seyh Mehme-dan asiretinin
merkezi Kheç köyüne gece bir baskin düzenlenmis ve bir tek kisi bile
ayrilmadan milralyöz ve top bombardimaniyla halk imha edilmisti. Hozat
merkezindeki boyun egmis Dersimler ve Karaca seidlei'inin halki
aileleriyle birlikte Hozat kislasi civarina getirilmis ve makinali tüfek
atesiyle imha edilmislerdi. Vahset o dereceye varmisti ki, birçok yasli
insanin süngü ile gözleri oyulmus ve tüyler ürpertici
canavarliklarla öldürtülmüslerdi.
Silahli asiretler daglara siginarak, arasi kesilmeyen topçu atesine ve
uçak bombardimanina karsi korunmaya çalisiyorlardi. Teslim olan
Maz-giit ilçesinin Kureysan asireti üyeleri de tamamen süngüden geçirilmisti.
Binlerce genç kadin ve kiz Türk canavarlarina namuslarim teslim
etmemek için kendilerini Mimzur suyuna atip intihar ederek Dersim
serefi ugruna ölüyorlardi. Munzur ve Firat nehirleri üzerinde günlerce
Dersim'ün bu kutsal sehitlerinin cesetleri yüzmüstü. Bölgeyi top ve
uçaklarin saçtigi zehirli gaz bombardimanlari kesif bir sis tabakasi
altina almis, yasayan hiçbir yaratik kalmamis, yanan evlerin ve
ormanlarin manzarasi cehennemi bir hal sergiliyordu.
Dersim 1938 yili Eylül ve Ekim-Kasim aylarinda tarihinin en çetin ve
acili günlerini yasamistir. Dersimi: Dersim kadin ve kizlar. Türklerin
eline geçmemek için kafile kafile kendilerini uçurumlardan atarak ve
kursunla intihar ederek ölümün kucagina atiliyorlar ve bu kadin
kahramanliklari düsman saflarinda bile hayretler uyandiriyordu.
Binlerce Dersim kizi arasinda iffet ve namusunu koruma ugurunda kendini
Iksor uçurumlarindan atarak sehit olan 14 yasindaki kizim Fato da vardi.
Sehir ve köylerde ele geçirilen bütün Dersim gençleri geceleri
evlerinden alinarak degisik sekillerde imha edilmislerdi. 1937'de askere
alinip Türk bayragi altinda hizmet etmeye devam eden Dersimliler de içinde
yer aldiklari birliklerden seçilerek ayricaliksiz kursuna
dizdirilmislerdi. Bunlar arasinda Diyarbakir uçak karargahinda askeri
yazicilik yapmakla olan kardesim Hidir tutuklu olarak Pertek merkezine
getirilmis ve Dersim'de tutulan diger kardeslerim Riza ve Ismail ile
birlikte Mercimek bölgesinde kursuna dizilmislerdir.
Saldiran üç ordunun birlesmele-riyle tarama hareketinin devam ettigi sürede
gerek teslim olan ve gerekse tutuklanan kadin, kiz, erkek; bir yasindan
yetmis yasina kadar merhametsizce mavzer ve makinali
tüfek yaylim atesiyle imha edilmislerdir.
Köyler tamamen yakilmis ve ordu bölgelerinde canli-cansiz hiçbir iz
birakilmamistir. Bütün hayvanlara el konarak orduya maledilmistir.
Harekat sahasinin agirlik merkezi Hozat, Çemisgezek, Ovacik ve MazgIrt
ilçeleri oldugundan bu bölgelerde yapilan zulüm derecesinde bir
vahset ve acimasizligin Örnegine dünya tarihinde ender rastlanilir.
