|
Malatya Katliamı
( Bu Yazı
Aleviyol dergisini düzenleyen Canlarimizdan alinmistir )
MALATYA OLAYLARI
1. Hazirlik Süreci
a) Giris
Malatya’da meydana gelen olaylari degerlendirmeden önce, bu kentin
siyasi ve inançsal yapisinin bilinmesinde yarar vardir. 1990 genel nüfus
sayimina göre Malatya’nin nüfusu 702.055’dir. Kent nüfusunun yüzde
30’unu Alevi, yüzde 70’ini Sünni toplulugu olusturmaktadir. Alevilerin
yogunlukta oldugu ilçeler Arguvan, Arapgir, Dogansehir, Akçadag,
Hekimhan’dir. Yesilyurt ve Darende ilçelerinde ve köylerinde yerlesik
Alevilerin sayisi azdir. Pütürge’de ise Alevilerin yerlesik oldugu
yalnizca dört köy bulunmaktadir.
Malatya merkezinde Alevilerin yogun oldugu mahalleler, Basharik, Gürsel,
Çavusoglu, Özalper (Samanharki), Çilesiz, Firat, Küçük Mustafapasa,
Samanli, Ata, Asagibaglar’dir. Diger mahallelerde az sayida Alevi
yerlesiktir.
Malatya’nin siyasi yapisinin zaman dilimi içinde önemli degisimler
yasamis oldugunu görürüz. 1946’da çok partili döneme geçilmistir.
Kurulan siyasi partilerden biri DP’dir. DP halka yapilan baskilarin ve
yoksullugun karsisinda oldugunu belirterek özgürlüklerin savunuculugunu
yapiyordu. Aleviler, Osmanli’dan beri horlanmislar, baski ve
katliamlarla karsilasmislardir. DP’nin özgürlük söylemlerine inanan
Aleviler, 1950, 1954 ve 1957 yillarinda yapilan milletvekili genel
seçimlerinde oylarinin yaklasik olarak yüzde 70’ini DP’ye, kalanini da
CHP’ye veriyorlardi. Sünni toplulugunun büyük çogunlugu (yüzde 70) ise,
Ismet Inönü’ye tutkularindan dolayi oylarini CHP’ye veriyorlardi. 27
Mayis 1960 askeri darbesiyle DP kapatildi. 1961 Anayasasi hazirlandi.
1961 Anayasasi bazi yenilikler, temel hak ve özgürlüklere iliskin önemli
düzenlemeler içeriyordu. Buna bagli olarak memurlar örgütlenmeye
basladilar. Sivil örgütlerin içinde nicel ve nitel olarak en önemlisi,
ögretmenlerin kurdugu TÖS’dü. TÖS’e üye ögretmenlerin tümüne yakini
solcu ve demokratti. Köylerde genellikle TÖS üyesi ögretmenler
çalisiyordu. Bu arada, demokrasi ve emek yanlisi TIP’in de yandaslari
çogaliyordu.
1950’li onyil boyunca DP’ye oy veren Aleviler, bu kez sol partilere
yöneldiler. 1965 milletvekili genel seçimlerinde Alevilerin çogunlugu
CHP’ye, bir bölümü de TIP’e oy verdi. Önceki seçimlerde CHP’ye oy veren
Sünni toplulugu, bu kez DP’nin devami olan AP’yi ve diger sag partileri
desteklemeye yöneldi. Böylece Malatya’da siyasal yapilanmanin üzerinde
bulundugu zemin sürekli degisiyordu.
1973 milletvekili genel seçimlerinde MSP, 29.139; AP, 20.224; MHP, 2.686
ve CHP, 64.442 oy almislardi. Görülecegi üzere, çalkantili yillarin
baslarinda, siyasal Islâmcilarin agirlikli oldugu MSP kentte önemli
ölçüde taban olusturmustu. Bu siyasal gelismeler sag-sol ayrisimini da
birlikte getirdi. Sag siyasi iktidarlarin (1950’den günümüze sag
partiler iktidardadir) destegiyle kurulan ve korunarak gelistirilen
Komünizmle Mücadele Dernekleri, Ülkü Ocaklari, Akincilar Dernegi gibi
sag dernekler güçlenirken; karsit sol örgütler de olusuyordu.
Bu ideolojik örgütlenmeler, giderek karsilikli çatismalara dönüstü. Sag
örgütler, genellikle dini kullanarak karsitlarina saldiriyorlardi. Sol
örgütler ise, “Demokrasi, esitlik ve özgürlük” söylemiyle taban
olusturmaya çalisiyorlardi. Siyasal ayrisim körüklendikçe Aleviler sol
partilere, özellikle CHP’ye blok halinde oy vermeye yöneldiler. 1977
milletvekili genel seçimlerinde CHP, 99.107; AP, 32.224; MSP, 38.516;
MHP, 17.371 oy aldilar. 1
Bu seçimlerde MHP ve MSP’nin oylari büyük artis göstermistir. Türkiye
genelinde sag siyasal iktidarlar tarafindan körüklenerek gelistirilen
ideolojik ayrisimin yogunlastigi illerden biri Malatya’dir. Malatya’da
Alevi-Sünni ayrisimi yaratmak amaciyla “Mum söndü” tiyatro getirerek
Aleviler küçük düsürülmeye çalisildi. Nitekim Alevilerin bu oyuna
tepkileri sert olmustu. Camilerde de Alevilere yönelik horlayici,
suçlayici vaazlar veriliyordu. “Türk-Islam sentezi” dogrultusunda
konferanslar, paneller düzenleniyor, irk ve inanç ayriligi körükleniyor,
bu ayrimlar üzerinden saldirilar tertiplenmeye çalisiliyordu.
Gelismelerde, ABD’nin gönderdigi “Baris Gönüllüleri”nin de oldukça
önemli etkileri oldugunu belirtmek gerekiyor. ABD, Sosyalist Blok’un
gelismesini kendine yönelik bir tehdit olarak algilamis, bunun
karsisinda da bazi ülkeleri öncü karakol olarak kullanmayi amaçlamisti.
Türkiye, Sovyetler Birligi’yle karadan ve denizden komsuydu. Bu yüzden,
Türkiye ABD için önemli bir ileri karakol islevi üstlenebilirdi, ancak
bunun için Türkiye’nin Sovyet nüfuzuna girmesini önleyecek tedbirler
almak gerekmekteydi. Türkiye’deki devrimci gelismeler ve örgütlenmeler,
bu amaçla engellenmeye çalisildi. Devrimci ve demokrat kitle
örgütlerinin karsisinda duracak irkçi-seriatçi örgütlenmelere yönelindi.
Bununla da yetinmeyen ABD, özel yetistirilmis uzmanlarini Baris
Gönüllüleri adiyla Türkiye’ye göndermeye basladi. Baris Gönüllülerinin,
Türkiye’deki feodal, etnik ve mezhepsel (Alevi-Sünni, Kürt-Türk)
ayrisimin yogun oldugu bölgelerde (Dogu, Iç ve Güneydogu Anadolu)
çalismasi isteniyordu. Her türlü gereksinmeleri karsilanan Baris
Gönüllüleri, istenilen bölgelerde görevlendirildiler.
Baris Gönüllüleri, Türkiye’de ne is yapacaklardi? Gelislerinin nedeni
gerçekten baris için olamazdi, çünkü Türkiye’de o dönem iç savas yoktu.
Eger baris istiyorlarsa öncelikle kendi ülkelerine baksinlardi. ABD’deki
Kizilderililere yönelik baski ve soykirimina engel olsunlar, kendi
ülkelerinde iç barisi saglasinlar, Vietnam’a ve Kore’ye asker
gönderilmesini engellesinlerdi. Elbette, kendi ülkelerindeki
olumsuzluklari görmezlikten gelerek Türkiye’de barisi sözümona saglamaya
gelmelerinin altinda gizli bir amaç bulunmaktaydi. Dogu ve Güneydogu
Anadolu’da feodal yapinin halen önemli ölçüde devam ettigini iyi bilen
ABD, bu bölgelerdeki asiretler, inançsal topluluklar arasindaki
çeliskileri saptamaya çalisiyordu.
Baris Gönüllülerinin bir bölümü Malatya’da çalismaya basladi. Öncelikle
Alevilerle Sünnilerin iç içe yasadigi ve yogunlukta oldugu ilçelerde
çalismayi yeglemislerdi. Baris Gönüllülerinin çalismalarindan kusku
duyan Akçadag’in köylerinden bir grup (Süleyman Kirteke, Resoali Erdogdu,
Köse Polat, Teslim Töre ve arkadaslari) ortak bildiriyle tepkilerini
duyurmaya çalistilar, ama tutuklanarak cezaevine konuldular. Malatya
Agir Ceza Mahkemesinde, 1969/158 nolu dosyayla yargilanan bu kisiler,
daha sonra beraat ettiler. Malatya'daki gerici ve irkçi saldirilar,
Baris Gönüllülerinin Malatya'da çalistiklari dönemde baslamisti. Böylece
ideolojik ve inançsal ayrisim saldiriya dönüstü. Asagida, bu
saldirilardan birkaç örnek, çesitli boyutlariyla ele alinacak.
b) Kemal Abbas Altunkas olayi (1968)
Kemal Abbas Altunkas, 27 Mayis 1960'da Tunceli'de Milli Egitim Müdürüdür.
27 Mayis 1960 askeri darbesi sonrasi Nevsehir'e ögretmen olarak atanir.
Bir süre sonra Malatya Turan Emeksiz Lisesine edebiyat ögretmeni olarak
gelir. Kemal Abbas, güzel siir okur, hos sohbetlidir. Nurculara karsi
tepkiseldir ve tepkisini her ortamda çekincesiz göstermektedir.
Malatya'da kisa sürede çevre edinir. En yakin arkadaslarindan biri, CHP
Il yönetiminde bulunan Turan Akyol'dur.(Daha sonra MSP'den Malatya
milletvekili seçildi.) Kemal Abbas, Turan Akyol'un babasina ait Firat
Palas Oteli’nin bos bir odasinda özel ders vermeye baslar.
1967-68'de Malatya'da sag-sol ayrisimi keskinlesmeye, saldirilar
yasanmaya baslar. Kemal Abbas, hem TÖS'ün üyesi, hem Tuncelili ve Alevi
kökenlidir. Sag örgütler, Malatya'da Alevi-Sünni ayrisimini körüklemek
için her yöntemi denemektedirler. Kemal Abbas'i hedefleyen bir plan
hazirlanir. Kemal Abbas'in özel ders verdigi ögrenciler arasinda sag
görüslü, Yakinca kasabasinda yoksul ve problemli bir ailenin çocugu olan
Kenan Çirak da bulunmaktadir. Irkçi örgütler çikar karsiliginda Kenan
Çirak'i piyon olarak seçerler. Kamuoyunu etkileyecek olayin senaryosu
hazirlanir. 18.01.1968 günü aksamidir. Kemal Abbas, özel ders verdigi
ögrencileri için otele gelir, ders notlarini alarak odasina çikar. Kenan
Çirak da gelmistir. "Hocam kahve mi, çay mi içersiniz?" diye sorar.
Kemal Abbas, "Sade bir kahve ve su getir" yanitini verir. Tepsi üzerinde
kahve ve su gelir. Kemal Abbas, bir yandan kahvesini yudumlamakta, bir
yandan da o günün ders konusunu anlatmaktadir. Kahve bitmistir, Kemal
Abbas derin bir dalginligin içinde uyur gibidir. Bir süre sonra Kenan
Çirak, Kemal Abbas'in kesik erkeklik organini elinde sallayarak disariya
firlamis ve "Bana tecavüz etmek isterken uzvunu kestim..." diye sokakta
bagirmaya baslamistir. Bunun üzerine otel katibi Kemal Abbas'in
bulundugu odaya girer. Kemal Abbas, somyanin üstünde dalgin dalgin
oturmaktadir; yere akan kan pihtilasmistir. Gel gör ki Kemal Abbas, aci
duyduguna iliskin herhangi bir belirti vermedigi gibi, yerinden dahi
kipirdamamistir.
Otel katibi karsilastigi acili olayi polise ve ailesine bildirir. Kisa
bir süre içinde Kemal Abbas, Kayseri Tip Fakültesine yetistirilmek üzere
karayoluyla yola çikarilir. dört saat sonra Kayseri Tip Fakültesine
ulastirilir. Olayin üzerinden bes saat gibi uzun bir süre geçmistir.
Bunca süreye karsin Kemal Abbas halen baygin ve gelismelerden
habersizdir. Ilk müdahale sirasinda yapilan tahlil sonuçlarina göre,
uyusturuldugu ve halen uyusturucunun etkisinin geçmedigini belirten
rapor verilir. Kayseri’de, Istanbul'daki Tip Fakültelerinden birine
acilen yetistirilmesi gerektigi söylendigi için, hemen karayoluyla
Istanbul'a hareket edilir. Istanbul'da da, uyusturulduguna dair rapor
verilir.
Firat Palas Oteli’nde meydana gelen olaydan 15-20 dakika sonra yüzlerce
sag görüslü kisi hükümet binasinin önünde gösteri yapmaya baslamistir.
Ayni anda, olayin ayrintilariyla yer aldigi sag görüslü Beydagi Gazetesi
de mahallelerde, kahvelerde dagitilmaktadir. Oysa, Beydagi Gazetesinin
matbaasinin makinesi eski tip, el dizgilidir. Böyle bir haberin elle
dizgisinin yapilmasi için en azindan 5-6 saat zamana gereksinme vardi.
Demek ki, hazirlanan senaryonun dogrultusunda haber çok önceden
dizilerek hazirlanmistir.
Sag örgütler, olayi protesto etmek amaciyla bir miting düzenleme karari
alir. Bu yönde hazirliklar sürerken; Alevilere ait ev ve isyerlerinin
isaretlendigi görülür. Saldiri duyumunu alan Aleviler, güvenlikleri için
belirli noktalarda nöbet tutmaya baslar. Malatya'nin cadde ve sokaklari
insanlarla dolmustur. En ufak bir kiskirtma ve tartismanin yüzlerce
insanin ölümüne neden olabilecegi bir gerginlik hüküm sürmektedir.
Mitingin iptali için, Malatya Valiligine, Savciya, Basbakana,
Cumhurbaskanina ve Içisleri Bakanina telgraflar çekilmeye, telefonlar
edilmeye baslanir. Sehir merkezinde alinmis olan olaganüstü güvenlik
önlemleri de artirilmistir. Valilik, mitingin güzergahini degistirerek
sehir disina tasir. Bu gerginlik birkaç gün devam eder.
Malatya'da bu olumsuz gelismeler olurken; Milli Egitim Bakani, Kemal
Abbas'i açiga alir. Kemal Abbas'in avukatlari, açiga alinmanin yanli bir
sorusturmanin sonucu oldugunu ileri sürerek Danistay'a dava açarlar.
Danistay 5. Dairesi, gerekli belgeleri degerlendirerek E:1969/2553,
K:1970/1957 ve 05. 05. 1970'de, olayin tertip oldugunu belirtir ve açiga
alinma kararini iptal eder.
Kemal Abbas'in davasi, güvenlik gerekçesiyle Samsun'a nakledilir. Samsun
sorgu yargici, E:1969/22, K:1969/216 sayili ve 18. 11.1969 günlü
karariyla olayin komplo olduguna karar verir. Daha sonra Samsun Agir
Ceza Mahkemesinde görülen davada Kenan Çirak agir hapis cezasina
çarptirilir.
c) Hekimhan Olayi (1968)
Hekimhan’in AP’li Belediye Baskani Ali Akyüz ile AP Ilçe Baskani ve Il
Genel Meclisi Üyesi Turan Garipagaoglu'nun öncülük ettigi sagci
militanlar, 15 Aralik 1968'de Hekimhan Lisesi'nde görevli sol görüslü
ögretmenlere ve ögrencilere "vurun Alevilere, komünistlere" slogani
esliginde, cop ve siselerle saldirirlar. Çok sayida ögrenci yaralanir.
Lisede görevli 13 ögretmen, jandarmanin gözetiminde okuldan alinarak
Malatya'ya götürülür. Daha sonra bu ögretmenlerden solcu ve Alevi
olanlar kar-kis demeden degisik yerlere sürgün edilirler. Birçok ögrenci
de okuldan uzaklastirilir. 2
d) 2 Subat Mitingi (1975) [Home]
Devlet destekli irkçi-seriatçi örgütlerin mensuplarinin, gözlerini
kirpmadan karsitlarini öldürdügü yillardi 1970’ler. Bireysel saldirilar
ve öldürmeler giderek toplu saldirilara dönüsüyordu. Yogunlasan fasist
saldirilari kinamak, devlet yetkililerini uyarmak amaciyla Malatya'daki
demokratik kitle örgütleri bir araya gelir ve "Fasizmi protesto” adiyla
bir miting düzenleme karari alirlar. Gerekli yasal islemler tamamlanir
ve izin alinir.
2 Subat 1975 günü Inönü Caddesi’nin üzerinde bulunan Kiz Meslek
Lisesi'nin önünde on bin kisi toplandi. Yürüyüs sirasinda yolda
katilanlarla yürüyüsçülerin sayisi 30 bine ulasmisti. Yürüyüs halindeki
kitle, güzergah üzerindeki binalarda oturanlar tarafindan alkislaniyordu.
Disiplinli, sessiz ve çok katilimli yürüyüs korteji Atatürk Aniti'nin
önüne geldi. Saygi durusundan sonra dagilinacagi sirada, ortaya Ülkü
Ocakli bir grup çikti. Tahrik edici slogan ve küfürlerle hakaret etmeye
basladilar. Bu sirada emniyet güçleri
dagilmakta olan topluluga copla saldirarak miting alanini savas alanina
dönüstürdüler. 22’si agir olmak üzere aralarinda kadin ve çocuklarin da
oldugu yüzlerce kisi yaralandi. Saldiri sonrasi ülkücüler polisleri
omuzlarina almis alkisliyorlardi.
