İhsan Sabri Çaglayangilin Anilari.                                                                    

Tanju Cilizoglu

Yil 1937 Şükrü Sökmensüer, Atatürk döneminin ünlü emniyet müdürlerinden , 

Birgün beni çagirdi:
-"Atatürk Diyarbakirda, Singeç köprüsünü açmaya gidecek dedi.
O Tarihte Seyit Riza, Dersimim Kurt lideri. Ayni zamanda Petgamber sulalesinden geliyor kendisi. Seyit rizanin birde dini vasfi var.

Firat, Seytan koprusu (1) denen mevkiide dort metreye kadar daralir. Derinligi de deniz gibidir. 17 metre olur. Burada bir kopru yapmislar, Koprunun basinda bir karakol, Karakoldada 33 askerimiz var. Askerlerin basinda Ismail Haki adinda bir yedek tegmen. Yani ihtiyat Mulazim.

Kopruye Dersimliler bir baskin duzenliyorlar. Baskinda karakol yakiliyor ve 33 askerimizde sehit ediliyor.
Iste bu olay Dersim Isyaninin baslamasidir
Ataturk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor. "bu meseleyi kokunden hallediniz" diye.
Elazigda o donem Muffetis-i Umum-i Abdurahman Dogan pasa var (2)
Malatya Emniyet mudurlugunden birbucuk ay kadar once Ankaraya tayin edilmistim. Vali Ibrahim Etem Akinci sovalye ceteci bir adam. Demirci efeile birlikte Kurtulus savasinda cete kurmus. Vali vekalete sifre cekmis. "emniyet mudurum Ankaraya tayin edildi, biz Elaziga gidip Dersim Harekatini birlikte gormek istiyoruz" diye. O zaman bu isyan olayi ile ilgili turlu rivayetler var.

Uzatmayalim biz Ankaradan musaade istihsal vali Akinci ile birlikte Elazig'a variyoruz. Muffetisi umumi Abdurrahman pasanin misafiri oluyoruz. Istegimizi anlatiyoruz. Kendisine! Dersim harekatini incelemek istiyoruz. Pasa bize "iyiki geldiniz bende yarin orada bir mevkiye gidecegim. Onbes gun once tercuman araciligiyla asiretlerle konustum. Kendilerine Asiretlerin basi olan kisilleri teslim ederseniz harekati durduracagiz, baris yapacagiz dedim. Yarin da son gun. Gidecegimiz mevki boiraz tehlikeli. Ne olacagi belli olmaz. Isterseniz sizide alabilirim" dedi