Askeri harekat sahasinda bulunan Erzurum Kolordu Kumandani ve Türklerce
"Hababam" adiyla taninan Tevfik Pasa, yapilan zulmü
elestirerek adil ve insani bir hareketin gerçeklestirilmesini ordu
kumandanligindan rica etmis ve hemen Dersim'den alinarak Ankara'ya gönderilmis,
ve sorguya çekilmistir. Ayni kolordu subaylarindan binbasi Hayri,
Dersimli Dersim kafilelerinin mitralyöz atesine tutulmalarini dürbünle
seyrederken, annelerinin kucaklarinda bulunan zavalli Dersim yavrularina
kursun isabet edince hoplayip firlamalari manzarasi bu subayin beynini o
kadar yaralamis ki, bahtsiz çocuklardan birini kendi öz çocuguna
benzetmis ve ani olarak bayilip yere düsmüstür. Bu olay üzerine
hastalanan ve delilik belirtileri gösteren bu subay cephe gerisine
aldirilmistir. Dersimler hakkinda reva görülen bu zulmün dehsetinin
bir düsman subayinin sinirlerini bozmus olmasi, Türk cinayetinin
korkunçlugunun derecesini ölçmek için en açik kanittir.
Türk ordulari Bamasoran, Hormekan, Sadyan, Izolan, Hiran, Balaban, Koziçan
asiretleriyle Pülümür, Nazimiye ve Erzincan bölgeleri asiretlerinin
üzerine hareket firsatini bulamadan, kar firtinalari baslamis ve bu
nedenle ordularin geri dönmesi kararlastirilmisti. Bu çekilme
hareketine karsin merkezlerde bir kisim askeri kuvvet birakilmisti.
Kistan sikilip açligin ve sogugun baskisi ile daglardan inerek
kasabalarin civarina yaklasmaya zorunlu kalan Dersimler kafile kafile
toplanarak iplere baglanmakta ve yaylim atesiyle imha edilmekteydiler.
Bunlarin arasindan bir kisim çocuk ve ihtiyarlar seçilerek bati
illerine; Ankara, Konya, Eskisehir, Izmir ve diger sahil Illerine sürgün
ediliyorlardi.
Ümitsiz Dersim direnisi yer yer devam ediyor ve bazi magaralara
siginmis olan Dersim kahramanlari Türk kuvvetlerine karsi ellerinden
gelen intikam darbelerini indiriyorlardi.
Sam'da çikan "El Istiklal El Arabi" gazetesinin 6 Eylül 1938
tarih ve 3137 sayili nüshasinda bu gazetenin Carablus Türk sininndan
alarak yayinladigi su haber dikkati çekmektedir;
"Dersim Daglarinda"
"Carablus-Sinir (Arabi ajansi) Dersim daglarinda isyan devam ediyor.
Bazen sönüyor, bazen yeniden canlaniyor. Onaya çikan fit garip olay
askeri merkezlerde önemli bir etki yaratmistir. Söyle kî; 18 günden
beri Dersim daglarinin bir magarasinda Türk kitalari bir kisim
Dersimleri kusatmislardi. Asiler Seslim olmak ve beyaz bayrak çekmek
zorunda kalmislardi. Bunun üzerine Türkler asilere magaradan çikmalarim
emretmis ve sayilan yüzseksen kisiden olusan bu kuvvetten bir kismi
magaradan çikmislardi. Asi kumandani magara çevresindeki Türk
askerlerini görünce küçük bir is/üret vermis ve magaradaki
arkadaslari da silahli olarak magaradan çikinca asi kumandaninin
verdigi yeni bir isaretle asiler Türk birligine siddetle hücum
etmisler ve Türk kuvvetlerini kismen imha ederek ve kismen de kaçmak
zorunda birakarak kusatmadan kurtulmuslardir."
Arapça gazetenin verdigi bu habere göre, Dersim kuvvetlerinin, hareket
olanagim yitirmis olmalarina karsin Türklere teslim olmanin feci sonuçlarini
hesaplayarak kahramanca çarpisip ölmeyi yegledikleri görülmektedir.
Askeri harekat sona erdikten sonra, Pülümür-Koziçan'dan hükümet
merkezine gitmis olan asiret reisleri de tamamen bati illerine sürgün
edilmislerdir.
Türk hükümeti, askeri harekat bölgesini on yil süreyle yasak bölge
ilan etmis ve bir kisim bölgeyi de ayirarak buralari "yerlesim
alani" saymistir. Abdullah Alpdogan Pasa'nin olum ile Mazgirt ilçesinin
Tursemek nahiyesi bölgesinde Munzur nehri ile Pah sularinin birlesme
noktasinda, Mamikan köyü sehir sayilarak burada birçok kisla
yaptirilmis ve Tunç Eli merkezi olarak bu köye Kalan adi verilmistir.