Polislerin saldirisinda agir yaralananlar su isimlerden olusuyordu: Aziz
Maho (ögretmen); Aziz Takçi (ögretmen), Ali Sahabettin Aktas (ilkögretim
müfettisi), Ramazan Simsek (ögretmen), Seyho Kizildag (ögretmen), Yusuf
Bayram (ögretmen), Hasan Dogan (ögretmen), Hüseyin Nacar (ögretmen),
Hasan Sönmez (ögretmen), Hasan Çinar (ögretmen), Hüseyin Gökbulut (ögretmen).
Selahattin Toy (halktan), Erdal Bozkurt (halktan), Mustafa Içöz (halktan),
Yusuf Akdag (halktan), Hüseyin Özçelik (halktan), Mustafa Yilmaz (avukat),
Mehmet Balarisi (köylü), Ilyas Zengin (köylü), Kemal Atalay (köylü), Ali
Kaya (köylü). 3
e) 15-16 Subat olaylari (1975)
TÖB-DER, ögretmenlere yapilan baskilari, sürgünleri ve ögretmenlerin
özlük sorunlarini görüsmek amaciyla 15 Subat 1975'de 57 ilde kapali
salon toplantisi yapilmasini kararlastirir. Kapali salon toplantilarinin
yasal kurallara uygun izinli yapilmasi da TÖB-DER’ce karara baglanir.
Alinan kararlar, subelere bildirilir. TÖB-DER Malatya Subesi, bu karar
dogrultusunda valilige basvurarak gerekli izni alir. Hazirliklara
baslanir.
Devletin siyasi güçleriyle iyi iliskiler içinde olan ve her yerde
taseron olarak kullanilan irkçi-seriatçi örgütler, TÖB-DER'in
toplantilarini engellemek, olay çikarmak, Alevi-Sünni, Kürt-Türk
ayrisimi yaratmak amaciyla planlar hazirlamaya koyulur. Fasistlerin
saldiri hazirliklariyla ilgili bilgiler ve haberler yaygilasinca;
TÖB-DER Malatya Subesi yöneticileri, Malatya Barosu Baskani Turan Firat,
CHP Il Baskani ve bazi duyarli kisiler, Vali Sadullah Verel'i ziyaret
ederek duyumlarini, kaygilarini iletirler. Vali, "Ben on ayri kaynaktan
bilgi topluyorum. Böyle bir saldirinin olacagina dair en ufak bilgi
edinmedim. Böyle bir saldirinin olmasi düsünülemez. Devlet güçlüdür, her
seyin üstesinden gelecektir" yanitini vermistir. Malatya Valisine ne
gibi bilgilerin verildigi bilinmiyordu; ama TÖB-DER toplantisinin
yapilacagi 15 Subat günü, fasistlerin kentin belirli semtlerinde
toplanmaya basladigi görüldü. Toplananlar bir süre sonra saldiriya
geçtiler. Saldirganlarin bir kolu, Elazig Caddesi üzerinde bulunan vali
konagini sarar. Taslarla konagin camlarini yerle bir ederler. Valiye ve
esine yakisiksiz sözler edilir. Vali Sadullah Verel ve esi, konagin
balkonuna çikarak ellerinin basparmagini havaya kaldirir ve "Biz de
Müslümaniz!" diye bagirirlar. Saldirganlar bu “itiraf”la yetinmez ve
Vali ile esinin kelime-i sahadet getirmesini isterler. Bunun üzerine
Vali ve esi "kelime-i sahadet" getirirler, hem de birkaç kez
tekrarlayarak...
Saldirganlarin eylemlerinde kararli oldugu görülür. Oradan sehir
merkezine dogru yürüyüse geçerler. Karsilarina çikan ve solcu
bildiklerine ait olan isyerlerini yagmalarlar ve yakip yikarlar.
Saldirganlarin bir kolu, Belediye binasinin önüne toplanmistir. Bu grup,
yürüyüse geçtikleri Fuzuli Caddesi üzerinde bulunan CHP Il binasina,
bazi basin organlarinin bürolarina ve TÖB-DER binasina saldirirlar. Ayni
cadde üstünde karakolu bulunan Toplum Polisi, barikat kurarak saldirinin
yayginlasmasini engellemeye çalisiyordu.
Saldirganlarin baska bir kolu da, Samanpazari denilen meydanda
toplanarak Cezmi Kartay Caddesi üzerinde bulunan Alevilere ait
isyerlerini yagmalamaya, yakmaya yöneldi. Baska bir kol da PTT binasinin
bulundugu yöne dogru yürüyüse geçti. Saldiri ancak aksama dogru
askerlerin müdahalesiyle denetim altina alinabildi. Saldirinin birinci
günü böyle noktalandi.
Saldiri, ikinci gün olan 16 Subat’ta, daha acimasiz ve daha yikiciydi.
Birinci gün yagmalanan ve yakilan isyerlerinin sahipleri, zararlarini
tespit etmeye, kirilan ve yikilan yerlerini onarmaya çalisiyorlardi.
Saldirganlar da yeni bir saldirinin hazirligi için Belediye ve
Samanpazari Meydaninda toplanmaya basladilar. Ortalikta polis
görünmüyordu. Toplanan saldirganlar, yine kollara ayrilarak yürüyüse
geçtiler. Önceden belirlenen solcu ve Alevilere ait isyerlerini yakmaya
giristiler. Bir gün önce saldirma imkani bulamadiklari CHP ve TÖB-DER
binasinin kapilarini, camlarini ve tüm esyalarini yerle bir ettiler.
Saldiri giderek mala zarar vermekten cana zarar vermeye dönüsüyor,
çatismalar ve yaralamalar görülmeye basliyordu. Iste ancak o zaman
askeri birliklerden yardim istendi. Aksama dogru saldiri güçlükle
denetim altina alinabildi. Iki günün bilançosu, bir ölü ve 29 agir olmak
üzere 220 yaraliydi. Yaralananlarin çogunlugu Alevi ve sol görüslü
isyeri sahipleriydi.
Taniklar anlatiyor
Hasan Bozkurt (isçi): "Saat 16 siralariydi, evime gidiyordum. Cezmi
Kartay Caddesinde, karsidan gelen büyük bir kalabalikla karsilastim.
‘Kahrolsun Ecevit, komünist Ecevit, basbug Türkes’ diye bagiriyorlardi.
Hizla geldiler, ben de bunlarin arasinda kaldim. Bu sirada karsi bir
grup belirdi ve Cezmi Kartay Caddesi, birden bire cehenneme döndü...
Kalabaligin arasinda, simdi burada çiftçilik yapan eski AP Milletvekili
Hamit Fendoglu'nu gördüm. MHP Il Baskani Serif Dursun'la birlikteydiler.
Kavgalara bunlar da katildilar. Kalabaliktan bazi kisilerin elinde kurt
resmi vardi.
“Ortalik makineli tabancalarin sesiyle yankilaniyordu. Çatismaya
basladilar. Caddede korkunç bir kavga baslamisti. Tabanca mermileri ve
taslar yagiyordu. Sopalar inip kalkiyordu. Bu sirada bir grup, Dogan
Palas ve Tüccarlar Klubü Oteli'ne yöneldi. Sahipleri CHP'li olan bu
oteller kisa zamanda tamamen tahrip edildi. Bir baska grup da TÖB-DER
merkezi ile altinda bulunan bes dükkani ayni sekilde tahrip edip,
içeride tas üstünde tas birakmamislardi. Beydagi, Halk Postasi ve Günes
Gazetelerinin idarehaneleri de ayni akibete ugradi. Çogunu tanimiyordum.
Ben Malatyaliyim, hemsehrilerimin çogunu tanirim. En azindan asinaligim
vardir. Bu memlekette herkesin birbirine göz asinaligi vardir. Fakat,
hadiseyi çikaranlarin çogunu tanimadim. Bunlar, herhalde Malatyali
degillerdi. Baska yerlerden gelmislerdi..."4
Cafer Erkul (35 yaslarinda gazete saticisi): “Bildiginiz gibi benim
kulübem Is Bankasinin tam önünde, karsimda Ziraat Bankasi var; su
kenardaki de Garanti Bankasi, PTT binasi da karsimda. Emniyetin en çok
güvence altinda bulundurmasi gereken bir alan. Iste burada saldiriya
ugradim. Ben Malatyasporluyum ve ayni zamanda CHP'liyim. Kulübemde
Ecevit'in resimleri ve kitaplari vardi ve satiyordum. Saldiridan önce
bana geldiler ve ‘Sen su kitap ve resimleri satma. Sana istedigin kadar
para veririz’ dediler. ‘Ben inancimi parayla satacak adam degilim‘
dedim.
“Nihayet 15. 02. 1975 günü saat 13-14 siralarinda 06 plakali beyaz bir
arabayla Dr. Muhittin Turgut, yaninda bulunan birkaç kisiyle geldi. Su
kenarda durdular. Ben de yeni yemek getirtmistim, daha bir lokmasini
agzima almadan kulübe tas ve sopalarla sallanmaya basladi. Kafama,
sirtima biçaklar inip kalkiyordu. Kulübe dar oldugu için çikamiyordum.
Tahrayla kapilari kirarak beni disari çikardilar. Elden ele verdiler.
Tam 17 biçak yemisim. Nasil kurtuldugumu bilmiyorum. Bir uyandim ki
Sigorta Hastanesinde serum veriliyor. Yanimdaki karyolada da anam
yatiyordu. Anam benim öldügümü duyunca kriz geçirmis ve komaya
girmisti.”
-Emniyet’te kimse yok muydu?
-Tek kisi olsaydi onlarin hepsini yakalardi. Kimse ortalikta yoktu.
-Zararin ne kadar?
-Biz 4-5 kardesiz. Çok fakiriz. 28 yillik emegimizi bu kulübeye
yatirmistik. Daha o gün 3500 TL borç ederek Tekel’den sigara almistim ve
satiyordum. Söyle böyle 28-30 bin lira kadar zararim oldu. Oldu degil
yok oldum. Inan ki tek çivi dahi birakmamislar. Sigara, para, kitap,
dergi ne varsa hepsini alip götürmüsler, yirtmislar.
Anlamadigim nokta, bunu Müslümanlik adina yapiyorlarmis. Müslümanlikta
böyle talan, hirsizlik var mi ki? Kibris'taki EOKA'cilar dahi bunlardan
merhametliydiler. Bunlarin gözleri dönmüstü, talanciydilar. Bir yanda
Müslüman Türkiye diye bagirirlarken, diger yanda hirsizlik, talan, adam
öldürmeye girisiyorlardi.
Ata Yildirim (50 yaslarinda berber): "Benim dükkanim Fuzuli Caddesinin
üzerinde ve Hükümet Binasinin arkasindadir. Karsimda ve caddenin öbür
kenarinda da Toplum Polisinin binasi var. Ayrica dükkanimin önünden bir
yol da CHP binasina dogru gider. Yani dört yol agzindayim.
“Babam imamdi. Ben de uzun süre imamlik yaptim, sonra berber oldum. O
saldiriyi görünce her seyimden utandim. Hiçbir din bu çapulculuga,
tahribe ve ayricaliklara müsaade etmez. Bunlarin yaptiklarinin din ve
insanlikla ilgisi yoktu. Gözleri dönmüstü, ne yaptiklarini
bilmiyorlardi.
“Dükkanimda oturuyordum. 16. 02. 1975 günü saat 13 siralarinda
Belediyenin önünde bir grup saldirgan bagirarak Fuzuli Caddesinden
yukariya dogru (TÖB-DER Lokaline) yürümeye basladilar. Tam Toplum
Polisinin binasi önüne gelince içlerinde birisi bagirarak ‘Önce su solcu
CHP binasini tahrip edelim, sonra TÖB-DER'e gidelim’ dedi. Ve kalabalik,
CHP binasinin, Beydagi, Halk Postasi ve Günes Gazetelerinin camlarini
kirdiktan sonra geri döndü. Ayni polislerin yanindan geçerek TÖB-DER
Lokaline dogru gittiler. Bu kalabalik içinde Pasa Camii'nin imami da
vardi. Ve bagiriyordu. Hatta bir jandarma astsubayinin, durumu görünce
polislere dönerek ‘Utanmiyor musunuz, bu nedir?’ diye bagirdigini
duyduk, tabii polisler de duydu. CHP binasiyla Hükümetin arasi 29-30
metre bile yok.
“Gördüklerimi Malatya Milletvekillerine anlattim. Halki tahrik edenlerin
basinda bazi imamlar geliyordu. Emniyet ve Vali tamamen göz yumuyordu.
Yoksa 10-15 polis hepsini dagitabilirdi.“
Haydar Karagöz (20-25 yaslarinda, gazete saticisi): “Benim kulübem
belediyenin bitisigindedir. 15 metre yukarimda Toplum Polisinin binasi
ile 20 metre karsimda Hükümet binasi var. Saldirganlar, Belediyenin
önünde toplandilar. Yani benim kulübemin bulundugu yerde toplandilar.
Resmi ve sivil polisler buralarda geziniyorlardi. Saldirganlar,
‘Allahuekber, Müslüman Türkiye’ gibi sözler söylüyorlardi. Sanki sinema
dagilmisti. Her biri bir tarafa dogru gitmeyi söylüyorlardi.
“Ben gazete saticisiyim. Kârima bakarim. Her gazeteyi, dergiyi sattigim
için hep bana ‘Bu gazeteleri satmayacaksiniz’ diyorlardi. Aldiris
etmiyordum. Iste bu yüzden ilk defa kulübeme saldirdilar. Ben kalabaligi
görünce kulübeden çiktim. Biraz ileride durdum. Beni görmediler. Orada
bulunan sivil polislerden bazilarinin, ‘Haydi su kulübeyi dagitin,
kaçin...’ dedigini kulagimla duydum. Onlari taniyorum da...
Saldirganlar, tüm sigaralari, dergileri, gazeteleri dagittilar. Kulübeyi
yiktilar. Karsimdaki sinema reklamlarinin bulundugu yerleri kirdilar,
parçaladilar. Oradan CHP'ye ve TÖB-DER'e dogru bagirarak gittiler. Hiç
kimse mani olmuyordu.
“Halbuki 20-30 polis bunlari rahatlikla dagitabilir ve hatta hepsini
Emniyete götürebilirdi. Çünkü çogunlugu çocuktu.
“Ben fakirim, bu kulübedeki gelirle geçiniyorum. Böyle insanlik olur mu?
Onlar kim, ben kim? Hepimiz Türk'üz, Müslümaniz ve insaniz. Ama bunlar,
bunlardan uzaktir. Polis hiç engel olmuyordu. Ne yapayim, zararim 7-8
bin liradir. Borç ederek yeniden kulübeyi yaptim...”
Adini söylemek istemeyen bir cami imami: "Kardesim, siz bir defa
görüyorsunuz. Bunlar her gün camilerde bölücü konusmalar yapiyorlar.
Sanki cami degil, bir parti binasi. Bunlari, Emniyet de, Vali de,
ögretmen de ve halk da iyi biliyor, dinliyor. Müslümanlikta bölücülük
yoktur. Talan yoktur. Dükkanin sahibi olmadigi halde tahrip ediyorlar ve
mallarini götürüyorlar. Bu hirsizliktir, zorbaliktir. Elhamdülillah
Müslümanlikta bunlar yasaktir. Affedilmeyen günahlardandir. Sonra Alevi
kim, Sünni kim? Hepsi kardestirler. Cephede birlikte savasiyorlar,
fabrikada birlikte çalisiyorlar, bu ayrim nedir? Çok ayiptir. Dine
yakismaz. Ne bileyim, bu dünyadaki suçu hemen kanun vermelidir. Yoksa
memlekete yaziktir. Camilere saldiracaklar demisler. Müslüman yalan
söylemez. Düpedüz yalandir. Simdiye kadar camiye saldirma görmedim.
Velev ki saldiracaklarini biliyorlardi, niye Emniyet’e haber vermeden
halki toplayarak saldirganliga geçmislerdir. Yalandir kardesim
yalandir...“
Süleyman Efe (Avukat): "Olayi açiklamadan önce derinlemesine incelemek
ve degerlendirmek gerekiyor.
“Tarihimizi inceledigimizde görüyoruz ki, ileriye ve halka yönelik her
girisim karsisinda mutlaka irtica olayinin varligina tanik olmaktayiz.
Bilindigi gibi, ekonomik, politik, siyasal ve kültürel yönden geri
kalmis toplumlarda halkin tüm emegi sömürücülerin ipotegine girmistir.
Ellerinde yalniz inançlari kalmistir. Bunu da vermemek için canlarini
vermektedirler. Iste halkin bu can alici noktasini iyi bilen ve
degerlendiren sömürücü güçler; halki bu yönüyle tahrik ediyorlar.
“Ilericilere düsen en büyük sorumluluk; halki, bu etki alanindan
çikarmaktir. Bu sorumluluk ödünsüz olarak demokratik yollarla
yapilmalidir.
“Bu açidan olaya bakildiginda, dinin ne kadar sömürüldügü, sorumlularin
kimlerden yana oldugu kendiliginden ortaya çikmaktadir.
“15. 02. 1975 günü evde oturuyordum. Evim Turan Emeksiz Caddesi
üzerindedir. Disaridan gelen bagirti ve gürültüler duyduk. Çocuklarim
pencereye kostular. ‘Baba, baba gel...’ diye heyecanla seslendiler.
Pencereye gittim. Çok kalabalik bir grup, önlerinde ögrenci olduklari
belli olan çocuklar vardi. Ellerinde degnekler vardi. 'Müslüman Türkiye,
Allahuekber, ölüm...' gibi sesler çikariyorlardi. Bir seylerin oldugunu
anladim. Yanimda yegenim Ibrahim vardi. Durumu ögrenmek için çarsiya
gönderdim. Gitti geldi. Birçok isyerinin tahrip ve talan edildigini, bir
kisinin yaralandigini söyledi.