Yemek yedik. Zeytinyagli sicak bir yemek. Ben aliskin degildim. Hastalandim. Atesim 38. Ama olayida kacirmak istemiyorum. Hasta hasta onceden belirlenen harekat sahasina varmak icin yola ciktik.
Onumuzde ve arkamizda birer kamyon. Biz ortadayiz.Kamyonun birinde askerler var. Digerinde firindan yeni cikmis sicak ekmekler. Yollar devriye dolu.Devriyeler mevzilenmis. Bu arada devriyeler bize hataen ates te actilar. Onlendi.
Gelecegimiz yere geldik. Yuksek bir yerden asagiya indik. Indigimiz yere silahli askerler dizildi. Abdurrahman Pasa muhtemel bir pusuya karsi onlemler aldirmisti. Benim yanimda fotograf makinasi var.
Bir sure bekledik. Ortalarda kimseler yok. Bagirip cagirdik bir tercuman cikti ortaya.
Abdurrahman Pasa:
-Geldinizmi? Dedi.
-Geldik. Dediler.
Ortaya Gogsu bagri acik, uzun boylu levent adamlar cikti.
Abdurrahman pasa gelenlere cuvallarla ekmegi dagitti. Actilar. Hemen ekmekleri kirip yemege basladilar. Kalanlarida koyunlarina soktular.
Pasa onlara sordu:
-Listede yazili olanlari getirecekmisiniz?
-Uc kisi haric on iki kisiyi getirecegiz dediler.
Abdurrahman Pasa: "olmaz" dedi. Onlar da son derece kararli bir bicimde:
-Pasam ne edek olmazsa olmaz dediler.
Asiler daglara siginmislar. Bir mavzerle bir alayi durdurur. Pasa onlara biraz sert: "Devletle bas edemezsiniz"! dedi. Ve ekledi.
-Nicin teslim etmiyorsunuz?
Iclaerinden en uzun boylu olani one cikti:
-Bir kadinin tek kocasi olur. Simdi siz hukumetsiniz. Askeriniz var. Bugun buradasiniz. Sunlari size veririz alir gidersiniz.. Biz yarin yine onlarin eline kaliriz. Bunlar, bu agalar bizim kulumuzu attirirlar. Siz Dersime'e giremiyorsunuz. Jandarmanizi sokamiyorsunuz...
Abdurrahman Pasa durdu. Dusundu. Sonra tercumana sunlari soyledi:
-Ben Kastamonuluyum.Kastamonunun tarihini bilirmisiniz? Sehrin ortasinda bir nehir akar. Etraf birdenbire dag gibi meyillenir. Vaktiyle bir tarafinda Kastlar ote tarafinda Tumanlar varmis. Sehri bunlar kurmus. Bunun icin "KASTUMAN" demisler. Kelime zamanla Kastamonu olmus. Sizin asiretinizde bu gun "DEMENAN". Siz benim akrabamsiniz. Atalarimiz bir yerde bulusurlar.
Yapmayin. Size onbes gun daha izin vereyim. Gidin ve onbesgun sonra bu listedekileri getirin" dedi
O litede Seyit Riza da var. Ve teslim etmeyecekleri uc kisiden biri de Seyit Riza. Bende bu olayin resimlerini cektim.
Erkan-i Harp, Kurmay Albay Neset Bey, Canakkale valisi oldugumda bu zati Canakkale grnizon kumandani olarak buldum.
Asilerle konusmaktan dondugumuzde Nesat Albay bize: "Bu isleri hep Seyit Riza yapiyor, Seyit Riza Peygamber sulalesinden degil. Kendisine Kucukken hastalik gelmis. Ailesine demisler ki bunu kundagiyla kiliseye goturun birakin sabahleyin alin bir seyi kalmaz. (3)
Denileni yapmislar. Birakip sabahleyin almislar. Rivayete gore cocuklar degismis". Nesat Pasa iddia ediyorki Seyit Riza Peygamber sulalesinden degil.
Seyit Riza buyumus. Seytan koprusu'nu yikmis. Dini lider olmus. Dersimlilerin basina gecmis. Dersim Isyanini da o idare ediyormus.

Bu olaylardan sonra Ankaraya dondum. Onbes gunluk ikinci muddet bitmis Abdurrahman Pasaya listedekileri teslim etmemisler.
Aradan Aylar gecti. Seyit Riza ve cevresi yakalandi. Mahkemeleri suruyor. Iste bu sirada Ataturk Diyarbakirdaki yeni yapilan Singec Koprusu'nu acmaya gidecek. Elazig'a da gelecek Karayoluyla Singec Koprusune gececek.

Emniyet genelmuduru Sukru Sokmensuer bey bana diyorki "Ataturk Singec Koprusunu acmaya gidecek. Dersim Harekati bitti. Beyaz donlu alti bin dogulu Elaziga dolmus. Ataturkten Seyit Rizanin hayatini bagislamasini isteyecekler. Buna meydan vermeyelim".
1937 yilinda resmi tatil gunu cumartesi ogleden sonra, Ataturk pazartesi gunu Elazig'a gelecek. Bizden istenenler "asilacak asilsin" ve Ataturk'un karsisina beyaz donlular ciktigi zaman is isten gecmis olsun.
O donemde Elazig valisi Sefik Bey, Savci Hatemi Senihi bey, Emniyet Muduru Serezli Ibrahim bey, Savci yardimcisi arkadasim, Sukru sokmensuer "sivillerden Emniyet Genel Mudurlugunun siyasi subesinden istediklerini al. Ataturkun Istasyondan Halkevine kadar korunmasi da size ait" dedi.Basta Macar Mustafa olmak uzere alti kisi alip yola ciktim. Trenle Elaziga vardim.Emniyet Muduru Ibrahim beye gittim. Savci icin "Kuraldis bir sey yapmaz, Mumkun degil " dedi.

Savciya gittim. Durumu kendisine anlattim. Bana bu konuda hukumettende sifre aldigini, ama mahkemelerin cumartesi tatil oldugunu, tatildeyse sonuc almanin mumkun olmadigini bildirdi. Ve ekledi. "bende mahkemeleri etkileyemem". Oysaki biz mahkemenin kararini Ataturk gelmeden once vermesi ve gereginin yapilmasini, Ataturk geldiginde Seyit Riza meselesinin kapanmis olmasini istiyorduk. Ben bunu halletmek icin hukumet tarafindan buraya gonderilmistim.