"Kalan" sözü Türklere göre güya Türkçe bir sözmüs,
oysa bu söz öz be öz Dersimçe bir sözdür. "Kal", yani
ihtiyar sözcügünün "an" birlesik edctiyla, "ihtiyarlar"
demektir. O halde bunak ve sersem Türk generalin yeni ad sanarak bu
Dersim köyüne verdigi unvan yine bir Dersim adi olmustur.
1938 Eylül, Ekim, Kasim aylari DersIm'in hürriyet ve bagimsizlik mücadelesinin
tarihi üzerine siyah perde indiren ve Dersim'In yenilgisini yazan feci
bir tarih olmustur. Kahraman Dersim son kursununu attiktan, son
fedaisini sehit verdikten sonra seref ve namusla düsmüstür. Türk hükümeti
silah kuvvetiyle ve mertçe çarpisarak degil, kahpece ve korkakça hile
ve oyunlarla civanmert Dersim'ün iyiniyetini kötüye kullanarak, onun
reislerini tuzaga düsürerek imha ettikten sonra, bassiz ve öndersiz
kalan Dersim'in kadin ve çocuklarinin üzerine bogucu ve zehirli gaz
kullanarak yüzler kizartici kahramanligini (!) uygulama serefsizligine
kadar alçalmis, küçülmüs, küçülmüstür.
Yenik ve yikik Dersim'e Türk idaresi baykus kanallarini germis ve
insanligin kurallari disinda özel emir ve yasalarla bu yikintiyi
idareye baslamistir. Dersimi Türklestirmek amaciyla bazi bölgelerde
okullar açilarak Dersim çocuklarina Türkçe okutturmaya, Kültçe
konusmayi yasak etmeye çalismis ve bu konuda o kadar vicdansizca
hareket edilmistir ki, Dersimçe konusan her çocuga her Dersimçe sözcüge
karsilik dört gün okul içinde hapis cezasi uygulamasi kural olarak
konulmustur.
Dersim çocuklarina yapilan telkinlerin basinda alalarinin Türk oldugu,
babalarinin yanlis olarak Dersimlestikleri ve çocuklarin Dersimlüge yöneltilmesinin
yanlis bir sey olup, bu yola Dersimleri yönetenlerin yabancilar oldugu
propaganda edilmistir.
Dersim'in çevre yörelerinde okul ve buna benzer egitim kurumlarinin açilmasi
söyle dursun, yolcularin gözünden uzak olan bu yörelerde halk kendi
haline birakilmis ve her çesit gida, yerlesim ve giyim araçlarindan
yoksun olan bu bölge halki açliktan ve soguktan ölmeye mahkum
edilmistir.
Türk hükümeti geçit yerlerindeki pek ender yerler disinda, Dersim'in
hiçbir tarafinda ne bir yol, ne bir köprü yapmamis, tarim ve ekonomik
hiçbir yardim ve kalkinma aracinin kullanilmasini düsünmemistir. Bu
bilinçli bir durumdur. Çünkü izlenen amaç, kursunla öldürülemeyen
ve hala yersiz, yurtsuz, aç ve çiplak dolasan Kalan Dersimleri beyaz
katliam ile ortadan kaldirmak ve bunlarin biraktiklari bahtsiz yetimlere
kimliklerini unutturarak Türklestirmek olmustur.
Bulun bu insanlik disi önlemlere karsin Dersim'in an Zaza Kürdü-ne
dilini, töresini ve milliyetini uiiullurainayacagini sonunda inanan
uygar (!) Türkiye Cumhuriyeti bu bahtsiz Dersim halkini asirlardan beri
üzerinde yasadigi ana yurdundan uzaklastirmaya karar vermis ve Dersim
halki aç, çiplak, bakmisiz ve perisan bir halde yerlerinden çikartilip
bati illerine sürgün edilmislir. Çogunlugu kadin ve çocuklardan
olusan bu göçmen kafilelerinin batiya aktikça kuruyan bir insan seli
gibi tükenerek, kuruyarak Ege sahillerine kadar ulasabilen kalintilar
oralarda Türklerin yaninda köle gibi hizmete verilmislerdir.