“O gün TÖB-DER'in kapali salon toplantisi vardi. 'Acaba ögretmenlere bir
seyler oldu mu?' diye ben de çiktim. Hükümetin arkasindan geçerek gitmek
istedim. Hükümetin ve belediyenin arasi çok kalabalikti. Bagiriyorlardi.
Polis azinliktaydi. Ses çikarmiyorlardi. TÖB-DER'e giden yolda polis
barikat kurmustu ve kimseyi birakmiyordu. Oradan yazihaneye gittim.
Yazihanem Mecidiye Is Haninin 4. katindaydi. Bitisiginde Samanpazari
Alani vardir. Bu alan da hiç tanimadigim insanlarla doluydu. Tekbir
getiriyorlardi. Oradan Cezmi Kartay Caddesindeki 50. Yil Kiraathanesine
saldirdilar. Camlarini kirdilar, biraz sonra askeri birlik geldi. Birkaç
saldirgan, yanina gittikleri bir üstegmenin ellerini öptüler. Sonra
dagildilar...
“Daha sonra Tüccarlar Kulübüne gittim. Orada; Malatya Beden Egitim Bölge
Müdürü Osman Çaglar oldugunu ögrendigim bir kisi, konusuyor ve olayi
anlatiyordu. 'Bir grup kalabalik geldi, burada toplanti varmis dediler.
Yok dedim. Içlerinde tanidigim sakalli ve hacca gitmis bir seyh vardi.
Kendisine, bu iyi bir sey degildir dedim. O da, hayir, din için her sey
yapilir dedi ve geri döndüler. Sehre dogru gittiler. Içlerinde Serif
Dursun da vardi. Biraz ötede toplulugu durdurdu ve 'Ölüme hazir
misiniz?' dedi. Onlar da 'evet' diyorlardi. 'Böylece gittiler...'
diyorek anlatiyordu...
“Ertesi gün (16.02.1975) TÖB-DER'e gittim. Herkes üzücü olayi
anlatiyordu. Bir aralik iki polisin geldigi ve TÖB-DER baskanini
emniyete götürdügünü ve dönüsünde 'Emniyet Müdürünün emniyetini
saglamayacagiz, lokalinizi bosaltiniz' dedigini anlatti. Ögretmenler
dagilarak lokali bosalttilar.
“Ben de Cezmi Kartay Caddesindeki 50. Yil Kiraathanesine gittim. Biraz
oturdum. Sonra kiraathanenin alt katindaki Kent Lokantasina inerek yemek
yemeye gittim. Disarida oldukça kalabalik vardi ve bagiriyorlardi.
Lokantada, Turan Emeksiz Lisesi Müdürü de vardi. Kalem sefi Hüseyin
Özcan ile Mehmet Guguk ve Ali Zeynel adlarindaki ögretmenler de
oradaydilar. Onlar da kalabaligi görünce sasirdilar. Ali telefonla
valiligi aradi ve Valiyi evinde buldu. Durumu anlatti. Vali de 'Bir sey
olmaz. Yürüyüs varmis, seyire gelmisler. Tedbir alinmistir' dedi. Daha
sonra saldiri basladi. Camlar, kapilar kirilmaya baslandi. Korkuyla
disari çikan isyeri sahiplerinin üstü polisçe araniyordu. Ben de, 'Ne
oluyor, önce olayi yaratanlari önleyin' dedim. Bunun üzerine polisler
üzerime atilarak coplarla vurmaya basladilar. Bir arabaya koydular. Her
tarafim kan ve yara içindeydi. Hastaneye götürdüler. Doktorun yaninda da
vurmaya baslayinca doktor ve bazi hemsireler engel oldular. Yaralarim
sarildi. Eve döndüm. Kisacasi olay, önceden hazirlanmis ve bilinen bir
seydi. Çünkü polis taraf tutuyordu. Ancak askeri birlikler gelince
önlenebildi. Olay bir irtica hareketiydi.”
Mehmet Ali Yilmaz (65 yaslarinda, seyyar yumurta saticisi): "Ben seyyar
yumurta saticisiyim. Geçimimi bununla sagliyorum. Cezmi Kartay
Caddesindeyim. Saldiri basladi. Polis yoktu, olanlar da seyirciydi.
Tekbir getiriyorlar, ilahiler okuyorlardi. Saçli, biyikli kimi görseler
dövüyorlardi. Bu sirada dükkanlarin camlari kirildi. Ates açildi.
Ortalik toz dumana döndü. Saldirganlardan biri bana ates etti. Sag
kulagimin altindan bir kursun girdi ve dilimin bir kismini ve takma üst
dislerimi parçalamak suretiyle disari çikti. Agzim kan içerisindeydi. Bu
sirada bir grup beni yakalayarak ‘kelime-i sahadet’ getirmemi istedi.
Ben de getirdim. Biraktilar. Ötede baska bir grup tuttu, yine ‘kelime-i
sahadet’ getirmemi istediler. Sonra ‘yanlis okudu’ diyerek dövdüler.” 5
TÖB-DER’in Raporu [Home]
15-16 Subat 1975 olaylarini yasayarak tanik olan TÖB-DER Sube Yönetimi,
ayrintili bir rapor hazirladi. Rapor, Malatya Valisi’ne, Içisleri
Bakanligi’na ve Milli Egitim Bakanlgi’na gönderildi. Raporun bazi
bölümleri söyle:
Saldirinin birinci günü: “TÖB-DER Malatya Subesinin düzenledigi kapali
salon toplantisinin saatleri yaklasirken, toplantiya katilacak
ögretmenler gelmeye basladi. Diger yanda irtica ve saldiri olayina
katilacaklar da sabahin erken saatlerinde Malatya’ya akin ediyorlardi.
Ilk grup (40-60 kadar kisi) Akpinar Semtinin Samanpazari Alaninda
ellerindeki sopalarla, demir çubuklarla ilahiler okuyarak
toplaniyorlardi. Önlerinde Serif Dursun bulunuyordu. Giderek kalabalik
büyüdü. Hamit Fendoglu (Hamido) ve Dr. Muhittin Turgut da katilarak
omuzlara alindilar. Saat 10.00 siralariydi. Ellerinde bulunan basi
çivili coplar, demir çubuklar, tahralar gibi saldiri gereçlerini havaya
kaldirarak ilahiler söyleyip Kelime-i Sahadet getiriyorlar, Allahuekber,
Müslüman Türkiye, Seriat Isteriz, Komünistlere Ölüm, Cihad gibi
sloganlarla tansiyonu yükseltiyorlardi. Saldiri olaylarinin açiklamasina
geçmeden bu tahrikçi baslarinin durumuna deginmekte yarar görüyoruz.
* Hamit Fendoglu (Hamido): Demokrat Partili olup, 27 Mayis darbesiyle
Yassiada’ya götürülmüs, cezaya çarptirilmistir. Daha sonra 1965-1969
yillari arasinda AP Malatya Milletvekili seçilmis, Meclis’te Tabii
Senatör Sitki Ulay’in kulagini isirarak yaralamis, 1973 seçimlerinde DP
Milletvekili adayi olmussa da seçilememistir.
* Haci Serif Dursun: Büyük Dogucu’lardandir. 1951 yilinda Malatya’da
Gazeteci Ahmet Emin Yalman’a yapilan suikasta, 1971’de Kirikhan’da 3
kisinin ölümüyle sonuçlanan kanli olaya karismistir, MHP’lidir.
* Dr. Muhittin Turgut: Malatya’daki Dogu Özel Hastanesinin sahibi olup,
Hastanenin her tarafi Bozkurt resimleriyle donatilmistir. MHP’lidir.
Hamido ve Serif Dursun, Malatya’nin merkezine bagli 15-20 köyün
birlesmesinden olusan Izollu Asiretinin ileri gelenlerindendir. Bu
asirete egemendirler. Saldiriya katilanlarin büyük çogunlugu bu
asirettendir. Digerleri Elazig’in Palu ve Baskil ilçesinden
getirilmistir. Malatya’nin diger ilçelerinden de katilanlar vardir.
Buraya kadar yapilan açiklamalardan akla söyle bir soru gelebilir. “Peki
polis hiç bunlari önceden sezinlemedi mi, toplanirken görmedi mi?”
Saldirganlarin toplandigi yerin 100 metre uzaginda Merkez Polis
Karakolu, 50 metre dogusunda Toplum Polisinin binasi, 30 metre güneyinde
Hükümet binasi (Hükümet binasinda Vali, Jandarma Il Komutani, Savci ve
Emniyet Müdürü) bulunmaktadir. Toplandiklari yer, sehrin ana caddesinin
üzeri olup, merkezi yerdir.
Toplanti saati yaklasmaktadir. ‘Allahuekber’ sesleri Malatya’yi
çinlatiyordu. Gittikçe çogalan saldirganlar, kollara ayrilarak
yagmalamaya, tahrip etmeye ve yakmaya basladilar. Malatya Emniyeti,
TÖB-DER’in bulundugu Fuzûli Caddesinin giris-çikis yollarinda barikat
kurarak saldirganlarin gelislerini önlemeye çalistilar. Bir polis ekibi
de TÖB-DER Lokali önünde görev almisti. Bir ara Emniyet 2. Sube sefi,
TÖB-DER’e geldi. ‘Toplantinizi ya öne alin, yahut iptal ediniz.
Güvenligi saglamamiz zorlasiyor. Cezmi Kartay Caddesi curcunaya döndü’
diyordu. Diyordu ama, paneli öne almanin veya iptal etmenin önemi
kalmamisti. Çünkü her taraf sarilmisti. Samanpazari, Belediye önündeki
alanda toplanan saldirganlar, tahralarini, nacaklarini, çivi basli
sopalarini, demir çubuklarini havaya kaldirarak ‘Seriat isteriz,
Müslüman Türkiye, Komünistlere ölüm, cihad’ gibi sloganlarla
bagiriyorlardi. Saldiri ve tahribat baslatilmisti. Saldirganlarin bir
kolu, Cezmi Kartay Caddesine dogru harekete geçmis, 50. Yil Kahvesine
saldirarak tüm camlarini kirmislardi. Bu cadde üzerinde ve Alevilere ait
birçok isyeri tahrip edilerek yakilmisti.
Saldirganlarin diger bir kolu, Kisla Caddesinde ayni sloganlarla
saldirilarini sürdürüyorlardi. Vali konaginin camlarini da kirmislardi.
Vali ve esi disari çikarak ‘Biz de Müslümaniz’ diye sahadet parmaklarini
havaya kaldirarak kelime-i sahadet getirmislerdir.
Saldirganlarin baska bir kolu, Istasyon Caddesinden Sitmapinar Semtine
dogru saldirilarini sürdürüyorlardi. Is Bankasi önünde Cafer Erkul’a ait
gazete kulübesine saldirarak tahrip etmisler. Cafer Erkul’u da agir
biçimde yaralamislardir. Sitmapinarinda Dursun Erkul’a ait gazete bayii
tahrip edilmis ve yakilmis, sahibi feci sekilde dövülmüstür.
Keza hükümet binasinin bitisigi ve toplum polisi binasinin önündeki
sinema reklamlarinin yerleri tamamen tahrip edilmis. Ayni yerde Haydar
Karagöz’e ait gazete kulübesi de tahrip edilerek dagitilmistir. Böylece
saldirinin birinci günü 9 kisi yaralanmis, 7 isyeri tahrip edilerek
yakilmistir.
Saldirinin ikinci günü: “16.02.1975 günü ‘Nasil olsa Emniyet kuvvetleri
durumu kontrolleri altina aldi ve artik bir seyler olmaz’ düsüncesiyle
herkes sehir merkezine geliyor, isyerlerini kontrol ediyordu. Halki
köylerden toplayip getiren tahrikçiler ise, amaçlarini yeterince
gerçeklestirmemislerdi. Çünkü TÖB-DER ve Alevilerin birçok isyeri hala
sapasaglam duruyordu. Bu amaçlarini gerçeklestirmek için uzak yerlerden,
köylerden getirdikleri saldirganlari birakmadan evlerinde, çesitli
yerlerde konuk ederek saklamislardir.
16.02.1975 Pazar günü erken saatlerde (saat 10.00) belediyenin önündeki
alanda, bir gün önce kullandiklari saldiri araç ve gereçleriyle
toplaniyorlardi. Belediye ile hükümet binasinin arasi 20-30 metre ya
var, ya yoktur.
Ögretmenler kendi lokallerinde gelismelerden habersiz oturuyorlardi.
Saat 12.00 siralarinda iki sivil polis geldi, Sube Baskani Tuncay Ünlü
ile TÖB-DER Bölge Temsilcisi H. Nedim Sahhüseyinoglu’nun Emniyet
Müdürlügü’nce çagrildigini söylediler. Her iki yönetici birlikte Emniyet
Müdürlügüne gitti. Hükümet binasinin önüne gittiklerinde, tahrikçi ve
saldirgan bir grubun toplanip bekledigini görmüslerdir. Polis ise,
hükümet önünde bekliyordu. Emniyet Müdürü, ‘Hocam, sizden rica ediyorum,
sizler dünkü olaylara karsi bir yürüyüs düsünüyormussunuz. Bu nedenle
karsi grup yeniden toplanmis. Bir olay çikarilmamasi için lokalinizi
bosaltarak dagiliniz. Yoksa çikacak herhangi bir olayda koruma gücümüz
olmayacaktir’ dedi.
Emniyete giden yöneticilerimiz ise, ‘Bizim yürüyüsümüz yoktur, böyle bir
seyi düsünen tek üyemiz dahi yoktur. Uydurmadir. Ancak emniyet bizi
korumakta güçsüzse, müsaade buyurun biz kendi güvenligimizi kendimiz
alalim’ yanitini vermistir.
-Biliyorum sizin yürüyüsünüz olmadigini, ama halki öyle kandirmislar.
Olayi görüsüyoruz, önlememiz zordur, lütfen dagiliniz...
-Ama onlar iki gündür yasadisi toplaniyorlar. Suç isliyorlar. Dagilmasi
gerekenler onlardir. Biz lokalimizde oturuyoruz.
Karsilikli tartismalardan sonra anlasildigi kadariyla bir oyun
düzenlenmis. Bu oyunda hem saldiriya ugramamizi, hem de suçlu duruma
düsmemizi istiyorlardi. Yönetim Kurulumuz ve avukatlarimiz birlikte
olayi degerlendirdi. En uygun çözümün TÖB-DER’i bosaltmak oldugu
kanaatine vardik ve lokalimiz bosalttik...
Eger emniyet kuvvetleri (polis) içtenlikle ve yansiz davransaydi,
saldirganlar ilk anda ve hiçbir güçlükle karsilasmadan
dagitilabilirlerdi. Müdahale edilmemesi, saldirganlari daha da
cesaretlendirmistir.
Saldirinin ikinci günü, ayni topluluk ilahilerle ve bir gün önceki
sloganlarla saptadiklari semtlere dogru harekete geçti.
Önce sinema reklamlari (bir gün önce tahrip edilmisti, yeniden
.yapmislardi) yeniden tahrip edilerek parçalandi. Oradan CHP binasina,
gazetelerin bulundugu bürolara saldirdilar. Bürolari tamamen tahrip
ederek yaktilar. Sonra TÖB-DER’in lokaline saldirdilar. Lokalin tüm
kapilari, pencereleri, içindeki esyalari tahrip edildi, yakildi. Altta
bulunan 3-4 dükkan da camlari tahrip edilerek yagmalandi.
Baska bir kol da Istasyon Caddesinden hareketle, bu cadde üzerindeki
Malatya Basin Galerisi ve gazete basbayii gibi birçok isyerini tahrip
etmistir. Diger bir kol da Kisla Caddesi üzerinde bulunan ve içki satan
birçok dükkanin camlarini kirmistir.
Keza bir gün önce tahrip edilen ve hemen camlari takilan 50. Yil
Kiraathanesine yeniden saldirarak tüm camlarini, esyalarini tahrip
ettiler.
Sokaklarda rastladiklari solcu ve saçi uzun, biyiklari kaba olanlara da
feci sekilde iskence etmislerdir. Bu sirada saçi uzun olan bir genci
döverek öldürdüler. Avukat Süleyman Efe de ayni biçimde dövülerek agir
yaralanmistir. Süleyman Efe’yi dövenler polistir.
Böylece iki gün süren saldirinin bilançosu, 60 isyerinin tahrip
edilmesi, yüzlerce insanin yaralanmasi, bir ölü ve yakilan Malatyadir.
Polis, olanlari engelleyecegi yerde, isyerlerini korumak zorunda kalmis
olanlari, lokantada yemek yiyenleri, kahvede oturanlari toplayarak
gözaltina aldi... 6
Basinda 15 - 16 Subat olaylari [Home]
Cumhuriyet (16. 2. 1975): “Malatya’da TÖB-DER’in toplantisini protesto
için 2000 kisi yürüyüse geçmis, bu arada Vali Lojmanini tasa
tutmuslardir. Saldirganlar daha sonra sol egilimli kisilere ait bazi
isyerlerini ve gazete bayilerini tahrip etmislerdir.”
Cumhuriyet (16. 2. 1975): “Malatya’da bir çatisma oldu, bir kisi öldü.
TÖB-DER’in önceki gün yapilan toplantisindan sonra baslayan olaylar dün
büyümüs, ‘Müslüman Türkiye’ diye bagirarak tekbir getiren sagci bir
grup, solcu diye taninan kisilerin isyerleri ile CHP ve TÖB-DER
merkezlerini taslamislardir. Malatya sokaklarinda ‘Komünist avina’
çiktiklarini ilân eden bazi sagcilarin kanli saldirilari polisin
yetersiz kalmasi karsisinda askeri birliklerce süngü takarak
önlenebilmistir...
“Samanpazari mevkiinde önceki gün toplanarak, ellerinde Türk Bayragi
oldugu halde halki kiskirtan grubun baslarinda AP Eski Malatya
Milletvekili Hamit Fendoglu ile Serif Dursun’un bulundugu ve tüm
olaylarin bunlarin direktifiyle baslayip, genisleyerek kanli bir biçime
dönüstügü...