Savci yardimcisi hukuktan sinif arkadasim. Bana "sen valiye soyle bu savci rapor alsin gitsin. Ben senin istedigini yaparim" dedi.
Biz mahkemenin tatil gunu islemesini ve alinacak sonucun infazini istiyorduk.
Savci rapor aldi. Arkadasim vekil olarak savcinin yerine gecti.
Mahkeme hakiminin evine gittim. Gittigimde hakim mahkemenin aldigi karari evinde yaziyordu.
Hakimle konustuk. Kendisi karari daktiloya cektirmekle mesguldu. Devir CHP devri. Herkes cekiniyor. Hakim bana: "Cumartesi mahkeme toplanmaz ancak pazartesi gunu mahkeme mahkemeyi toplar karari veririz. Sali gunude idam hukumlerini yerine getiririz" dedi.

O zaman Dorduncu bolgede Temyiz haki yoktu.
Abdurrahman pasa Sikiyonetim kumandani olarak karari tasdik edecek. O da "Yukaridaki karar tasdik olunur" demis basmis bos kagida imzasini. Yukariya "Abdurrahman Poasanin idami" diye yazsaniz kendisi idam edilecek.
Hakime deikki:
Bu dediginiz gun Ataturk geliyor. Maksat hasilolmuyor ki. Hakim "Baskaca bir sey yapilamaz"diyerek kestirdi atti. Bende kendisine sordum:
-Sizin saat besten sonra davaya devam ettiginiz olmuyormu?
-Oooo cok oluyor cevabini verdi.
-Eee sonradan Bes saat ihlal ediyorsunuz da Bastan bes saat ihlal etseniz olmuyormu? Yani pazar aksami sahurdan sonra mahkemeyi acariz.
Hakim:
-Elektrikler kesiliyor dedi.

Onada care bulduk. Otomobil farlariyla hapishaneyi aydinlatiriz. Halkevine luksler koyariz.
Hakim bu defa :
Samiin yok , dedi
Ona da care bulduk. Samiin de getiririz.
-Kac kisi asilacak?
-Onu karardan once soyleyemem dedi. Ama ekledi: "Savci 27 kisinin idamini istedi".
-Biz ona gore mi hazirligimizi yapalim?
-Bilmem dedi.

Ceza infazi kanunu her asilanin ayri bir yerde asilmasini, asilanlarin birbirini gormemesini emrediyordu. Bu sarti da yerine getirmeye calistik. Her meydana dort sehpa kuduk. Vali bir de Cingene cellat buldu. Gece 12:00 de hapishaneye gittik. Farlarla cevreyi aydinlattik Mahkemenin 72 sanigi var.

BENI ASMAYA MI GELDINIZ ?

Saniklari aldik. Mahkemeye goturduk. Cingene de geldi. Adam basina on lira istedi "Peki" dedik.
Saniklar Turkce bilmiyor. Mahkeme karari acikladi Yedi kisi olum cezasina carptirilmis, saniklardan bazilari beraat etmis bazilarida cesitli hapis cezalarina carptirilmisti.
Kararlar okununca saniklar ilk anda anlamadilar. Idam "tunne" diye bir vaveyla koptu.
Biz Seyit Riza'yi aldik. Otomobilde benimle polis muduru Ibrahim'in arasina oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanindaki meydanda durdu.
Seyit Riza Sehpalari gorunce durumu anladi.
-Asacaksiniz; dedi ve bana dondu.
"Sen Ankaradan beni asmak icin mi geldin"? Bakistik. Ilk kez idam edilecek bir insanla yuz yuze geliyordum. Bana guldu.
Savci namaz kilip kilmayacagini sordu.Istemedi. Son sozunu sorduk.
-Kirk liram ve saatim var. Ogluma verirsiniz, dedi.
Bu sirada Findik Hafiz asilirken gormesin diye pencerenin onunde durdum.
Findik Hafiz'in idami bitti. Seyit Rizayi Meydana cikardik. Hava soguktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Riza Meydan insan doluymus gibi, sessizlige ve bosluga hitabetti.
-Evladi Kerbelayimi, Be gunayimi, Ayibo Zulimo, Cinayeta. (Evlad-i Kerbelayiz, gunahsiziz, ayiptir, zulumdur, cinayettir.) dedi.Benim tuylerim diken diken oldu. Bu yasli adam rap - rap yurudu. Cingeneyi itti. Ipi boynuna gecirdi. Sandalyeye ayagiyla tekme vurdu. Infazi yapti.

..................................................................................................................................................................................................................................