Roma kölelik devrinin bütün zulüm ve gaddarliklarini gölgede
birakan Dersim kölelerinin durumuyla uygar dünya ilgilenmemis ve Türkiye
denilen Dersim cehennemi içinde dram devam etmistir. Türk
diplomatlarini salonlarina uygar ulus temsilcileri diye kabul eden
"Bati demokrasisi" bir an bile Dersimler hakkinda yapilan
cinayetin hesabini sormaya cesaret edememistir,
Batiya sürülen Dersim göçmenlerinden sag kalanlar, on yil sonra yani
1948 yilinda Dersim'e geri gönderilmislerdir. Fakat bu zavallilarin ne
gibi kosullar altinda Ülkelerine dönecekleriyle hükümet asla
ilgilenmemistir. Çünkü dönüs kis mevsimine rastlamis ve Dersim
daglarina serpilen bu biçareler gidasiz, aç, çiplak bir halde
olduklarindan ikinci imha politikasi ürününü almistir.
Dersim'e dönen göçmenlerin durumu ve Dersim'in genel hali hakkinda en
çok tanikligi bizzat bir Türk gazetesinin agzindan dinleyelim.
Istanbul'da çikan "Son Posta" gazetesinin yazarlarindan Osman
Mete 1948 yilinda Dersim'de yaptigi inceleme ve arastirmalar üzerine
sunlari yazmisti:
"Tunç Eli'ne gittim. Burasi
eski Dersim'dir. Issiz ve insandan arindirilmis bu yerleri gezdim.
Kalan'dan Araraî'a kadar, orada bulunan halk ile konustum. Onlar
tahsildardan ve adi bir jandarmadan baska bir hükümet memuru görmemisler.
Köylerin içerisine girdim. Bu köyler yaklasik bes kilometrekare
genisliginde araziler üzerinde kurulmus ve her ev bir küçük tepe üzerine
yerlestirilmistir. Buradaki insanlari görmek ve onlarin yasamlarini ve
ruhunu anlamak istedim. Ama maalesef bizim eski zamanimizdan kalmis hiçbir
eser göremedim. Sa-naat kesinlikle yoktur, ziraat ve ticaret yoktur.
Orada bütün hayatini yüz keçisinin arkasina baglayan çaresiz
insanlari gördüm. Tunç Eli, eski Dersim, besinci asri yasiyor ve bugünkü
gelisen Türkiye'nin sinirlari içinde bulunmasina karsin yirminci asrin
nimetlerinden hiç de yararlanmamis. Nihayet basim döndü ve bir Türk
çocugu olarak duygularim yaralandi ve üzüldüm."
"Tunç Eli vilayet merkezi Kalan'dir. Munzur çayi üzerinde
kurulmus sadece elli haneden olusan bir yer. Bu bogaz da hiçbir
saglikli girisim ve özen görmemis ve yilda burada üç milyon lira
yitiyor. Kalan'da bu köy niçin bu kadar uygun olmayan bir yerde
kurulmus diye sordum. Bana dediler ki, Dersim olaylari temizlendikten
sonra Dersim'de bir il merkezi kurmak için bogazlar komisyonu
tarafindan o dönemin müfettislerinden Abdullah Pasa'ya görev verilmis
ve Abdullah Pasa diger uzmanlarin fikrine karsin bu yeri uygun görmüs.
Uzmanlar itiraz ve sikayette bulunup 'Pasam burada il yapilir mi ve
buraya milyonlar harcanir mi' demelerine karsin Abdullah Pasa düsüncesinde
israr etmis ve il merkezini orada kurmustur.
Burada insanlar sadece keçi gütmekle mesguldürler. Kadinlar özellikle
fazla çalisirlar ve erkekler bos otururlar. Söyle ki, Dersim'de insan
yasami yüzde seksenbes durmus ve kötürüm haldedir. Fikir yoktur,
çünkü okul, medrese yoktur. Medeniyet sartlarinin hiçbir usulü ve
zerresi buraya girmemistir. Onbinlerce insanin nüfus kagidi ve kaydi
bile yoktur. Doktor yoktur, ilaç denilen bir sey orada bilinmemektedir.