“Sagcilar, sehirde giristikleri güya ‘Komünist avi’nda uzun saçli
gençleri toplayarak dövmüslerdir. TÖB-DER üyesi ögretmenler sokak
aralarinda feci sekilde dövülmüslerdir.”
Oktay Akbal’in yazisi, Cumhuriyet (19. 2. 1975): “Pazar günü yurdun
birçok ilinde yapilan TÖB-DER kapali salon toplantilari gözünü kan
bürümüs daha dogrusu bürütülmüs insanlar tarafindan baskina ugradi. Izin
alinmisti, kapali salon toplantisi yapmak için. Fasist örgütler günlerce
önceden hazirliklarini yapmislar, bu toplantilari kurmak için... Açik
bir gerçek bu. Bir Istanbul gazetesinde çikan yazilarla daha da
belirginlesen bu islerin ardinda kimin, kimilerin bulundugunu gözler
önüne seren bir gerçek... CHP Genel Merkezinden yapilan bir açiklamaya
göre, bu gazete birkaç gün önce söyle yazilar yayinlamistir: ‘Kavgayi
halki yaniltici mekanlarda ve sartlarda yapmak yerine, halkin içinde,
cesur, daha iyi görecegi yerde yürütmeliyiz. Bir Taksim hadisesi halkin
kurallarin niyeti ve eylemi hakkinda tam ve kesin fikir sahibi olmasina
neden olmustur. Tarihi bir pazar gününün hatirasi üç solcu eskiyanin
Taksim civarindan bile korkarak geçmesini sagladi.’ “’
Ergün Göze, Tercüman (21.02.1975): “Böylece TÖB-DER, Türk Ögretmenine,
Türk Milletine, Türk Gençligine tamamen ters düsmüstür. TÖB-DER, bugüne
kadar Türk Ögretmenine yapilan en büyük kötülügü yapmis. Onu Stalin’le
bir hizada görmüstür. Sayin Ecevit de “Her ne kadar TÖB-DER’i tasvip
etmemekle beraber fasizan baskilardan söz ettigini” söylemekle partisini
Stalin’le ayni noktaya getirmis bulunmaktadir.”
Alpaslan Türkes’in basin açiklamasi, Tercüman (23. 2. 1975): “Türk
Milliyetçiligi herkesten önce ve herkesten çok sömürüye karsidir.
Emperyalizmin kökünü kaziyacagiz. Adana’da isçi Hüseyin’in
öldürülmesinden de bizi mesul tutan Ecevit’e hatirlatirim. Eger biz
öldürmeye niyetli olsak, isçi Hüseyin’e sira ne zaman gelir düsünmesi
gerekir... Halkin en mesru tepki hakkini kullanmasini devlete isyan diye
jurnallamaktan utanmayan adamin kisiligine bakin... Ve olaylarin devlete
karsi degil, sadece TÖB-DER’e karsi oldugunu görmemezlikten gelmektir.”
Hürriyet (18. 02. 1975): “Malatya’da Pazar günü çikan olaylar sirasinda
sagci olduklari öne sürülen eli sopali topluluk 300 isyerini tahrip
etmislerdir. Iki kisinin öldürülmesi ve 100 kisinin yaralanmasindan
sonra, askeri birliklerin müdahalesiyle güçlükle bastirabilen olaydan
sonra 224 kisi gözaltina alinmistir.”
Milliyet (16. 02. 1975): “Malatya’da, saat 11.00’de ellerinde özel
olarak yapilmis sopalar oldugu halde yürüyüse geçen bir grup, vilayet
önünde ‘Yasasin Müslüman Türkiye, Kahrolsun Komünizm’ diye bagirmislar.
Yürüyüsçüler sol yayinlar sattigi ileri sürülen Cafer Erkul’un satis
barakasini tahrip etmislerdir. Sinema afislerinin asili bulundugu
camekânlari parçalamislardir. Bir içkili lokanta, üç kahve ve iki
kitabevi tas yagmuruna tutularak camlari kirilmis... olaylarda 18 kisi
yaralanmis, ikindi ezaninin okunmasiyla yürüyüsçülerin büyük bir bölümü
camilere girmislerdir.”
Deniz Baykal’in Meclis’te yaptigi konusma, Milliyet (18. 2. 1975):
“Cephelesme hareketiyle birlikte, Ülkü Ocaklari Dernegi saldirgan bir
politika içinde girdi. Sag terörizm dönemi basladi. Hükümet süratle
açiklamalidir. Adana’daki isçiyi öldürenler, afis asan genci üç yerinden
vuranlar, Sahin Aydin’i, Kerim Yaman’i öldürenler, TÖB-DER
toplantilarini basarak isyan yaratanlar kimlerdir? Bunlarin siyasal
nitelikleri nedir? Bütün bu olaylarda yer alanlarin ayni siyasal kampta
yetistirilmis olmalari basit bir rastlanti midir? Bu olaylarin
sorumlulari kimlerdir? Tetigi çeken parmaklar mi, yoksa o parmaklara
hükmedenler mi? Hükümetin suçlu ile hakli karsisinda tarafsiz kalmaya
çalismasini anlamak mümkün degildir.”
Olayin hukuki boyutu ve sonucu
Olaylar denetim altina alindiktan sonra 400 kisi gözaltinda alindi.
Gözaltina alinanlarin yüzde 90’ini, isyerleri saldiriya ugrayanlar ile
TÖB-DER Sube Yöneticileri, Malatya Yüksek Ögretim Dernegi’nin ve
Devrimci Gençlik Birligi’nin yöneticileri olusturuyordu. Binlerce
saldirgandan yalnizca 40 kadar kisi gözaltina alinmisti.
Resmi yetkililerin anlatimlarina göre, saldiri TÖB-DER’e yönelikmis. 57
il merkezinde kapali salon toplantisi düzenlemis olan TÖB-DER’in
toplantisi yasal izinlidir. Saldiri ise Alevilerin yogun oldugu
(Malatya, Erzincan, Adiyaman, Amasya, Tokat, Turhal, Elazig vb.)
bölgelere yönelikti. Alevilere ait isyerleri tahrip edilmisti. Eger
saldiri TÖB-DER’e yönelikse, Alevilere ve solculara ait isyerlerini niye
yagmalayarak tahrip etmislerdir? Alevilerin ve solcularin isyerlerini
önceden kim belirleyerek isaretlemistir? TÖB-DER’in konusmalarinin
sonucu halkin tahrik oldugu söylendi. Oysa TÖB-DER’in toplantilari
kapali salonlarda yapiliyordu. Görüntü ve ses disariya verilmiyordu.
Kaldi ki, daha toplantilar baslamadan saatler öncesinden saldiri
baslatilmisti. Bu ve benzeri sorular yanitlandiginda saldirinin perde
arkasi ortaya çikacaktir. Kim ne zaman yanitlayacaktir?
Olay sonrasi Içisleri Bakani Mukadder Öztekin, Jandarma Genel Komutani
Org. Orhan Yigit ve Emniyet Genel Müdürü Celal Öztüfekçi
beraberlerindeki heyetle Malatya’ya geldiler. Bu yetkililer, Malatya
Emniyetinin önceden belirledigi kisilerle görüstürüldüler. Saldiriya
ugrayan, isyerleri tahrip edilenler dinlenilmedi, görüsülmedi...
Adana DGM’nin üç savcisi, olaylari sorusturmak üzere Malatya’ya geldi.
Gözaltinda bulunanlarin ifadeleri alindi. Saldiriya ugrayanlarla
saldirganlar ayrimi yapilmadan; sanki birlikte saldiri düzenlenmis gibi,
savcilar ortak dava açilmasina karar vermislerdir. Olaylarin
basladigindan beri saldirganlar korunuyordu. Kimi polislerin olay
sirasinda yakaladiklari, gözaltina alinmadan birakilmislardi. Ortada
ölen ve yaralanan insanlar ile tahrip edilmis isyerleri bulunmaktadir.
Bunlar için de bir suçlu bulunmaliydi. Ama emniyetin yanli tutumu
nedeniyle gerçek suçlular ortalikta yoklardi. DGM’nin savcilari da bu
dogrultuda yürüttükleri sorusturmanin sonunda dengeyi saglamak amaciyla
hareket ettiler ve saldirganlardan kaç kisi tutuklanmissa; saldiriya
ugrayanlardan da o kadar kisi tutuklandi.
Tutuklananlar: Saldiriya ugrayanlar: Tuncay Ünlü (TÖB-DER Sube Baskani),
Kasim Demir (TÖB-DER Yöneticisi), Mehmet Hatip Özer (TÖB-DER
Yöneticisi), Aziz Maho (TÖB-DER Yöneticisi), Haluk Türksen (TÖB-DER
Yöneticisi), Veli Yilmaz (TÖB-DER Üyesi), H. Nedim Sahhüseyinoglu
(TÖB-DER Üyesi, Bölge Temsilcisi), Nevzat Yildirim (TÖB-DER Üyesi),
Kemal Kirlangiç (TÖB-DER Üyesi), Murtaza Akgül (TÖB-DER Üyesi), Ihsan
Pektas (Sol görüslü), Nurettin Eren (Sol görüslü), Ali Ari (sol
görüslü), Hadi Kepenç (Sol görüslü), Cemalettin Dogan (Sol görüslü),
Adem Özcan (Sol görüslü), Orhan Apaydin (Gazeteci), Ünal Nebioglu
(CHP’li), Talat Ertuna (Sol görüslü isçi), Ömer Kral (Sol görüslü
ögrenci), Ismet Günay (Sol görüslü), Riza Karaca (Sol görüslü, isyeri
tahrip edilen), Hasan Karaca (Sol görüslü, isyeri tahrip edilen), Cemil
Çimen (Sol görüslü, isyeri tahrip edilen), Hüseyin Bezek (Sol görüslü).
Saldirganlar: Orhan Menekse, Yasar Bozkurt, Recep Mesut Samanli, Ekrem
Berber, Ihsan Memis, Serif Dursun, Hamit Fendoglu, Timurtas Uçar,
Muhittin Turgut, Abdullah Yilmaz, Zeki Öz, Ramazan Temur, Mehmet Ali
Diri, Hüseyin Sen, Aziz Moran, Haci Dogru, Mehmet Polaloglu, Ali Ercan,
Abuzer Karagöz, Nail Çelebi, Temur Altinkaya, Yusuf Kantiya, Hasim
Karaaslan, Hüseyin Çekin, Bedri Öner. 7
Adana DGM savcilarinin hazirladigi iddianamede, saldiriya ugrayan ve
isyerleri tahrip edilen TÖB-DER, Malatya Yüksek Ögrenim Dernegi,
Devrimci Gençlik Birligi yöneticileri hakkinda su görüs ve
degerlendirmelere yer verildigi görülmektedir:
“TÖB-DER Malatya Yönetim Kurulu üyeleri, MAYÖD Malatya Subesi Yönetim
Kurulu üyeleri DGB Malatya Subesi mütesebbis heyeti üyeleri olan
saniklar ile 02. 02. 1975 tarihinde Malatya Merkezinde tertip edilen
sessiz yürüyüs tertip komitesinin üyeleri ve 15. 02. 1975 tarihinde
TÖB-DER tarafindan tertip edilen kapali salon toplantisinda konusmalar
yapan saniklarin cümlesinin kül halinde ayni maksat ve gaye ugrunda
zaman zaman birleserek ve birbirlerinin fiillerini ayni amaç ugrunda
bulunduklari bu suretle TÖB-DER, MAYÖD, DGB derneklerinin yasal birer
kurulus olmalarina ragmen tüzüklerinde yazili ugrasi amaçlari haricinde
gizli kasit ve gayelerini gerçeklestirmek için legal görünüm altinda
illegal cemiyet olarak çalismalar yaptiklari, 02. 02. 1975 tarihli
sessiz yürüyüs tertip heyetinin ve 15. 02. 1975 tarihli TÖB-DER Malatya
Subesi kapali salon toplantisinda konusma yapan saniklarin da ayni gizli
kasit ve gaye ugrunda birlestikleri ve bu suretle gizli cemiyet olarak
bu saniklarin 1961 tarihli Anayasamizin getirmis oldugu sosyal ve
iktisadi nizami yikmak, sosyal siniflar üzerinde tahakkümü tesis etmek,
memleket içinde müesses iktisadi, sosyal nizamlari yikmaya matuf
1-2-3-4-5 numarali bentlerde yazili oldugu sekilde çalismalar
yaptiklari, bu çalismalar cümlesinden olarak yayinladiklari
bildirilerle, yaptiklari konusmalarla gayelerine erismek için isçi ve
köylü sinifini olusturmak ve eyleme hazirlamak maksadiyla muhtelif
vesilelerle, muhtelif zamanlarda ayni saniklarin komünizm propagandasi
yaptiklari, cemiyetin muhtelif siniflarini kanunlara itaatsizlik ve
umumun emniyeti için tehlikeli bir tarzda kin ve adavete tahrik
eyledikleri tüm bildiri münderecatlari, 28. 12. 1974 tarihli gecedeki
konusmalar, 02. 02. 1975 tarihli sessiz yürüyüs sirasinda geçirilen
pankart münderecatlari, bu konusmalari ihtiva eden bantlarin tape
edilmis suretiyle, emanete alinan bant ve matbu evrak münderecati 15.
01. 1975 tarihinde Malatya merkezindeki toplum olaylari, sahadet ve
tekmil dosya münderecatiyla sabit olmustur.”
Iddianamenin saldirganlarla ilgili bölümünde ise su degerlendirmeler
yapilmaktadir:
“Malatya Merkezi Ülkü Ocaklari Subesi Yönetim Kurulu Baskan ve
üyelerinin Malatya’da vuku bulan toplum olaylarindan birkaç gün evvel
evrak arasinda mevcut (Yüce Türk Milletine) baslikli bildiriyi teksir
ettirip halka dagittiklari, bu bildiri münderecatinda ileri sol
temayüllü sahislar tarafindan söylendigi anlasilan (Memleketin ovasindan
en yüksek tepesine kadar kizil bayrak çekecegiz. Mescitleri ve Kâbe’yi
yikip yerine bostan ekecegiz... Kipkizil komünistim... istedigim bir
zaman sana gelirim... atarak kizilligimi karanliklara... disaridan bir
ezan sesi geliyor... tipki köpek havlamasini andiriyor) cümlelerini bu
bildiri münderecatina yazdiklari ve bildirinin son kisimlarina da
(...nesillerimizi milliyetçi yetistirerek komünizmi, masonizmi ve
vatanimizi hiçbir menfaate dayanmadan yüceltmek ve yükseltmek
olmalidir...Ülkü Ocaklari) cümlelerini yazdiklari;
“Bu suretle milliyetçilik grubun sapik ideolojiye sahip olduklarini
kabul ettikleri karsi gruptaki sahislari bizzat ezeceklerini beyan etmek
ve bu hususu bildiri seklinde kaleme alarak 15-16. 02. 1975 günü Malatya
Merkezinde vuku bulan toplum olaylarindan birkaç gün evvel teksir
ettirerek halka dagitmak suretiyle, halki bu olaylara tahrik ve tesvik
ettikleri; bu suretle cemiyetin muhtelif siniflarini umumun emniyetleri,
elde edilen bildiri, bu bildirilerin dagitildigina dair tevilli ikrar ve
sahadet ile sabit olmustur...”8
Iddianamede, TÖB-DER, MAYÖD, DGB yöneticileri için ileri sürülen
gerekçeler, onlarca yildan beri Sikiyönetim Mahkemelerinin, DGM’nin
iddianamelerinde kaliplasmis suçlamalarin tekrari ve benzeridir.
Iddianamenin düsündürücü yani; Malatya’da sagcilarin baslattigi saldiri
sonucu öldürülen kisilerin, yaralanan yüzlerce kisinin, yagmalanarak
tahrip edilen yüze yakin isyerinin suçlularinin nerede olduguna,
suçlularin kimler olduguna dair bir “iddia”nin olmamasidir. Bu saldiri
örgüt isi degil midir?
Bir süre sonra Adana DGM’de durusmalar basladi. Tutuklularin bir bölümü
hemen ilk durusmada, geri kalanlar ise sonraki durusmalarda tahliye
edildiler. DGM ile ilgili yasa, Anayasa Mahkemesi tarafindan iptal
edildi. Dava dosyasi Malatya Agir Ceza Mahkemesine gönderildi. Malatya
Agir Ceza Mahkemesi de davanin Sikiyönetim kapsaminda oldugunu
belirterek dosyayi Elazig Sikiyönetim Mahkemesine gönderdi. Elazig
Sikiyönetim Mahkemesi de davanin sikiyönetimin ilanindan önce
islendigini belirterek dosyayi yeniden Malatya Agir Ceza Mahkemesine
gönderdi. Sonuçta Yargitay, davaya Elazig Sikiyönetim Mahkemesinin
bakacagina karar verdi. Bu gel-gitlerle dava zaman asimina ugradi.
Elazig Sikiyönetim Mahkemesi, 1983 / 8826, E: 1983 / 220, Karar No: 1984
/ 38 karariyla davanin zamanasimina ugradigini belirterek tüm saniklarin
beraatine karar verdi. Böylece 15-16 Subat 1975’te gerçeklesen
saldirilar, suçlulari ortaya çikarilmadan örtbas edildi ve dava dosyasi
tarihin yargisina havale edildi.
f) Akçadag Ögretmen Okulu Olayi (1975) [Home]
Akçadag Ilçesinde 17 Nisan 1940’da Akçadag Köy Enstitüsü açildi. Daha
sonra, Köy Enstitüsü’nün yerlesim yerini belirlemek üzere arastirmalar
yapildi. Malatya-Adana demiryolunun otuzuncu kilometresinde bulunan
Akçadag Istasyonunun güneydogusuna düsen arazi saptandi. Enstitü’nün
yeri için belirlenen araziler, Karapinar, Kirlangiç ve Onatli Köylerine
aitti. Köylüler, üç bin dönümlük arazinin bir bölümünü düsük bir bedel
karsiligi, büyük bölümünü de bagis yoluyla verirler. O dönem karayollari
yeterli degildi ve hatta yoktu. Bu nedenle, Darende ve Akçadag
ilçeleriyle çevre köylerin ulasimi Enstitü’nün bitisiginde bulunan tren
istasyonundan yapiliyordu. Okul yönetimi, Enstitü arazisinin tam
ortasindan geçen on metre genisliginde, 2 km uzunlugunda bir yol açti.