DOĞU FACİASI "DERSİM "                    

 

SON DEVRIN DIN MAZLUMLARI 

NECIP FAZIL KISAKÜREK

(Son Devrin Din Mazlumlari, Büyük Doğu Yayınlari 10. basim, Nisan 1990, adlı kitabının DOGU FACİASI bölümünden aynen alınmıştır.) 

En aşağı 50.000 müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve mânasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez.
Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki mâsum çocuğun Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi... Kendisinin öğretmen ve köy halkıyle alâkasız bir şahıs olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin, kalasla itilip alevler içine atılması ve karşı -sında sigara içilmesi... Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün bir köy halkı... Annesinin karnından sivri uçlu âletle çıkartıldıktan sonra yaşamakta devam eden ve
hala topuğunda bu sivri uçlu âletin izini taşıyan çocuk... Bir dere içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getiren cellâdın bulunması bir hayli zorluğa yol açan yirmi mâsum... Ve buna benzer daha neler, dalıa neler!..
Cesetleri değil, mânaları muhakeme ve idam eden tarih, bakalım bu 50.000, çocuk, genç, ihtiyar, kız, kadın, hasta, alil müslüman cesedine karşılık kaç ferdin mânası üzerinde ebedî idam karari verecektir?
Elâzığ Ortaokulunda okuyan iki çocuk... Tatili geçirmek üzere memleketleri olan Hozat'a geliyorlar ve facianın tam üstüne düşüyorlar. Hozat yakınlanndaki köylerine geldikleri zaman babaları Yusuf Cemil'in öldürtülmüş olduğunu öğreniyorlar ve ağlama ya başlıyorlar. Onlara şu karşılık veriliyor:
"- Sizi de onun yanına götüreceğiz!"
Çocuklar odadan sürükletilerek çıkartılıyor ve jandarma muhafazasında gittikleri yolda süngületiliyorlar. Böylece babalarnin yanına gönderilmişlerdir.
Her evi ayrı ayrı tutuşturulduktan sonra dört bir etrafı ayrıca çalı çırpı içine alınıp alev alev yakılan bir köyden, deli gibi bir adam çıkıp, çalı yığınları gerisinde manzarayı seyredenlere doğru ilerliyor ve haykırıyor:
"Durun, ben köy ahalisinden değilim! Muallimim! Müsaade edin, kendimi size isbat edeyim!"
Fakat sözüne mukabele, bir kalasla itilerek alevler içine atılması oluyor. Adam, evvelâ göğsünün kılları tutuşarak alev alev yanarken, çalı yığınlari gerisinde âmir, zevk ve istihza ile sigarasını içmektedir. (Bu vak'a, bana, 1944 yılında, Eğridir'de askerliğimi yaparken, resmî şahıslar huzurunda, yanan adama karşı sigarasını zevkle içtiğini söyleyen Amirden bizzat dinleyenlerce anlatılmıştır.)
Yusuf Cemil'in köyünden 200 kadın ve çocuk öldürtülmüş ve bunların cesetleri buğday sapları üzerinde yakılmıştır. Öldürülenler arasında, Elâzığ'da askerliğini yapan ve o sırada izinli olarak köyünde bulunan Rüstem adında biri de vardır. Bu zavallı, mezun olduğunu ve isterlerse hüvviyet ve izin kâğıdını da gösterebileceğini söylediği halde derdini dinletemiyor ve dört çocuğu ile seksenlik anası arasında, onlarla berabır, kurşunlanıyor.

Hozat'ın Karaca köyünden Cafer oğlu Kasım... Bu adam, o tarihten 30 sene kadar evvel Amerika'ya gitmiş, orada 15 yıl kalmış, epeyce para kazanmış ve sonra köyüne dönmüştür. Kasım, Amerika dönüşünde, Birinci Dünya Harbinde Kafkas cephesi
Köprüköy muharebesinde şehit düşen kardeşi Yüzbaşı Şükrü'nün iki çocuklu karısı Şirin Hatun'la evlenmiş, Hozata gelip yerleşmiş, orada bir mağaza açmış ve ticarete başlamıştır. Hükûmetle de bazı taahhüt işlerine girişmektedir. Dersim hareketi esnasında, işbu Cafer oğlu Kasım, taahhüt bedelinden alacağı olan 6.000 lirayı tahsil etmek üzere Ovacık Kaymakamlığına müracaat ediyor. Muamelesini tekemmül ettirip parayı kendisine veriyorlar.
Muamele biter bitmez "Seni Hozat'tan çağırıyorlar!" diyerek,onu, mahfuzen yola çıkariyorlar. Cafer oğlu Kasım, kasabadan ayrıldıktan bir saat sonra jandarmalara öldürtülüyor. Koynundaki 6.000 lira da, iki alâkalı idare âmiri arasında taksim ediliyor.