Köyleri birbirine baglayan yollar yoktur. Dersim halkindan herhangi
biri hükümet denilince sadece tahsildari ve jandarmayi bilir. Bu yörede
yüzbindenfazla nüfus yasamaktadir. Bu bayagi ve insanlik disi halin
sorumlulugu hükümetimizin düzenledigi heyetlerin olsa gerekir. Çünkü
biz hükümet olarak Dersim'den aliyoruz, fakat Dersim'e bir sey
vermiyoruz. Bu sorumlu durumu devam ettirmeye hakkimiz yoktur."
Iste, bir Türk yazarinin kaleminden fiskiran gerçekler... Iste,
bir Türk çocugunun Dersim bölgesi hakkindaki inceleme ve duygulari...
Iste Türk hükümeti yöneticilerinin medeniyet dünyasina karsi
Dersim'i islah ve medeniyet günesine kavusturma formülleriyle
isledikleri cinayetlerin sonuçlari, yaptiklari soygunculuk ve
hirsizliklarin canli bir kaniti.
Dersim "askeri harekatindan" sonra geçen on yil içinde Türk
hükümetinin Dersim bölgesinde yaptigi, daha dogrusu yapmakta oldugunu
ilan ettigi yenilestirme girisimleri, zavalli Türk milletine sadece
Dersim merkezi için yjlda 3 milyon liraya malolmasina karsin bu
paralardan bir santiminin bile amacina uygun harcanmadigi, idare
adamlarinin cebine indirildigi ve isin dis görünüsünün göz
boyaciligindan baska bir sey olmadigi meydandadir.
2. DERSIM KATLIAMI
4:
Munzur Dersim'in kirvesidir
Dersimliler Munzur ile Dersim arasindaki iliskiyi söyle özetliyor:
"Munzur Dersim'in kirvesidir. Kirvelik bizde kutsaldir. Kirvelik
ikrardir. Biz Dersim'e ölümüne bagliyiz. Ikrarimiz bizim en mukkades
varligimizdir. O varligi her Dersimli korumak zorundadir."
SAVAS
POLAT / OKTAY UÇAR
Munzur Milli Parki ve Dersim'in sonu
anlamina gelen barajlar projesine iliskin bölge halki ve Dersim'deki
sivil toplum örgütleri ile görüstük. Munzur suyu üzerine kurulacak
8 barajin bölgeye hiçbir getirisi olmadigina dikkat çeken bölge
sivil toplum örgütleri ve halk, barajlarin Dersim'deki ekolojik
dengede ciddi tahrifatlar yaratacagini belirtiyorlar. Barajlarin tümüyle
politik amaçlara hizmet ettigini belirten halk, Dersim'in söz konusu
projeyle Dersim'in tarihiyle, kültürüyle, dogasiyla, insaniyla
bitirilmek istenildigini ifade ediyor. Halk ayrica, Munzur suyunun
Dersimliler için manevi bir önemi oldugunu vurguluyor. Dersim'in köylülerinden
Sakine Aytaç, Munzur ile Dersim arasindaki iliskiyi söyle özetliyor:
"Munzur Dersim'in kirvesidir. Kirvelik bizde kutsaldir. Kirvelik
ikrardir. Biz Dersim'e ölümüne bagliyiz. Ikrarimiz bizim en mukkades
varligimizdir. O varligi her Dersimli korumak zorundadir."
Dersim DISK Genel Is Sendikasi Sube
Baskani Hasan Çiçek: Ben aslinda uzunçayir baraji göl sahasinda
arazisi bagi, bahçesi ve evleri kalan bir barajzedeyim. Bu projelerin
esas yapilmasinin nedeni Dersim'i insansizlastirma projesidir. Dersimin
arazisi Munzur Vadisi'nin sag ve solunda olan arazidir. Bu araziler
suyun altinda kaldigi zaman insanlar da göç etmek zorunda kalacaktir.
Bu vadi ciddi bir erozyona ugrar doga güzeligi yok oluyor. Insanlarin
olmadigi yerde dogadan söz etmek mümkün degildir, bundan dolayi baraj
yapimina karsiyim. Daha dogrusu bu projeler politik projelerdir.
Biz Baydami köyünde oturuyorduk bize istimlaktan ödenen para degil 8
kardese, birimize bile yetmedi.