Bu yolu çakil ve kumla da dösetti. Çevrenin tüm ulasimi bu yol üzerinden
yapilmaya basladi.
Akçadag Köy Enstitüsü’nün yöresinde 15 Alevi köyü bulunmaktaydi. Enstitü
Yönetimi, bu köylerle ve diger komsu köylerle iliskileri oldukça sicak,
neredeyse bir aile gibiydi. Imece yoluyla bölgenin köylülerine kayisi,
elma, kavak, bag dikiminde yardimci olunuyordu. Enstitü’de milli
bayramlarda ya da diger günlerde düzenlenen temsillere, eglencelere ve
törenlere tüm köylerin halki çagrilirdi. Enstitü ile halk arasinda
dostluk ve isbirligi saglaniyordu. Yöre köyleri de dügünlerine
Enstitü’nün ögretmenlerini, yöneticilerini, folklor ve müzik ekiplerini
çagirirlardi. 1950’de Köy Enstitüleri kapatildi. Yerine Ögretmen
Okullari açildi. Akçadag Köy Enstitüsü’nün yerine açilan Ögretmen Okulu
da, yöre halkiyla devraldigi gelismis iliskileri pekistirerek sürdürdü.
Böylece 1970’lere gelindi. 1974’de CHP ile MSP’nin ortak hükümeti
düsünce, AP, MSP ve MHP’nin ortaklasa hükümeti (I. MC) kuruldu. MC
Hükümeti, yatili okullarin yönetiminde bulunan demokrat yönetici ve
ögretmenleri okuldan uzaklastirmaya; yerine ülkücü ögretmenler ve
yöneticiler atamaya öncelikli olarak yöneldi. Böylece yatili okullar,
ülkücülerin kurtarilmis bölgeleri oluyordu. Akçadag Ögretmen Okulu’na da
Cafer Toksun adinda bir müdür atandi.
Cafer Toksun, Sivasli bir Alevi ailenin çocugudur. Yoksuldur, yatili
okula zorlukla girmistir. Ögretmen olduktan sonra irkçilarla
iliskilerini siklastirir. Yeni müdürün Alevi bir aileden geldigini
ögrenen komsu köyler halkindan Aleviler, “Bizden de bir müdür çikti”
diye sevinmisler, hediyelerle kutlamaya gitmislerdir. Cafer Toksun,
ziyaretine gelen köylüleri soguk karsilar. Hatta bir ara, sorguya
çekercesine “Bu köylerin oylarini hep CHP’ye verdiklerini ögrendim.
Dogru mu?” diye sorar. Köylülerin, “Müdür bey, fasistlere verecek
degiliz ya...” yaniti üzerine, Cafer Toksun’un rengi sararir, gözleri
döner ve “Bir daha bu okulun topragina ayak basmayacaksiniz” diye
gelenleri odasindan kovar.
Seyh Mano, Kirlangiç Köyündedir. Pir Sultan Abdal hayranidir. Pir Sultan
Abdal hakkinda bilgi edinmek için Sivasli oldugunu ögrendigi Cafer
Toksun’a gider. Cafer Toksun, Seyh Mano’nun kilik kiyafetine, kaba
biyiklarina bakar ve küçümseyerek “Senin ne istegin var, söyle bakalim”
diye sorar. Seyh Mano, “Beyefendi, siz Sivaslisiniz, Pir Sultan Abdal
hakkinda bilgi ögrenmek için geldim” dediginde, Cafer Toksun’un tepesi
atar ve “Komünistler sizi yoldan çikarmislar. Senin o sordugun aptal da
sapkinin biriydi” yanitini verir, konugunu kolundan tuttugu gibi
disariya çikarir. Seyh Mano, “Orasi Sivas’tir, Pir Sultan da çikar,
Hizir Pasalar da çikar. Seni Pir Sultan sanmistim” yanitiyla ayrilir.
Bir süre geçmis ve Cafer Toksun, yöre halki ve okul hakkinda yeterli
bilgiyi edinmis, kadrosunu olusturmus, saldiri planlarini hazirlamistir;
sira uygulamaya gelmistir. Ilk is olarak, okulun üç bin dönümlük
arazisinin etrafini dikenli telle çevirdi, böylece yöre köylerin
Akçadag’a ulasmak için 35 yildan beri kullandigi yolu kapatmis oldu.
Yolun girisine bir kulübe yaptirdi. Kulübeye silahli bekçi yerlestirdi
ve telefon baglatti. Bununla da yetinmedi, okul arazisine eli silahli
bekçiler yerlestirdi ve yaklasanlara ates ettirmeye basladi. Böylece
okulla yöre halkinin iliskilerini kesti. Eger biri okula gidecekse,
nöbetçiler önce ziyaretçinin kimligini kontrol ediyor, sonra okul
yönetimine telefon edilerek verilen bilgilere göre islem yapiliyordu.
Okulun demokrat ögretmen ve çalisanlarina baski yaparak onlari
uzaklasmaya zorluyordu. Cafer Toksun’un baskilarindan ögrenciler de
paylarina düseni aliyordu. Sol görüslü ögrencileri baskiyla yildimaya,
kimi zaman da derslerden çikararak dövmeye giristigi seklindeki haberler
giderek artiyordu. Faaliyetlerinde, Malatya Ülkü Ocaklarindan getirdigi
ve özel yetistirilmis militanlari da kullaniyordu. Okulun salonlarinda
asili sanat degeri yüksek tablolar indirilmis, yerine MHP’nin propaganda
resimleri yerlestirilmisti. Atatürk’ün resminin de indirildigi, yerine
Ergenekon Destaniyla ilgili bir tablonun asildigi haberi, basin
organlarinda yayimlanmisti.
Akçadag Ögretmen Okulu adeta askeri bir kamp, Cafer Toksun da kampin
komutani gibiydi. Rastladigi Alevi kadinlara “Alevileri yasatmayacagim.
Sizi kocasiz birakacagim” dedigi, baskilarini artirdigi görülmekteydi.
Gelismeler üzerine, yöre halki ve ögrenci velileri, durumu Malatya
Valisine bildirirler. Vali, sikayetleri dikkate almamakta, müdürden yana
tutum sergilemektedir.
Saldiri ve baskilarla ilgili basin haberi söyle:
“Dün ögleden sonra Akçadag Ögretmen Okulu’nda meydana gelen çatismada
birkaç ögrenci yaralanmis, okul binasinin ön tarafindaki bütün camlar
kirilarak okul büyük ölçüde hasara ugratilmistir. Olay üç solcu
ögrencinin dövülmesi üzerine, okulda bulunan 500 kadar solcu ögrenci
idarenin bu tutumunu protesto ederek derse girmislerdir. Fasist
ögrenciler, idarenin biraktigi bosluktan faydalanarak ellerine
geçirdikleri tas ve sopalarla birbirlerine girmislerdir. Olay yerine
jandarma birlikleri getirilmis, okulda bulunan ögrenciler ise derslerine
devam etmislerdir.” 9
Akçadag Ögretmen Okulu’nda ülkücülerin silahli egitim yaptiklarina;
ögrencilere, ögretmenlere yönelik baskilarin giderek arttigina, bu
baskilarin yöre halkina da yöneldigine tanik olunmustur.
Gelismeler somut meyvelerini vermekte gecikmez ve nihayet, 7 Kasim 1975
gecesi, önceden hazirlanmis eli sopali ülkücüler, aniden yatakhaneleri
basar. Ögrenciler yatmaya hazirlanmaktadir ve kimisi pijamali, kimisi de
don-gömlekledir. Ani baskin ve bedenlerine inen sopalarin tesiriyle ne
yapacaklarini sasiran 600 ögrenci, can korkusuyla disari firlamislardir.
Bir kovalamaca baslamistir. Baski ve saldiridan kaçan 600 ögrenci,
okulun üst tarafinda bulunan dag ve tepelere siginirlar. Mevsim yagisli
ve soguk, ögrenciler çiplaktir. Saldiri haberi Malatya’da CHP Il Baskani
Turan Firat’a ulasir. CHP Il Yönetimi, TÖB-DER ve basin organlari
mensuplari ortaklasa tuttuklari birkaç otobüsle daglara siginan
ögrencileri toplamaya gider ve megafonla ögrenci aramaya koyulurlar.
Kayalarin kovuklarina sinmis ve korkuyla bakisan henüz 15-16
yaslarindaki çocuklarin büyük bölümü toplanarak Malatya’ya getirilir. O
gece evlere dagitilan ögrencilerin soguktan donmalari önlenmis olur.
Meydana gelen olaylardan dolayi 600 ögrenci okuldan uzaklastirilmistir.
Okuldan uzaklastirilan ögrencilerin velileri tarafindan hazirlanan ve
yetkililere ulastirilan belge söyle degerlendirilmektedir: “ ‘Atatürkçü
ögretmen ve ögrencileri okuldan uzaklastirmak için çok öncelerden Okul
Müdürü Cafer Toksun, Egitim Sefi Fazli Aktas, ögretmenlerden Mehmet
Yildirim, Halit Karadag, Remzi Sagiroglu, Züleyha Cömert, Celal
Aydogmus, Mehmet Kara tarafindan hazirligi yapilan ve ortami
olusturulduktan sonra meydana gelen olay esnasinda, 700 ögrencinin
dolaplarinin tahrip edilerek esyalarinin, kitaplarinin ve paralarinin
talan edildigi, talan edilen paralarin ve esyalarin bu ögretmenlerce
Ülkü Ocaklarina teslim edildigi, Atatürkçü ögrencilerin okulun bodrumuna
konularak iskenceye ugradiklari ve günlerce ekmek verilmedigi gibi,
simdi de olayi saptirmak için olaya mezhep, dil ve bölgecilik gibi
bölücülük niteliginde olan suçlamalarda bulunduklari, böylece korkunç
bir bölücülük yaptiklari, bütün bu olaylardan haberli olan Malatya
Valisi ve Milli Egitim Müdürünün olaya yeteri kadar egilmedikleri, hatta
olayla ilgili taniklar ve magdurlarin kimisinin dini görüslerinden,
kimisinin politik görüslerinden dinlenilmedikleri, sadece olayi
yaratanlar ve onlarin gösterdikleri taniklari dinleyerek tek tarafli
kovusturma yaptiklari, Vali ve Milli Egitim Müdürünün adeta onlarin
koruyuculugunu yaptigi’, ileri sürülerek Cumhurbaskanina, Senato ve TBMM
Baskanina, Parti Genel Baskanlarina ve Parlamenterlere durum
bildirilmistir. Olaya egilmelerini, bülücülük niteligini tasiyan bu
tutumun önlenilmesini, ilgililer hakkinda kovusturma yapilmasini,
gerçegin ortaya çikmasi için ilgilerini istemislerdir...” 10
Malatya Milletvekili Celal Ünver, demokratik kitle örgütleri
temsilcileri ve basin mensuplarindan olusan bir heyetle Akçadag Ögretmen
Okulu’na gider. Olayi incelemek üzere Akçadag Cumhuriyet Savcisi ile
Ilçe Jandarma Komutani da o sirada okulda bulunmaktadir. Okul Müdürü
Cafer Toksun, Milletvekili Celal Ünver’in okulu gezmesini, gözaltina
alinan ögretmen ve ögrencilerle görüsmesini, olayin neden
kaynaklandigini ögrenmesini engellemeye çalisir. Bunun üzerine Celal
Ünver sert bir tepki gösterir ve Savcinin araya girmesiyle olay
büyümeden yatisir. Dönemin yerel basin organlarinda, Okul Müdürünün
olumsuz tutumu söyle anlatildi: “Ilimiz Akçadag Ögretmen Okulu’nda son
çikan olaylardan sonra 20 kadar ögrenci velisi ile okula giden CHP
Malatya Milletvekili Celal Ünver, Okul Müdürü ile görüsürken, bir süre
önce duvara asilan bozkurt resmi hakkinda bilgi istemis ve bunun üzerine
Okul Müdürü Cefar Toksun, zile basip çagirdigi birkaç ögretmen ve
ögrenciyle CHP Milletvekili Celal Ünver’in üzerine yürümek istemistir.
Bu arada CHP Milletvekili Celal Ünver odaya gelen kalabalik bir ögretmen
topluluguna, ‘Siz kim oluyorsunuz ki beni disari atmak istiyorsunuz’
demis ve bunun üzerine orada bulunan jandarma üst çavusunun
müdahalesiyle olay büyümeden önü alinmistir...” 11
Akçadag Ögretmen Okulu’nda meydana gelen olaylarin sonucunu merak
etmeyiniz. Hiçbir sikayet ve sorusturma sonuç vermedi. 600 ögrenci, 20
ögretmen okuldan uzaklastirildi. Okul, tamamen Ülkü Ocaklarinin
karargahi haline geldi.
Parlamento üstü bir örgüt
Devletin ekonomik ve politik destegi ve korumasiyla güçlendirilen Ülkü
Ocaklari, kendilerini devlet yerine koyuyorlardi. Dokunulmazliklari
vardi. Devletin en üst organi olduklarini her yerde ve ortamda açikça
söylüyorlardi. Nitekim Ülkü Ocaklari Malatya Sube Baskani, yaptigi bir
basin açiklamasinda bakin ne diyor:
“... büyük Türk Milletine ve onun yetkililerine sunu bilhassa ifade
etmek istiyorum. Ülkücüler parlamento disi parlamenterlerdir. Yani
ülkücüler milletin seçilmemis milletvekilleridir. Ülkücüler bulunduklari
yerlerde millete hizmet ederler. Ülkücüler milletin bir yön ve hedef
tayin etmeye çalisan öncüleridir, önderleridir. Hareketimiz mesrudur.
Herkese açikça sunu hatirlatiriz ki, bizim Allah, Vatan, Millet, Devlet,
Bayrak ve insanliga hizmetten baska bir askimiz yoktur...” 12
Görüldügü gibi, Ülkü Ocaklari kendilerini ülkenin en üst kurumu olan
parlamentonun da üstünde bir kurum olarak görmektedirler. Bu özellikleri
nedeniyle, her türden katliam, tahrip ve yagma onlarin gözünde mesruydu.
Evet Ülkü Ocaklarinin dokunulmazligi vardir. Kurulusundan günümüze degin
gerçeklestirdikleri onlarca katliamin, öldürdükleri yüzlerce aydinin,
bilim adaminin hesabini vermemislerdir. Onlardan herhangi bir hesap
sorulmamistir da. O tarihlerde Basbakan Süleyman DEMIREL’in, “Bana
sagcilar suç isliyor dedirtemezsiniz...” demeci ve söylemi; kurdurdugu
korudugu örgütle karsi karsiya gelmek istemedigindendir.
1970-1980 arasinda Malatya’da bine yakin olay oldu, yüzün üstünde
ögretmen, genç, memur, esnaf öldürüldü. Dokunulmazliklari nedeniyle,
bunca olaya karsin, Ülkü Ocaklari yakayi ele vermemislerdir. Malatya
Emniyet Müdürlügünün basina verdigi bilgilere göre, 1976’da 980, 1977’de
891 olay olmustur. Yani iki yil içinde Malatya’da meydana gelen
olaylarin toplami 1871’dir. Bu rakamlar, Malatya’da terörün nasil
tirmandirildiginin kanitidir.
2. Hamit Fendoglu (Hamido) Olayi ve [Home]
Katliam (1978)
a) Fendoglu’na Gönderilen Bombali Paket
Cumhuriyetin ilânindan 1980’e kadar Malatya’da CHP agirlikliydi.
1946’dan 1960’a kadar Malatya’nin milletvekillerinin tümünü CHP
kazaniyordu. 1961’den 1980’e kadar yapilan milletvekili seçimlerinde
Malatya’nin 6 milletvekilinin 4’ünü CHP, geri kalan ikisini de sag
partiler aliyordu. (1965 seçimlerinde 1 milletvekilini TIP almisti.)
Malatya’nin iki senatörünü de CHP aliyordu.
Malatya Belediye Baskanligini, 1920’den 1977’ye kadar CHP adaylari
kazaniyordu. 11 Aralik 1977’de yapilan Belediye Baskanligi seçimlerini
bagimsiz aday Hamit Fendoglu kazandi. Fendoglu sag görüslüydü.
Firat Nehri üzerinde Keban ve Karakaya Barajlarinin yapilmasindan sonra,
baraj suyunun altinda kalan yüzlerce köyün halki Malatya’ya göç ettiler.
Göçün altyapisi hazirlanmamisti. Göçle gelenlerin büyük çogunlugu
varoslara (gecekondu) yerlestiler. Bu insanlar, kent yapisiyla uyum
saglayamadilar. Ekonomik ve kültürel bunalimla karsi karsiya
kalmislardi. Göçün olumsuz etkilerinden dogan siyasal ve kültürel
boslugu, siyasal Islamcilar (tarikatlar) ile irkçi-milliyetçiler
doldurmaya, kente yeni gelen bu insanlari siyasal düsünceleri
dogrultusunda yönlendirmeye çalistilar. Izinli-izinsiz sayisiz Kuran
kursu açildi. Bu gelismelerin sonucu Malatya’nin demokratik ve siyasal
yapisinda büyük degisimler oldu. Malatya Il Merkezinde güçlenen siyasal
Islamcilar ve irkçilar, Malatya’da Alevi-Sünni, Türk-Kürt ayrimi
yaratmaya yöneldiler. Kent merkezinde isyeri açmis olan Aleviler,
baskiyla göçe zorlaniyordu. Sik sik sagcilarla solcular çatismaya;
çesitli mahalleler kurtarilmis bölge ilan edilmeye, faili meçhul
cinayetler artmaya basladi. Mezhepsel ve etnik ayrisim ve saldirilar
ilçe ve köylere degin uzandi. Hamit Fendoglu, böyle bir ortamda
(11.12.1977) bagimsiz olarak Belediye Baskanligi’na seçildi.