Zavallının zevcesi Şirin Hatun, o esnada, dört çocuğuyla birlikte, komşularına oturmaya gitmiştir. Kadın, evine döndüğü zaman bir de görüyor ki, kapısı kırılmiş ve bütün eşyası etrafa dökülüp saçılmıştır. Haykırmaya başlıyor:
"- Yetişin, evimize eşkiya girdi!.."
Bu feryadına karşılık olarak kadın, kapısının önünde, çocuklarıyla beraber öldürülüyor ve dolgun miktarda altını, parası ve eşyası yağma ediliyor.
Bu arada Hozat'ın Zımbık köyünde (Şekspir)in hayaline bile taş çıkartacak, bir vak'a cereyan etmektedir. Erkekleri tamamıyle doğranmış olan köyün 100 kadar kadın ve çocuğu, sivri uçlu âletle (süngü) öldürülüyor.Oldurulen kadinlar arasinda biri doğurmak üzere bir gebedir. Bu kadının karnına giren sivri uçlu alet, barsaklarını yere döküyor, rahmini parçalıyor ve kendisini öldürüyor. Tehlike geçtikten sonra gizlendikleri yerden çıkan birkaç kadın, ölüleri gözden geçirirken, bu kadının rahminden düşen çocuğun sag olduğunu dehşetler içinde görüyorlar. Muazzam bir kader cilvesi olarak yaşamakta devam eden çocuğu alıyorlar,emzirtip büyütüyorlar ve ona "Besi" adını koyuyorlar. Bu kız bugün hâlâ aynı köyde ve hayattadır. Sivri uçlu alet annesinin karnına girip rahmini deldiği zaman da onun topukçuğunda bir yara açmıştır ve kız hâlâ bu yarayı topuğunda taşimaktadır.


(24 yil evvelki Büyük Doğu 'lardan)


Hozat'ın Dolantanır köyünden Veli isminde bir genç, Elâzığ Muallim Mektebinde okuduktan sonra öğretmen olarak Trakya'ya gönderilmiş, orada evlenmiş, 3 çocuk sahibi olmuş ve tam da Dersim hareketi başlamak üzereyken, karısı ve çocuklarıyle, yaz tatilini geçirmek üzere köyüne gitmiştir. Genç muallimin köyü, erkekli ve kadınlı, çocuklu ve ihtiyarlı doğranırken, kendisi, karısı ve çocukları da aynı âkıbete mahkûm edilmiş ve cesetleri yakılmıştır.

Mazgirt Tersemek nahiyesinin halkı doğranmakta... Merhamet sahiplerinden biri, birle on yaşı arasında 20 kadar çocuğu alıp bir derenin içine saklamıştır.Vazivet birden haber aliniyor.
Cocuklarin oldurulmeleri emriveriliyor. Fakat bu emri yerine getirebilecek kimse zuhur edemiyor. En katı yürekliler bile, böyle müdafaasız mâsumlara silâh kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyorlar. Tecrübe birkaç defa akamete uğruyor ve hayli sıkıntı mevzuu oluyor. Nihayet en kara yüzlü çingenelerden daha karanlık suratlı bir adam bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 mâsumun işi bitiriliyor.
Murat suyunun kandan kıpkızıl aktığını görenler olmustur.
Celâl Bayar'ın Başvekil ve Mareşal Fevzi Çakmak'in Genelkurmay Başkanı bulunduğu 1938 yılında cereyan eden Dersim faciası, bütünleştirilmesini okuyucularimizin hayaline ve istikbaldeki tarihçinin kalemine bıraktığımız birkaç teferruat çizgisi halinde budur! Dayandığı tek sebep de birtakım âsâyişsizlik ve itaatsizlik bahanesi altında, bütün Doğu Anadolu'yu kapsayıcı olarak, o mıntıkanın bir türlü sulandırılamayan koyu İslâmi rengidir.
Bir kıvılcım halinde gösterdiğimiz Dersim yangınının kömürleştirilmiş 50.000 cesedinde, kutup şahsiyetler dışı bir yığın olarak din mazlumluğuııun
en çarpıcı levhasını seyredebilirsiniz.

 

 

 Anasayfa

Genç Aleviler Harekatı