Dersim Egitim Sube Baskani Kemal Tumar:
"Bu barajlar kesinlikle yapilmamalidir. Bu
projelerin sayisiz zararlari vardir. Ülkenin sayili dogal güzelik bölgelerinde
olan Munzur Vadisi'nin imhasi anlamina geliyor. Bu projelerle dogal güzeliklerin
yanisira bazi hayvan türlerinin tükenmesi, bitki örtüsünün
tahribati, Mili Park sinirlarinin ihlali gibi sayisiz zarardan söz
etmek mümkündür . Ancak kayiplara ragmen bu projlerde israr aslinda
niyetin politik oldugunun açik ispatidir. Bu yaklasim ayni zamanda
demokrasiyi ve halki ciddiye almayan bir yönetim anlayisinin göstergesidir.
Sakine
Aytaç/Dersim: "Ben burada baraj istemiyorum. Bu barajlar bizim
ziyaretlerimizi ve inancimizi ortadan kaldiriyor. Dersimli kadinlar
Munzur'a tapiyor. Bize hayat veren Dersim'i ortadan
kaldirmalarina izin vermeyiz. Dersim'i Dersim yapan Munzur'dur. Munzur
bir efsanedir. Munzur Dersim'in kirvesidir. Kirvelik bizde kutsaldir.
Kirvelik ikrardir. Biz Dersim'e ölümüne bagliyiz. Ikrarimiz bizim en
mukkades varligimizdir. O varligi her Dersimli korumak zorundadir. Munzur
vadisi korunmadi mi geyikleri nasil görürüz. Menekselerimiz
yok olur, bitkiler bitmez... Biz bu barajlara asla izin vermeyiz.
Dersim Haber-Sen Sube Baskani Muharrem
Özer: Yapilmasi düsünülen barajlarin ekonomik ömürleri ve enerji
üretimi kaygi vericidir. Barajlar dogayi ve ekolojik dengeyi alt üst
etmektedir. Ülkemizde sadece Munzur Vadisinde bulunan bazi bitki ve
100'e yakin canli kelebek, Bülbül, sürüngen türünden hayvanlarin
yok olmasina sebep olacaktir. Barajlarla birlikte yaklasik 50 civarinda
yerlesim yeri haritadan silinecektir. Bütün bunlar biraraya
getirildiginde bu projelerin üretmekten çok, yok etmeye yarayacagi açikça
görülecektir.
Zarife Turanyildiz/Dersim: Bir
Dersimli olarak bu vadide yapilmasi palanlanan barajlara karsiyim. Bu
vadide, akan suyun kendi dogal haliyle akmasinda yanayim. Dogamizi
tahrip etmesinler. Munzur suyuna karismasinlar. Ben bu suyun
kendi gelenegine hizmet etmesini istiyorum. Munzur bizim ziyaretimizdir.
Bizim inancimiza saldirmasinlar. Onlar inancima saldirdikça ben
inancima daha da baglaniyorum. Munzur baba, oldugu gibi kalsin Ovacik
tatil köyüdür o sekilde inancimiza ve insanlarina hizmet etsin.
Dersim Ses Sube Baskani Hasan Toprak:
Dersimde yapilmasi planlanan barajlar Dersimin dogal dengesini bozar.
Bozulan dogal denge ile birlikte hayvan türlerinin yok edilmesi
anlamina gelir. Bu nedenle Dersim'de yapilmasi düsünülen barajarin
Munzur vadisinin yok olmasina neden olacaktir. Bundan dolayi Dersim'de
barajlarin yapilmasina karsiyim.
Dersim Genel Is Sendikasi Yönetim
Kurulu Üyesi Ali Sen: Dersimlilerin milli degeri olan Munzur Vadisi
oldugu gibi kalmalidir. Munzur Vadisi halkimizin ortak bir degeridir.
Barajlarin doga üzerinde büyük tahribati vardir. Bu vadi bir hiç
ugruna çignenmemelidir. Biz bu vadide alabalik tesisleri, turistik
tesisler ve turistik amaçli oteller kurulmasini istiyoruz, su altinda
kalmasini degil.