Hamit Fendoglu, Malatya merkezine bagli Burgurlu Köyü’nde dünyaya gelir.
Küçük yasta ailesiyle birlikte Malatya’ya tasinirlar, ama köyü ve mensup
oldugu Izollu Asiretiyle iliskilerini ve bagini koparmadan sürdürür.
Genç yasta politikayla ilgilenmeye baslar. 1946’da DP’nin gençlik
kollariyla iliskisi gelisir, partiye üye olur. Lise ögreniminden sonra
çiftçilikle ugrasan Hamit Fendoglu, renkli, hareketli kisiligiyle
Malatya’da isim yapar; etkin kisiler arasinda yerini alir.
27 Mayis 1960 darbesiyle DP kapatilir. DP’nin milletvekilleri, bakanlari
ve yöneticilerinin çogunlugu gözaltina alinir. Hamit Fendoglu da
gözaltina alinarak Yassiada’ya gönderilir. Orada DP’nin üst
yöneticileriyle birlikte yargilanir.
1965 Milletvekili Genel Seçimlerinde DP’nin devami olan AP’nin
listesinde Malatya Milletvekili seçilen Fendoglu, 1969’a kadar
Milletvekili olarak TBMM’de görev yapti. TBMM’de Tabii Senatör Sitki
Ulay’a, TIP Milletvekili Çetin Altan’a, Irfan Solmazer’e saldirir. Bu
nedenle adi kavgaci olarak yayilir. Yakin arkadasi olan gazeteci
Abdullah Uraz, gazetedeki kösesinde Hamit Fendoglu hakkinda sunlari
yazar:
“... Sik sik çikan kavgalarda buna dayanamayan Hamido, ön safta bu
kavgalara karsin kendisini tutamazdi. Hakkinda yayinlar baslar. O,
bunlardan üzülür söyle derdi: ‘Yahu bu isi anlamiyorum. Beni hadise
makinesi gibi gösteriyorlar. Yahu siz ne biçim gazetecisiniz... Sizde
Allah korkusu yok mu? Görmediniz mi? Ben mi olay çikardim? Ben mi bir
kimseye hakaret ettim? Tahrik ettim? Onlar tahrik edecek, küfür edecek,
benim liderime, hatibime bunlari yapacak, üstlerine yürüyecek...
Sonra... Sonra ben de duracagim. Olur mu öyle sey? Bu Hamido’ya yakisir
mi? Sonra da beni suçlu gösteriyorlar’...” 13
Hamit Fendoglu, hareketliligi nedeniyle AP yönetimiyle anlasamaz,
partiden ihraç edilir. Ferruh Bozbeyli’nin kurdugu Demokratik Parti’ye
geçer. 1973 Milletvekili Genel Seçimlerinde bu partiden aday olur, ama
seçimi kazanamaz. 15 Subat 1975’de Malatya’da meydana gelen saldirida
yer alir. Tutuklanarak Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargilanir.
Fendoglu, 1977’de yapilan seçimlerde MSP, MHP ve sag güçlerin,
örgütlerin destegiyle bagimsiz olarak Belediye Baskanligini kazandi.
Belediye Baskani olduktan sonra siyasal Islamcilar ve milliyetçilerle
(ülkücüler) arasinin açildigi söylentisi yayginlasiyordu. 1978’de
Türkiye’de politik ortam oldukça karisikti, sol ve sag gruplar
birbirleriyle kiyasiya çatisma içindeydi. Halk tedirgin, muhalefet
partileri (AP, MSP, MHP) tahrik ediciydi. Siyasal iktidar (CHP)
yetersizdi...
Böyle bir ortamda, Ankara-Emek PTT’sinden Hamit Fendoglu adina bir koli
gönderilir. Koli, Kasim Önadim adiyla gönderilmistir. Kasim Önadim,
Hamit Fendoglu’nun çok sevdigi bir arkadasi, dostudur. Koli, Malatya
PTT’sine gelir; Fendoglu 14 Nisan 1978’de koliyi aldirtir. Islerin
yogunlugu nedeniyle koli birkaç gün belediyede kalir. 17 Nisan günü
aksami Fendoglu koliyi arabasiyla evine götürür. O ani, Hamit
Fendoglu’nun esi Mukaddes söyle anlatmaktadir: “Hamit eve geldi. Elinde
bir paket vardi. Çocuklar ‘Ne o dede?’ deyip etrafini sardilar. Hamit de
‘Kasim amcaniz size çikolata göndermis’ dedi.” 14
Hamit Fendoglu, koltuguna oturmus, kolinin ambalajini açmaya
çalisiyordu. Kolinin kapagi açildiginda ani bir ses ve patlama binayi
sarsar. Mutfakta bulunan esi salona kostugunda Hamit’in paramparça
oldugunu, torunlarinin ve gelinin de kanlar içinde yerde yattiklarini
görür, korkunç olay karsisinda ne yapacagini sasirir. O sirada komsulari
kosusarak olay yerine yetisirler. Hamit Fendoglu’yla ayni köyden ve
yakini olan AP Il Baskani Avukat Bayram Özcan da ilk yetisenlerden
biridir. Avukat Özcan’in anlatimindan:
“Yakin komsuyuz. Olayi duydugumda ilk yetisenlerden biriyim. Hamit
parçalanmisti, torunlari ve gelini halen canlilardi. Onlari bir an evvel
hastaneye yetistirmeye çalisiyorduk. O sirada evin önünde sayilari 100
kadar olan bir grup birikti, slogan atmaya basladilar. Bu aciya
yenilerinin ekleneceginden kusku duyuyordum. Ölü ve yaralilari hastaneye
yetistirdik, maalesef yaralilari kurtaramadik. Biz bu telasin
içindeyken, hastanenin önünde sayilarinin 1000 kadar oldugu tahmin
edilen bir grubun toplanmis oldugunu, sloganlarla sehir merkezine dogru
yürüyüse geçtiklerini, saga sola saldirdiklarini sonradan ögrendim.
Kuskularim daha da artti. Malatya’nin yeni acilarla karsilasmasini
istemiyordum. Bu ülke, bu toprak, bu insanlar bizim. Uygarca ve hosgörü
içinde sorunlarimiza çözüm aramaliyiz. Maalesef sag-sol gruplarin
çatismasi hepimizi üzmektedir. Yarin nelerin olacagini tahmin etmistim.
Hastaneden sehir merkezine yürüyüsümde emniyetin ortaliklarda
görünmemesi kuskularimi daha da arttiriyordu. Hemen il yetkilileriyle
görüstüm, önlem alinmasini önerdim, Hunharca yapilan bir katliamin
sorumlularini Malatya’da aramak acelecilik olurdu...”
Malatya Cumhuriyet Savcisi Halim Karabeyoglu: “Olayin oldugu gece Adalet
Bakanligi Müstesarina olaylari ayrintili olarak anlattim. Sikiyönetimin
mutlaka gerekli oldugunu da anlattim. Ilgililere anlattim...” 15
Malatya’da bulunan CHP senatörleri, düzenledikleri basin toplantisinda
Hamit Fendoglu’nun ve yakinlarinin ölüm olayini kinayarak ertesi gün
meydana gelmesi muhtemel olaylara yetkililerin dikkatini çekerek önlem
alinmasini istiyorlardi. 16
Hamit Fendoglu ve yakinlarinin ölüm haberi hemen Içisleri Bakanina
bildirildi. Bunun üzerine Diyarbakir’da bulunan Emniyet Genel Müdürü
Gündüz Atabek ve Jandarma Genel Komutani Sahap Yardimcioglu uçakla
Malatya’ya geldiler. Vilayette Vali, Emniyet Müdürü ve Jandarma Il
Komutani ortak toplanti yaparak önlemleri görüstüler.
Gelismelerden kusku duyan CHP Malatya Il Örgütü, demokratik kitle
örgütleri, basin ve duyarli kisiler, Basbakani, Içisleri Bakanini,
Valiyi ve diger yetkilileri arayarak önlem alinmasini istediler. Bütün
bu çabalar, “Sakin olunuz, tahriklere kapilmayiniz, devlet güçlüdür, her
seyin üstesinden gelecektir. Gerekli önlemler alinmistir” yanitiyla
karsilasiyordu.
Oysa katliamin oldugu gece, göstericilerin saldiri ve taskinliklari,
ertesi günün nasil olacaginin isaretiydi. Bunca uyarilara ve saldirilara
karsin önlem alinmamasi düsündürücüdür. En azindan yakin illerden
güvenlik kuvveti istenilerek, sehrin giris ve çikislarini
denetleyebilirlerdi. Sehir merkezinde güvenlik güçlerinin sayisini
artirabilirlerdi. Ama hiçbiri olmadi...
c) Bindirilmis Kitalar Görev Basinda [Home]
18 Nisan 1978 Sali. Sabahin erken saatlerinden itibaren kente, komsu il
ve ilçelerden, köylerden akin akin insan gelmeye baslamisti. Gelenlerin
bir bölümü belediyenin önünde, diger bir bölümü de Samanpazari’nda
toplandi. Toplananlarin sayisi kisa sürede on bini asti. Çogu 15-20
yaslarinda gençlerdi. Gençlerin ellerinde özel hazirlanmis sopalar,
zincirler, nacak gibi saldiri aletleri bulunuyordu. Yüzleri maskeli olan
çok sayida kisi de, toplanan gruplarin önüne geçtiler. Bir kol, Cezmi
Kartay Caddesine yöneldi. Burada bulunan isyerlerinin çogunlugu
Alevilere aitti. Bir kol, Fuzuli Caddesine, bir kol Akpinar,
Yogurtpazari, Misirli Çarsisi ve eski Halep Caddesine; bir kol da Turan
Emeksiz Caddesine dogru “Kahrolsun Komünizm, katil Ecevit, Müslüman
Türkiye, Dan Dan Hamido’ya intikam” sloganlariyla yürüyüse ve saldiriya
geçtiler.
Göstericilerin önünde bulunan maskeliler, solcu ve Alevilere ait önceden
isaretlenmis isyerlerini göstererek tahrip ettiriyor, arkasindan gaz
dökerek yakiyorlardi. Yanan yaglarin, mobilyalarin, halilarin,
deterjanlarin kokusu ve dumani tüm Malatya’yi sardi.
Siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin (CHP, TÖB-DER, TÜM-DER,
Tütüncüler Dernegi) merkez binalariyla, Gayret, Görüs, Ekspres, Baydagi,
Günes Gazetelerinin matbaa ve idarehaneleri, Tekel bayileri, gazete
bayileri yerle bir edildi. Raki, sarap ve benzeri içkilerin satildigi
lokantalarin, Tekel bayilerinin ve marketlerin önü kirilmis siselerle,
masalarla birbirine karismisti. Atese verilen bu yerlerden çikan kokular
insanlari sersemletiyordu. Malatya’nin üstüne pis kokulu kara bir duman
çökmüstü. Alçaktan uçan jetlerin sesleri karmasa havasini artiriyordu.
Yeni katilanlarla göstericilerin sayisi 20 bine yaklasiyordu. Denetim
elden çikmisti. Artik kimin ne yaptigi bilinmez olmustu. Isaretlenmis
isyerleri ve konutlar tahrip ve yagma edilerek atese veriliyordu.
Ortaklikta baslarinda maskeliler oldugu halde, ellerinde benzin
bidonuyla dolasan on binlerce saldirgandan baska kimse yoktu. Güvenlik
güçleri de yoktu. Belki o gün izinlilerdi! Yalnizca jet uçaklari
alçaktan uçarak ve sesleriyle saldirganlari caydirmaya çalisiyorlardi.
Ancak bu bir ise yaramamisti. Sokaklara dökülen esyalar alev alev
yaniyordu. Cadde ve sokaklar atilmis buzdolaplari, mobilyalar,
televizyon ve radyolar, içki siseleri, yag kutulari, kumaslar,
ayakkabilar, sebze ve meyveler, cam parçalari, kapi ve pencere
kiriklari, gaz tüpleri, devrilmis otolardan geçilmiyordu. Için için
yanan esyalardan yükselen agir ve degisik kokular ve kara duman göz
açtirmiyordu. Atesi söndürmeye gelen itfaiye araçlari, hortumlari
kesilmis olarak sokaklarda bekletiliyordu.
Sehir merkezinde saglam yer kalmamis ve saldirganlarin da isi bitmisti.
Bu kez mahallelere yöneldiler. Rastladiklari genç kizlara sarkintilik
etmeye, yasli kadinlari dövmeye basladilar. Bu ortamda nereden geldigi
bilinmeyen bir kursun, saldirganlar arasinda bulunan Inönü Üniversitesi
ögrencisi Tahir Kökçü’yü kafasindan agir yaralamisti. Hastaneye
kaldirilan yarali kurtarilamis ve yasamini yitirmisti.
Olaylari yatistirmak amaciyla bir konusma yapan Malatya Cumhuriyet
savcilarindan Necati Sezener ile Adiyaman‘dan gelen Jandarma Komando
Birligi komutani Yüzbasi Arif Dogan saldiriya ugradi ve her ikisi de
biçak ve kursunla yaralandi.
Malatya’nin etkin ailelerinden birine mensup olan Devlet Hastanesi
Bashekimi Yüksel Fenercioglu, olaylari yatistirmak, yakma ve yikmayi
önlemek amaciyla bir konusma yapmak istedi, ancak gözlerini kin bürümüs
maskeli saldirganlar yine saldirdi. Dr. Yüksel Fenercioglu ve
yanindakiler atesli silahla yaralandi. Yaralilar Devlet Hastanesinde
tedavi altina alindi.
Kalabalik bir grup, Alevilerin yogun oldugu Ata (Haçova), Cemal Gürsel
ve Basharik Mahallelerine dogru yürüyüse geçti. Turan Emeksiz Caddesinin
üzerinde bulunan yüzlerce isyeri ve evin camlarini kirarak esyalarini
sokaklara atiyor, gaz dökerek yakiyorlardi. Bu sirada bir apartmandan
saldirganlarin üstüne ates açilir. Iki kisi yaralanir. Saldirganlar da
apartmani atese verirler.
Saldirganlarin gelis haberini alan üç mahallenin sakinleri sokak ve
yollarda barikat kurarak güvenliklerini saglamaya çalisirlar. Aralarinda
silahli kimseler de bulunmaktadir. Yaslilar, silahli bir çatisma
olasiligini ortadan kaldirmaya çalisiyor, “Komsular, gençler sizden
ricamiz, aman kimseye silahla karsilik vermeyesiniz, öldürmeye
çalismayasiniz. Varsin evlerimizi, isyerlerimizi yagmalasinlar,
yaksinlar. Evler yapilir, isyerleri yeniden açilir. Ama ölüm unutulmaz;
kin ve kan davasina dönüsür. Malatya’da hepimiz (Alevi-Sünni, Türk-Kürt)
komsuyuz. Her gün yüz yüze bakiyoruz. Su kötü niyetlilere uymayiniz,
oyuna gelmeyiniz” diye gerginligi yatistirmaya çalisiyorlardi.
Saldirganlar, Turan Emeksiz Caddesinde “Komünistlere ölüm, katil Ecevit,
dan dan Hamido’ya intikam, Müslüman Türkiye” diye slogan atarak,
önlerine gelen isyerlerini, konutlari tahrip ediyor ve yakiyorlardi. Tam
bu sirada askeri birlikler cemselerle olay yerine yetiserek, olasi kanli
bir çatismayi önlediler.
Saldirganlarin bir kolu, Malatya’nin büyük semtlerinden biri olan
Sitmapinari’na yönelmisti. Burasi, isçilerin yogun oldugu bir semtti.
Saldirganlar, yika yaka Sitmapinari’na ulasti ve Alevi ve solculara ait
isyerlerinin tümünü tahrip etti.
Üç ögrencinin hunharca öldürülüsü [Home]
Çilesiz Mahallesi, Malatya’nin güneybatisinda, bahçeli bir semttir.
Kentin eski mahallelerinden biri sayilir. Yüzyildan beri Alevilerle
Sünniler iç içe yasamaktadir. Mezhep sorunlari yasamadan ortak is
yapmislar, az da olsa birbirlerine kiz alip-vermislerdir. Karanlik eller
durmaz ki; Hamit Fendoglu’nun hunharca öldürülmesini firsat bilenler
saldirilarini bu semte de yönelttiler.
Çilesiz Mahallesi’nin halki, Malatya Merkezi’ndeki saldiri olayini
üzüntü ve kuskuyla izlerken; mahallenin çocuklari da bahçede top
oynamaktadirlar. Saat 12.00’ye dogru bir araba, top oynayan çocuklara
yaklasir. Arabadan biri iner, “Naci, Sait, Özcan” diye ismen çagirdigi
üç çocugu arabaya alir ve uzaklasirlar. Arkadaslari da, herhalde
ögretmenleridir, bir yeri göstermek için götürdüler, düsüncesiyle basta
ailelerine haber vermezler. Ama sonra kuskulanirlar ve ailelerine
bildirirler.
Götürülen çocuklar (Özcan Türksever, Sait Hazar, Naci Erguvanli) 14-15
yaslarinda olup, Gazi Lisesinin ögrencileridir. Üçü de Alevi ailenin
çocuklaridir. Birkaç saat sonra aci haber gelir. Çocuklar önce iskence
görmüs, sonra kafalarina sikilan kursunlarla öldürülmüstür. Katiller
bununla da yetinmemisler, cesetleri, Malatya’ya 8 kilometre uzakliktaki
Beylerderesi’nde demiryolu tüneli önünde raylarin üstüne birakmislardir.