Dersim Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü
ve ÖDP Dersim Il Baskani Yusuf Cengiz: Munzur Mili Parki ve vadisi
gerekli turistik yatirimlar yapildigi taktirde yöre halkinin en büyük
geçim kaynagi olur. Bu vadi üzerinde olusturulacak Alabalik tesisleri
turistuk tesisler kayak merkezleri yöreye büyük bir gelir
getirecektir.Ilin ekonomisine büyük bir katkidir. Devletin bu tür
yaatirimlar yapmasi gerekirken barajlar yapmasi. Bu
dogayi tamamen yok etmektedir. Biz bu barajlarin yapilmasini istemiyoruz
Ve bu projeelerde derhal vazgeçilmisini istiyoruz.
Ikinci
Tunceli Kanunu
Barajlar
Projesi Dersim halki ve sivil toplum örgütlerinin düsüncesi
alinmadan gizli planlanip ihaleye açilmistir. Keban'in ömrü zaten
bitmis, burada sürekli degil geçici is imkani yaratiliyor ve il
disindan ucuz ücretle isçi getiriliyor. Eger ekonomiden söz
ediliyorsa Mili Park konumuyla turizm tesfik edilmelidir. Bu kat
ve kat gelir saglayacaktir. Kismi elektirik üretimi deniyor, bir
cografya ve nesli ender bulunan onlarca canli yok edilecek.Tüm bu
degerler denildiginde bunun altinda baska maksatlar çikiyor. Bizce bu
ikinci Tunceli Kanunu'dur. Dersim'i Tunceli yapmada eksik kalan tarih ve
cografya yok edilmek istenilmektedir. Dersim cografyasi 'dize'
getirilmek isteniliyor. Açikçasi Dersim ortadan kaldirilmak
istenilmektedir.
Munzur
vadisinin Dersim halki için tarihi degeri ve morali vardir. Bu corafya
tarihi taze tutuyor. Bu barajlarla birçok ilçenin birbiriyle ve Dersim
merkezle iliskisi kesilmek istenilmektedir. Dersim tamamen dagitilmak
isteniliyor. çatisma ortaminda mezartaslari toplatildi, ziyaretler
bambalandi, yasaklandi ve insanlar göçettirildi. Simdi de barajlar
devereye sokularak Dersim ortada kaldirilmak isteniliyor. Halkin kendi kültürünü
koruyup gelistirmesine izin verilmezken geçimi olan ormancilik, tarim
ve hayvanciilik yok edildi. Halka hizmet deniyor, burada en aci yan,
Dersim halkinin eliyle Dersim yok edilmek isteniliyor. Istimlak bedeli
ugruna bir iki kisinin eliyle tüm halkin tarihi pazarlaniyor.
Munzur
vadisini kurtarmaya yönelik birçok çalisma yürütülüyor. Biz parti
olarak tüm bu çalismalara destek sunacagiz. Parti olarak halkla
beraber çesitli eylemlikler gelistirecegiz. Disimizdaki çalismalar
partimiz ve halkimizla beraber ortaklastirilmali yoksa çalismamiz sonuç
almaz. Yurtdisindaki çalismalara çagrilmamiz kaçinilmazdir. Çünkü
halkla en genis bagi olan partimizdir. Bu yilki festivalde aktiv görev
alacagiz. Dersimi ve Munzur'u kurtarmak için bütün olanaklarimizi
seferber edecegiz.
Bilge Munzur / Zuhal
Stera
Munzur'a gitmek belki de, oralarda
doganlarin dünyanin neresinde olurlarsa olsunlar, en büyük özlemlerinden
biridir. Düslerinden bir parça hep oralara aittir. Çocuklugunda
yasadigi bir kaç yillik bir zaman parçasi olsa da, tüm anilari yine
de kutsaldir. Savrulmustur, bir kez. Agacini, topragini terk etmistir.
Yabanci rüzgarlara tutunan bir yaprak gibidir. Kendisine yabanci olan
topraklarda kök salmaya, tutunmaya çalismaktadir.
Dogdugu topraklar tarihtir. Attigi
her adimda geçmisin sesini duyar. Doga ananin sesini dinler. Yüzyillardir
inatla ayakta duran görkemli agaçlarin, daglarin, nehirlerin,
vadilerde esen rüzgarlarin sesini dinler.
Rüzgarin
sesi o vadilerde yasanmis efsaneleri fisildar. Agaçlar bu sese
dansederek karsilik verir usul usul sallarken yapraklarini. Bazen yasli
bir Dersim kadininin anlattigi masalla dile gelir, bazen de bir sazin
tellerindeki türküde dillendirir kendisini.