Üzerlerinden tren geçen cesetler paramparça olarak bulunmustur.
Çocuklarin aileleri, katillerin bulunmasi için kuskulandiklari bazi
isimleri ilgili makamlara vermisler, ancak sanki yer yarilmis katiller
içine girmis gibi, cinayetler yapanlarin yanina kar kalir.
Saat 16.30 siralarinda komsu illerden gelen askeri birlikler
saldirganlari ve saldiriyi denetim altina alirlar.
Celal Bayar ve Süleyman Demirel Malatya’da
Hamit Fendoglu’nun ve yakinlarinin cenazeleri, Bulgur Köyü’ne götürüldü.
Cenaze törenine katilmak üzere eski Cumhurbaskani Celal Bayar, AP Genel
Baskani Süleyman Demirel, MSP Genel Baskani Necmettin Erbakan ile MHP
Genel Baskani Alpaslan Türkes, Esenboga Havalimanina giderler. Ancak,
olaylar nedeniyle Malatya Havaalani hava trafigine kapatildigi için,
Bayar ve parti baskanlari, uzunca bir süre Havaalaninin açilmasini
bekler. Sonunda uçakla Malatya’ya, oradan da karayoluyla dogruca
Bulgurlu Köyü’ne giderler.
Celal Bayar, bir gazetecinin sorusu vesilesiyle degerlendirmesini yapar:
“Bu münasebetle tekrar edeyim ki, bugünkü tutumla anarsi dedigimiz
milletlerarasi ihtilalci komünizmin önüne geçilemez. Ancak bu mesele,
komünizm tehlikesine inanmis olan kimselerin, alacaklari çok ciddi ve
sumullü tedbir ve icraatlari ile hal ve tasfiye olunur.” 17 Celal Bayar,
bir zamanlar “Kisla birlikte komünizm gelecek” demisti.
Cihad ve din
Hamit Fendoglu’nun ölümünden iki gün önce Bilim ve Kültür Dernegi adli
bir kurulus, Malatya’da “Milletim Uyan” baslikli bir bildiri dagitir.
Bildiride su ifadeler yer almaktadir:
“Milletini seven subay, ögretmen, memur, talebe, isçi, köylü, kendini
devletin, milletin temiz ideallerine adayan degerli kardeslerimiz,
komünistler tarafindan kahpece sehit edilmislerdir. Müslümanlar, bizi
yok etmeye yönelen Islam ve millet düsmanlarinin karsisinda, müdafaa
kavgasinda birleselim. Içinde bulundugumuz zor günler, bütün
Müslümanlari bir araya getirmelidir. Vedatlar, Ibrahimler; sizlerin
biraktiginiz yerden davamiz daha da yükselecek, komünist katillerden
intikaminiz mutlaka alinacaktir.” 18
18 Nisan günü, Malatya’da saldiri basladigi saatlerde Belediye
hoparlöründen Kuran okumaya baslanir. Kuran’in okunmasindan sonra sagci
bir grubun hoparlörden yaptigi “Din elden gidiyor. Camilere de bomba
konuluyor” anonslari araliksiz aksama kadar sürmüstür. Böylece halkin
dini duygulari kiskirtilarak katilimin çogaltilmasina, saldirilarin
yayginlastirilmasina çalisilmistir. “Güçlü devlet”in Malatya’daki
temsilcileri ise bu tahriklere seyirci kalmistir.
Olay gecesi
18 Nisan’i 19 Nisan’a baglayan gece, sagci ve solcular, olasi bir
saldirinin korkusunu yasiyorlardi. Kimi mahallelerde azinlikta olan
Aleviler, Alevilerin yogunlukta oldugu ‘Cemal Gürsel, Ata, Samanli,
Özalper, Çavusoglu, Basharik Mahallelerine siginarak kendilerini
güvenceye almaya çalisiyorlardi. Tüm mahalle ve sokaklarda nöbet
tutuluyordu. Aleviler ve solcular, olasi bir saldirida haberlesmek üzere
birbirlerinin telefonlarini aliyorlardi. Sokaklardaki nöbetlerin yani
sira, evlerde de nöbet tutuluyordu. Silahli olmayanlar mutfak
biçaklarini, tahra, balta gibi kesici aletlerini yanlarinda
bulunduruyorlardi. Evlerin isiklari söndürülmüstü ve insanlar yangina
karsi kendilerince önlemler almislardi. Az da olsa bazi kisiler, gecenin
karanliginda evlerinin yol cephesini yesile boyamislardi. Kimi evlerin
pencerelerinde ise, “Bu evde Hamido’nun yasi var” yazili kagitlarin
asili oldugu görülüyordu. Telefonla mahalleler arasi haberlesme
aksamadan sürdürülüyordu.
Gece yarisi olmustu ki, bazi mahallelerden silah sesleri duyulmasi
heyecan ve korkuyu doruga çikardi. Telefonlasmalar, çesitli yollarla
haberlesmeler ve bilgi alma çabalari yogunlasmisti. Gözü yasli anneler,
bebelerini katliamdan nasil kurtaracaklarinin umutsuz çareleri üzerine
kafa yoruyordu. Kimi kadinlar ise, erkeklerin yaninda çatismaya
hazirlaniyorlardi.
Sehir merkezinde tahrip edilen ve yakilan isyerlerinin yangini devam
ediyordu. Karanligi artiran agir ve kokulu bir dumanla kapli gökyüzü,
korkuyu artiriyor, tehdidi insanlarin yanan genizlerine ulastiriyordu.
Ilk gece, önemli bir olay yasanmadan ama herkesin tetikte oldugu bir
sekilde geçti.
Ertesi günün gazetelerinde saldiriya iliskin mansetler söyleydi:
* Bine yakin isyeri yakilip tahrip edildi. Polis ve Jandarma müdahale
etmeyince Jetler uçuruldu. (Son Havadis, 19. 04. 1978) [Home]
* Fendoglu’nun mensubu oldugu Bulgurlu Asiretlerinden onbinlerce kisinin
sehre girmesiyle büyüyen olaylar sirasinda bin kadar isyeri ve ev
kundaklanarak, 3 kisi öldürülmüs, 30 kisi yaralanmistir. (Tercüman, 19.
04. 1978)
* Dün sabah erken saatlerde çogunlugu köylerden gelen ellerinde uzun
sopa ve zincir bulunan binlerce kisi sehir içinde gösteri yaptilar.
Polisin kendilerine karsi koymamasi sonucu, birçok isyeri tahrip
edilerek yakildi. (Hürriyet, 19. 04. 1978)
* Malatya, saldirgan gruplar tarafindan savas alanina çevrildi.
(Cumhuriyet, 19.04. 1978)
* Malatya’da en az 700 isyeri tahrip edildi. Belediye hoparlörlerinden
“Din elden gidiyor, camilere bomba konuluyor” anonslari yapildi.
(Milliyet, 19. 04. 1978) 19
c) Saldirganlar Mahallelerde
Beydagi tepelerinde kente ulasan günesin isiklari, yanginin karabulutunu
delerek tahrip edilmis ve yakilmis yerleri aydinlatmaya çalisiyordu.
Yeni bir günün sabahinda, geceyi ayakta nöbet tutarak geçirmis olanlar,
görevlerini yenilere birakiyordu. Mahallelerden ya da sokaklardan birer
temsilcisi, yakilan ve tahrip edilen yerleri görmek, ayrintili bilgiler
getirmek üzere, sehir merkezine gönderildi. Kimi isyerlerinin sahipleri
de enkazi temizlemeye, arta kalan esyalarini toplamaya gelmisti.
Caddeler, sokaklar dükkan ve isyerlerinden çikarilmis kirik dökük ve
yanik esya kalintilariyla doluydu. Yangin için için devam ediyordu.
Kokudan ve enkazdan geçilmiyordu. Askeri birlikler ve güvenlik güçleri
tam teçhizatla ikiser ikiser dolasiyorlardi. Motorize birlikler de
caddelerde ve mahalle aralarinda devriye geziyorlardi.
Sehir merkezinde tahrip edilen ve yakilan isyerlerinin önü ile, cadde ve
sokaklar insanla dolmustu. Herkes birbirine kuskuyla bakiyordu. En ufak
bir tartisma kanli olaylara dönüsebilirdi. Böyle bir ortamin
yaratilmasinin sorumlulugunu kimse üstlenmek istemediginden olacak ki,
kimse kimseyle konusmak istemiyordu.
Saldirganlarin, Alevilerin yogun oldugu mahallelere yöneldigi haberi
fisiltiyla yayginlasinca; sehir merkezi yavas yavas bosalmaya basladi.
Beydagi Mahallesi, Beydagi’nin bati cephesinin dik yamaçlarina
yerlesiktir. Buraya yerlesenlerin çogunlugu Elazig, Tunceli, Sivas,
Adiyaman’in köylerinden gelenlerdir. Varos olarak (gecekondu) taninan bu
mahallenin kanalizasyonu, suyu, yolu yoktur. Cemal Gürsel Mahallesi de
ayni sorunlarla karsi karsiyadir. Bu mahalleler, gecekondularin tüm
tipik sorunlarini yasayan, issizligin kol gezdigi, yoksullugun bel
büktügü yerlerdir. Böyle bir ortamda tarikatlarin, milliyetçilerin,
solcularin egemenlik yarisina girmeleri kaçinilmaz olmustur.
Silahli çatismanin patladigi haberi ilk bu semtten geldi. Beydagi
Tepesinden bir grubun otomatik silahlarla ates açmasi üzerine,
mahalleden, adeta “Geleceginiz varsa, göreceginiz de var” dercesine,
silahini eline alan rasgele ates eder. Binlerce mermi sikilir. Bu sirada
10-15 kisi de yaralanir. Haberi alan askeri birlikler olay yerine
yetisirler. Tepeden ates edenler, Beydagi’nin yükseklerine dogru
kaçisirlar. Mahalle içindekiler de kaçisarak görünmemeye çalisirlar.
Beydagina kaçmak isteyenler, havadan izleyen helikopterin yardimiyla
silahlariyla birlikte yakalanirlar. Yakalananlarin sag gruptan oldugu
söylenir. Bu arada, güvenlik güçleri tarafindan mahallede de arama
yapilir, çok sayida kisi gözaltina alinir. Aramada bol miktarda silah ve
mermi ele geçirilir.
Beydagi, Basharik ve Cemal Gürsel Mahallelerinde silahli çatisma çiktigi
sirada, Basharik’in Yakinci Sokaginda oturan biri disari firlayarak, “Ey
Müslümanlar ve duruyorsunuz, Aleviler ve komünistler yukarida yüzlerce
Müslümani öldürdüler. Dernek kanali cesetlerle dolu...” diye bagirir.
Bunun üzerine, bagiranin karsi komsusu ve mahallede “Babaanne” olarak
taninan, namazli, aptesli yasli bir kadin disari çikar ve “Ulan
sahtekâr, yalanci, sen evindeydin. Silah sesleri ta uzaklardan geliyor.
Kapi komsularini birbirlerine mi düsürmek istiyorsun?” diyerek eline
aldigi tasla adamin arkasina düser. Eger o yasli anne olmasaydi, belki
bu sokakta da çatisma çikmisti.
Bu kez kötü haber Çavusoglu Mahallesinden geldi. Habere göre, bu
mahallede silahli çatisma çikmisti. Çavusoglu Mahallesinde oturanlarin
yüzde 80’i Alevi kökenlidir. Sagci bir grup mahalleyi silahla basar,
belirli yerlere ates ederler. Mahalleden de karsilik verilir. Az sonra
olay yerine yetisen polisin, saldirganlarin pesine düsecegine,
mahallenin içine dalarak evleri aramaya baslamasindan yararlanan sagci
grup kayiplara karisir. Mahalle sakinleri, polisin yanli tutumunu
protesto ederek “Bizim evlerimiz burada, önce burayi basip ates
edenleri, evlerimizi yakanlari yakalayin” diye sert tepki gösterirler.
Silahli saldiri sirasinda mahalleli gençlerden 16 yaslarindaki Aziz Yüce
bacagindan yaralanmis, birkaç ev de atese verilmistir. Polis yanli
tutumunda kararlidir, evleri aramaktan vazgeçmez. Bazi evlerde silah ve
mermi ele geçirilir. Ayrica mahallede kirk kisi de gözaltina alinir.
Özalper (Samanharki) Mahallesi de sagci bir grubun silahli baskinina
ugrar. Saldirganlar, bazi isyerlerinin ve evlerin camlarini kirar.
Konutlardan da silahla karsilik verilmis, ardindan saldirganlarla
mahalleli, sokakta tas ve sopalarla birbirlerine girmislerdir. Çok
sayida kisi yaralanir; Polis, silahli ve sopali sagci gruplari
görmezlikten gelerek; isyerleri ve evleri saldiriya ugrayanlari
toplamaya yönelir. Bu kez polise karsi tepki yogunlasir. Bu sirada olay
yerine askeri birlik yetisir, mahalleyi kontrol altina alir. Yapilan
aramalarda silah ve mermi ele geçirilir, bunlari tasiyan ya da
bulunduranlar da gözaltina alinir.
Özalper Mahallesinde, sayginligiyla taninan Yusuf Güzel tepkisini dile
getiriyordu: “Hamido’nun ve yakinlarinin ölümü hepimizi çok üzmüstür.
Ama mahallede oturan Alevilerin suçu nedir? Iki gündür evlerimizi,
isyerlerimizi tahrip ettiler, yaktilar. Kanli bir olay çikmasin diye
gençlerimizi evlerde tutarak disari birakmadik. Onlarin cani varsa,
bizim de var. Bir yanda fasistler saldiriyor, bir yanda polis bizi
eziyor. Böyle devlet, adalet olmaz. Bizi canimizdan bezdirdiler.”
Kalender Agdas isimli yasli bir vatandas da, bir polis yetkilisiyle
tartisiyordu. “Memur bey, iki-üç gündür var miyiz, yok muyuz. Gözümüze
uyku girmedi. Su karsidaki evlerin, su yukaridaki evlerin, su sokaktaki
evlerin tümü Sünni. 30-40 yildan beri komsuyuz. Aramizda degil mezhep,
çocuk kavgasi bile olmadi. Iki günden beri Alevilere, solculara ait ev
ve isyerlerimizi yaktilar. Kanli olay olmasin diye çocuklarimizi,
gençlerimizi sokaga birakmiyoruz. Fasistler silahla kollarini sallayarak
geliyorlar, dükkanlari, evleri yakiyorlar, tahrip ediyorlar. Polisler de
geliyor, onlari degil, suçlu diye bizi alip götürüyorlar. Devlet,
Alevilere, sehirde isiniz yok, isyeri açamazsiniz, isçi olarak
çalisamazsiniz, çocuklarinizi okutamazsiniz, yeniden köylerinize gidin,
davar-sigir güdün desin. Bu nedir? Fasistler uzaklardan gelip bize
saldiriyor, ates ediyor. Polis geliyor bize saldiriyor, bizi toplayarak
götürüyor...”
Mahallelerde silahli çatismalarin yogunlastigi haberleri
yayginlasiyordu. Olayin birinci günü Çilesiz Mahallesinde bahçede top
oynayan üç lise ögrencisi kaçirilmis ve iskenceyle öldürülmüslerdi.
Öldürülen bu gençlerin cenaze törenine on bin kadar kisi katilmisti.
Cenaze törenine katilan kadinlar gözyaslariyla agit söyleyerek, yaslilar
suskun, gençler slogan atarak yürüyorlardi. Güvenlik güçleri, kortejin
yolunu degistirmek için engellemeye çalismisti. Kortejdekiler de
direniyor ve belirlenen güzergâha gitmek istiyorlardi. Güvenlik
güçleriyle kortejdekiler arasinda sert tartismalar, itismeler de
olmustu. Güvenlik güçleri, bazi gençleri gözaltina almaya kalkisinca,
tartismalar daha da sertlesiyordu. Askeri birliklerin devreye girmesiyle
olay tatliya baglandi. Cenazeler, Kuyuönü Mezarliginda topraga verildi.
Tam bu sirada Cemal Gürsel Mahallesine silahli saldiri düzenleyen sagci
bir grupla solcular arasinda çatisma baslamisti. Binlerce merminin
sikildigi çatismada 10 kadar kisi yaralandi. Askeri birliklerin
yetismesi üzerine çatisan gruplar kaçismaya basladilar. Çok sayida kisi
gözaltina alindi. Aramalarda bol miktarda silah ve mermi yakalandi.
Çatismalarin çiktigi mahallelerin tümü Alevilerin yogun oldugu yerlerdi.
Baska yerlerden gelen sagci gruplar silahla saldiriyor, güvenlik güçleri
gelince kaçisiyorlardi. Güvenlik güçleriyse kendini savunan mahalle
halkini gözaltina aliyordu. Tüm bunlarin, Alevileri gözaltina almak için
hazirlanmis bir oyun oldugunu düsünenler de olmustu. Çünkü silahla
saldiran sagcilar nedense yakalanmiyordu. Yakalanan az sayida sagciyi da
askeri birlikler ele geçirmisti.
19 Nisan aksami, güvenlik güçleri ve askeri birliklerin ortaklasa
çabalarinin sonucu olaylar denetim altina alinmisti. Ama korku ve
kuskular günlerce sürdü. Mahalle, sokak ve ev nöbetleri devam etti.
Içme suyuna zehir konulmasi [Home]
Iki günden beri devam eden saldirinin, isyerlerinin ve konutlarin
yakilip yikilmasinin yarattigi sinir gerginligi, korku ve heyecan
sürüyordu. Bu gece ve yarin neler olabilecegi olasiliklari üzerine
tahminler, yorumlar yapiliyordu. Tam bu sirada, sehrin içme suyuna zehir
konuldugu haberi kisa süre içinde tüm kentte yayildi. Bilinmeyen biri
tarafindan, emniyete, bazi kurumlara ve basina telefon edilerek içme
suyunun bulundugu ana depoya çok miktarda zehir atildigi bildirilir.