Her Dersimli'nin bildigi bir efsanedir
Munzur Efsanesi. Daha küçük bir çocukken ögrenir rüzgarin sesini
dinlemeyi. Munzuru tanir,
onunla dost olur.
Efsaneye
göre Munzur bir çobandir. O
doganin sesini insanin içindeki söylenmemis duygulari bilendir. Bir
bilge, bir doga filozofudur belki de. Munzurun beyi Cemsid yigit bir
Dersim kahramanidir. Ve savasa gider. Bir gün Munzur Cemsid in hanimina
giderek onun helva istedigini söyler. Cemsid'in hanimi "herhalde
Munzur helva yemek istiyor" der ve helvayi yapip Munzur'a verir. Çok
kisa bir süre sonra Munzur geri döner ve helvayi beyine verdigini söyler.
Hanimin tabagi sormasi üzerine ise, tabagin Cemsid'in yaninda oldugunu
söyler. Cemsid savastan döndügü zaman kendisini karsilamaya gelen
halka, beni karsilamaya gelmeden önce Munzur'u ziyaret ediniz der ve
elindeki tabagi gösterir.
O zaman halk Munzur'un pesinden
kosmaya baslar. Munzur elinde bulunan süt dolu kovasi ile kaçarken süt
kovasi dökülür. Ve sütün döküldügü yer bir su kaynagina dönüsür.
40 yerden su akmaya baslar. Munzur kendisini de bir kayanin içine
birakarak gözden kaybolur.
Orada yasayan insanlar için Munzur
suyu kutsaldir. Çogu zaman köylüler Munzur Suyu'nun gözelerinden süt
gibi aktigini gördüklerini söylerler. Ana sütü ile bir tutulur,
benzetmeler hep bu iliski üzerinedir. Bu da Munzur'a iliskin ikinci bir
mitostan kaynagini almaktadir. Munzur Suyu tanriça Anahit'in gögüslerinden
akan süttür inanisa göre. Yani tarihi derinligi tanriçalar dönemine
kadar gitmektedir; vadinin, Munzur Suyu'nun.
Aralarinda kavga olanlar burayi
ziyaret ederken mutlaka barisir, ayni ananin sütünü emmis gibi kardes
olurlar. Sözlesmelerde, yeminlerde Munzur kutsal taniktir, onun suyu içilerek
yemin edilir, sözler baglayici olur. Ilk ziyarette gelen çocuklara
onlari hastaliklardan, kötülüklerden korumasi için kayalarin içindeki
kutsal sayilan topraktan (teberik) bir tutam yedirilir, Munzur Suyu içirilir.
Orada Dersim kadinlar da kendilerine özgü dualara ederler. Dogaya ilk
yakaristir kadinlarin bu dualari.
Evlenenler ilk önce burayi ziyaret
eder. Insanlar oralarda bulunduklari zaman ani içerisinde tüm
davranislarini, sözlerini oranin kutsalligina göre ayarlar.
Dersimli'nin ruhsal sekillenmesinde hem Munzur'un hem diger bütün
efsanelerin önemli yeri vardir.
Ve simdi buralar gömülmek, yok
edilmek, suyun içinde birakilmak isteniyor. Baraj yapilarak tipki
Hasankeyf ve digerleri gibi. Içimizden birseyleri eksiltmek, bizden bir
parçayi çalmak istiyorlar. Bizlere kizdigindan midir bilinmez ama, gözelerinin
kurumaya basladigi söyleniyor. Munzur'a gitmek, kutsal suyunda yikanmak
bir düs ama gerçeklesmeyecek, bir düs olarak kalmamali.
Ve Munzur'un çocuklari olan bizlerin
duyarliligi sözlerimizin ötesine gitmek zorunda.
Not:
GERÇEKLER
-
Mustafa
Kemal Atatürk
-
Ismet
Inönü
-
Celal
Bayar
-
Maraşal
Fevzi Çakmak
Bu
şahıslar Dersim Katliamı yaşanırken Devletin en üst mercilerinde görevliydiler
yorumunu Halkımıza bırakıyoruz.
|