Bunun üzerine Valilik, her olasiligi düsünerek tahlil sonuçlari
gelinceye kadar kent suyunun içilmemesini anons eder.
Iki-üç günden beri uykusuzlugun ve olumsuz ortamin gerginliginden
rahatsiz olan bazilari zehirlendikleri süphesiyle hastanelere basvurur;
hastanelere kasitli olarak basvuranlar da olmustur. Haber üzerine 8.
Kolordu Komutani, Saglik Müdürünü de yanina alarak, tüm hastaneleri
bizzat dolasmis, hastalarla görüsmüs; hastane yetkililerinden bilgi
almistir. Kolordu komutani ayrica kentteki resmi, özel ve askeri
hastanelerden suyun tahlilini istemistir. Kisa süre sonra tahlil
sonuçlari rapor halinde gönderilir. Gelen raporlarin tümünde içme
suyunda zehirli maddelerin bulunmadigi belirtilmistir. Ancak Türkes’i
Malatya’ya geldiginde evinde konuk etmis olan Muhittin Turgut’un sahibi
oldugu “Dogu Özel Hastanesi”ne zehirlenme sikayetiyle 200’e yakin
basvuru oldugu, Muhittin Turgut’un gelenleri geri göndermedigi,
zehirlenme belirtilerini teyid ettigi, fakat böyle bir seyin simdilik
olanaksiz oldugu bildirilmistir. 20
Silah kaçakçilari devrede
Malatya’da silah kaçakçiligi yapan bir sebekenin Sünni elemanlarinin,
Sünni mahallelerinde tanidiklarinin araciligiyla “Alevilere disaridan
çok silah geldi. Saldiriya hazirlaniyorlar” diye söylenti çikardigi, bu
duruma karsi önerilerde de bulundugu bildiriliyordu. Bu kisilerin söyle
konustugu anlatilir: “Bir Müslüman olarak, zorumuza gitti. Böyle bir gün
ve ortamda Müslümanlara yardimci olmazsak, Müslümanligimizdan
süpheleniriz. Sagdan-soldan silah temin ettik. Size istediginiz kadar
silah verecegiz. Para önemli degil, elinize geçtiginde ödersiniz.”
Ayni sebekenin Alevi ortaklarinin da, Alevilerin yogun oldugu
mahallelere giderek ayni biçimdeki söylemlerle güya yardimci olmaya
çalistigi belirtilir. Kaçakçilar, böylece silahlarini, o günün
fiyatlarinin 3-4 kat üstünde pazarlama imkani bulmuslardir.
Hamit Fendoglu’nun esi hükümetin telgraflarini kabul etmiyor
Hamit Fendoglu’nun esi Mukaddes Hanim, saygin bir ev hanimidir.
Konukseverdir. Her aksam evinde en azindan üç-dört konugu bulunmaktadir.
Tatli dil, güleryüzle konuklarini, komsularini, arkadaslarini memnun
etmeye çalisir. Insanlar arasinda ayirim gözetmeden, fakir-zengin
demeden herkesi ayni gözle görür, sever ve yardim elini uzatir. Çevrede
sevilen bir hanimefendidir.
Mukaddes Hanim, esinin, gelininin ve torunlarinin acisini yasarken
Malatya’da isyerlerinin tahrip edildigini, yakildigini, üç ögrencinin
öldürüldügünü duydugunda, “Bunlar olmamaliydi. Acimiza yeni acilar
eklenmemeliydi. Biz ve Malatyalilar böyle aciyi hak etmemistik” diye
üzüntülerini belirtmistir.
Hamit Fendoglu’nun ve yakinlarinin katledilmesinden dört gün sonra
Basbakan Bülent Ecevit ile Içisleri Bakani Irfan Özaydinli, Fendoglu’nun
esine birer bassagligi telgrafi göndermislerdir. Mukaddes Hanim, gelen
her iki telgrafi da almaz ve gerekçesini söyle belirtir:
“Bu suikast bir Kotil’e (Istanbul Belediye Baskani), bir Dinçer’e
(Ankara Belediye Baskani) yapilmis olsaydi, Ecevit’in temsilcisi veya
kendisi o cenaze töreninde bulunmaz miydi? Bu acili gönlümle Ecevit’e
soruyorum: Esimin cenaze törenine hükümeti temsilen kim gönderilmistir?
“Hükümetin Il’deki temsilcisi Vali bile bassagligi ziyaretine dört gün
sonra gelmistir. Ecevit iktidar olurken; ‘Analar aglamayacak, göz
yaslarimiz dinecek’ demisti. Simdi anneler degil, babalar, babaanneler,
kayinvalideler de agliyor..” 21
d) Bir Bilanço
17 Nisan 1978 aksami baslayan saldiri, tahrip ve silahli çatisma; 20
Nisan aksamina kadar sürdü. Ancak üç gün içinde denetim altina
alinabildi. Bu süre içinde 8 kisi ölmüs, 20’si agir olmak üzere 100 kisi
yaralanmis, 100 isyeri ve konut tamamen olmak üzere, toplam 960 isyeri
ve konut tahrip edilmistir. Olaylar sirasinda onlarca oto da zarar
görmüstür.
Bazi isyerlerinde yanginin halen devam ettigi 20 Nisan günü sehir
merkezindeki enkazi kaldirma çalismalari baslatildi. Cadde ve sokaklar
ancak iki günde temizlenebildi. Bir yandan enkaz kaldiriliyor, bir
yandan da mahkeme kanaliyla hasar tespiti yapiliyordu. Hasarin o dönemin
degeriyle 100 Milyon TL oldugu belirlenmistir. Ancak devlet 60 Milyon TL
ödemistir.
Dogu illerine gönderilen bombalar [Home]
Hamit Fendoglu’na gönderilen bomba disinda, birbirinin benzeri ve
agirliklari 1 kilo 350’ser gram, ambalajlari da ayni olan üç paket daha
7 Nisan’da Ankara’dan postaya verildi. Bombali paketler,
Kahramanmaras’in Pazarcik Ilçesi CHP Ilçe Baskani Memis Özdal’a (Alevi),
Adiyaman Emniyet Müdür Yardimcisi Abdülkadir Oltu’ya ve Ahmet Akalin
adinda Adanali bir isadamina gönderilmistir.
Pazarcik’taki alici Memis Özdal kuskulanir ve paketi almaz. Postaneye
getirilen paketi burada iki memur açar. Açilir açilmaz meydana gelen
patlama sonucu, bir memur parçalanarak yasamini yitirirken, digeri de
agir yaralanir.
Adiyaman ve Adana’ya gönderilen paketlere, alicilarina ulasmadan
Içisleri Bakanliginca el konulur. Uzmanlar tarafindan röntgen
isinlariyla incelenen paketlerde bomba oldugu belirlenir ve paketler
imha edilir.
Yapilan inceleme sonucu, bu paketlerdeki patlayicilarin, daha önce
Istanbul Üniversitesi’nde ögrencilerin üzerine atilan bomba ve ADMMA
yakinlarinda atilarak 5 kisinin yaralanmasina neden olan bombalarda
kullanilanla ayni oldugu belirlenmistir. Bombalarin dinamit üzerine
demir çubuklar ve sarapnel parçalari konduktan sonra telle sarilarak
yapildigi, atesleme piminin kutunun kapagina baglandigi saptanmistir.
Uzmanlar, herhangi bir yerde yapilmasinin mümkün olmadigini
belirttikleri bu türden patlayicilarin ancak Atom Enerjisi Arastirma
Merkezinde yapilabilecegini belirtmislerdir. Bunun üzerine Ankara
Nükleer Arastirma Merkezinde arama yapilmistir. Bu merkezde çalisanlarin
büyük çogunlugu Ülkü Ocaklidir. Ülkü Ocaklarinin eski Genel Baskani
Muharrem Semsek de burada çalismaktadir. Muharrem Semsek ve birkaç
arkadasi gözaltina alinir ve Nükleer Arastirma Merkezi de bir süre için
kapatilir. Muharrem Semsek ve arkadaslari daha sonra mahkemece serbest
birakilir. 22
Bombali paketler neden Dogu ve Güneydogu Anadolu’ya gönderilmistir? Dogu
ve Güneydogu Anadolu’da feodal yapi (asiret, sihlik, tarikat, agalik)
agirliktadir. Mezhep, Kürt-Türk çeliskisi bulunmaktadir, Bu yapinin her
an kavgaya hazir oldugu beklentisiyle bu bölgeler seçilmistir. Amaç,
bölgede karisiklik çikarmak, kavga ve çatisma ortaminin fitilini
ateslemektir. Böylesine profesyonel planlar, PTT organizasyonun
kullanilmasi, siradan örgütlerin isi degildir. Bunlar ancak, deneyimli,
çok iliskili kurum ve örgütlerin yapabilecegi eylemlerdir,
hazirliklardir. Hamit Fendoglu’nun ölümüne neden olan bombanin sirri
hâlen çözülmüs degildir.
“Hamido ile iki torununun ve gelininin katliyle ilgili suikastin,
solcularin ve onlarla isbirligi halindeki bölücülerin eseri olduguna
dair bir bant gazetemizce ele geçirilmistir.” 23
Ortadogu Gazetesi böyle yaziyordu. Ama aradan tam 20 yil geçmistir.
Ortadogu Gazetesinin ele geçirdigi söylenen bant nerededir? Niçin bu
bant alinip çözülmemis, olay ortaya çikarilmamistir? Gazetenin ele
geçirdigi ileri sürülen bant gerçekse, açiklanmasinda bir sakinca mi
vardir? Bombanin ve katliamlarin arkasinda güçlü örgütler mi var?
Bombalar Ankara Nükleer Enerji Arastirma Merkezi’nde mi imal edildi,
eger öyleyse bombalar kimler tarafindan imal edildi, kimlere verildi?
Birbirini izleyen sorular...kuskular.. susan iktidarlar... tartisilan
Kontr-Gerilla örgütü ve CIA...
Politikacilarin söz düellosu
Basbakan Bülent Ecevit: “Malatya olayinin rastlanti olmadigi, ülkede
kutuplasmayi körüklemek isteyen güçlerin, örgütlerin payinin oldugu
söylenmektedir. Muhalefet partileri Malatya’daki olaylara tam olarak
temas etmemislerdir, çünkü taraf tutmaktadirlar... Barisa razi
olmayanlar vardir...” 24
Tekin Erer (Son Havadis Gazetesi): “Komünist ve anarsist elbette bomba
atacak, elbette yurtta huzursuzluk çikaracaktir. Onun görevi esasen
budur. Böyle olmazsa zaten biz onlara anarsist ve komünist damgasini
vurmayiz. Komünist ve anarsistlerin yurdu karsabotajlar yapmak,
cinayetler islemek görevidir. Onlarin isi bu” 25
Yasar Okuyan (MHP Genel Baskan Yardimcisi): “Komünist alçaklar
tarafindan hunharca öldürülen Malatya Belediye Baskani, degerli dava
insani merhum Fendoglu’nun gerçek katillerini CHP iktidari himayesine
almaktadir. Ve milliyetçilere iftira savurmaktadir...” 26
Süleyman Demirel (AP Genel Baskani): “Hadiselerin altinda komünizm,
yikiciligin ve bölücülügün bulundugunu henüz hükümet hiç dillerine
almiyor. Türkiye’yi rahatsiz eden gerçek sebep budur... Bu olaylarin
gerçek sebebini anlamaktan aciz bulunan hükümetin gaflet uykusundan
uyanmasi için daha kaç vatandasimiz can verecektir? Bu hükümet gaflet
uykusundadir...” 27
Alpaslan Türkes (MHP Genel Baskani): “Ecevit ve Içisleri Bakanini, bizim
hakkimizda ima yolu ile de olsa öne sürdükleri iddialarini ispata davet
ediyorum. Bu iddialarini ispat edemedikleri takdirde dünyanin en alçak
ve en serefsiz insanlari olacaklardir...” 28
Görüldügü gibi, siyasi partilerin lider ve yöneticileri, bu
katliamlarin, olaylarin neden ve niçinlerini arastirmadan, önleyici
çözüm önerileri üretmeden; demagojilerle birbirini suçlamaktadirlar.
Provokasyon kokusu
Malatya’da meydana gelen olaylar sirasinda polislerin büyük bölümü
müdahale etmemistir. Saldirganlara engel olmaya, maskeli öncülerini
yakalamaya çalisan bazi polisler ise diger bazi polislerin sert ve
küfürlü tepkileriyle karsilasmislardir. Hatta kendi aralarinda kavga
edenler de olmustur. Malatya Emniyet Müdürü, polislerin kendi
aralarindaki kavgadan dolayi POL-DER Baskani Komiser Yusuf Degirmenci
ile POL-BIR Baskani Riza Kaya’yi isten el çektirmistir.
Yine adini açiklamak istemeyen bir polis yetkilisi, Milliyet
Gazetesi’nin Malatya Muhabiri Erhan Akyildiz’a su açiklamayi yapmistir:
“Malatya’da olaylar ayni anda, degisik yerlerde patlak vermistir.
Cenazenin kaldirilacagi caminin yaninda bulunan bir dinamit patlamadan
etkisiz hale getirilmistir. Bazi yerlerden ates açildigi görülmüstür.
Bütün bunlar, olayin kökünde bir provokasyon oldugunu isaret etmektedir.
Dünkü protesto gösterisini yapanlarin büyük bir çogunlugunu 15-20
yaslarindaki gençlerin teskil etmesi de bunun baska bir kanitidir.” 29
Cumhuriyet Gazetesi’nin Malatya muhabiri, ayni zamanda Görüs Gazetesinin
de köse yazari Rasit Kisacik’a göre; “... Bu gergin hava, Emniyet
kadrosunda da genis ölçüde huzursuzluga, gerginlige ve küskünlüge yol
açiyor, polisin olaylar karsisindaki etkinligi kalmiyordu. Nitekim 17
Nisan aksami saat 19.00’da Hamit Fendoglu’nun evinde açilan bombali
kolinin yolaçtigi olayin nelere gebe olacagi hemen herkes tarafindan
degerlendiriliyorken; bu degerlendirmenin polis örgütünden neden
yapilmadigina dikkat çekiliyordu. Ayni gece saat 20.00 siralarinda
harekete geçen MSP’li, MHP’li ve AP’li militanlarin Kisla Caddesi’nde
yaptiklari yürüyüs ve bu yürüyüs esnasindaki saldirilar ertesi gün için
bir uyari iken, bir gün sonra cadde ve sokaklarda hiçbir güvenlik
görevlisinin görülmemesi çok anlamlidir.
“17 Nisan gecesi saldirganlardan hemen sonra Malatya’da bulunan CHP’li
senatör, bir basin toplantisi düzenleyerek... ertesi gün olabileceklere
yetkililerin dikkatini çekerek önlem alinmasini istiyorlardi. Ancak ne
yazik ki bu istem yetkilileri harekete geçirmiyordu...” 30
Türkes’in kehaneti [Home]
MHP Genel Baskani Alpaslan Türkes; “Hükümet, MHP’ye yönelik iftiralarini
yogunlastirdigini ve milliyetçilere iskence ederek, canavar POL-DER
üyesi iskenceci polisler hakkinda hükümetin yasal yoldan hesap sormasini
istemis. Bu muameleler sürdügü takdirde Erzurum ve Kahramanmaras’ta da
bu tür olaylarin çikacagini belirterek gelecek hakkinda tahminde bulunma
sayilmamalidir demistir..” 31
Türkes’in bu kehânetinin gerçeklesmesi çok sürmez. Erzurum ve
Kahramanmaras’ta olaylar baslar. Pazarcikli Memis Özdal, 7 Nisan’da
gönderilen bombali paketi alip açsaydi; 24 Aralik 1978’de Maras’ta
meydana gelen toplu katliam herhalde o zaman olacakti. Türkes; ezbere
konusmaz, bir olay olacaktir demisse mutlaka olur. Nitekim
Kahramanmaras’ta ve Erzurum’da olay çikacak demisti. Çok sürmedi,
olaylar her iki ilde artarda patlak verdi.
Kahramanmaras’ta güvenlik güçleri, sagci örgütlerin eylem hazirligi
içinde olduklarina dair ihbar alirlar. Bunun üzerine olay çikmasini
beklemeden genel bir arama yaparlar. Arama sirasinda çesitli eylemlere
karismis, adam öldürmüs ve yaralamis olanlarin da içinde bulundugu 34
kisi gözaltina alinir. Sorgulari yapilarak adliyeye sevkedilen ve
tutuklanan bu kisilerin arasinda, Büyük Ülkü Dernegi’nin birinci ve
ikinci baskanlariyla MHP Maras Milletvekili Mehmet Yusuf Özbas’in oglu
Avukat Edip Özbas da bulunmaktadir. Tutuklama haberini alan MHP
Milletvekili, Adliyeye giderek tutuklama kararini veren 2. Asliye Ceza
Hakimi Kazim Demirsu ile Ertop Kazmaz’a saldirir, Savciya hakaret eder.
Olaylarin sorusturmasinda, “Türk Yildirim Komandolari” ile “Esir
Türkleri Kurtarma Ordusu” adiyla iki gizli örgüt ortaya çikarilmistir.
Sorusturmayi yürüten yetkililerin açiklamalarina göre; “Ülkü
Ocaklarinin, lise ögrencilerinin eline az tesirli patlayici maddeler
vererek ülkücülere ait yerlere attirdiklari, suçu sol örgütlere
yükleyerek eyleme geçtikleri” saptanmistir. 32
Erzurum’da Atatürk Üniversitesi’nde ülkücüler, sol görüslü ögrencilere
ve ögretim üyelerine saldirarak dövmüslerdir. Ayrica Erzurum sokak ve
caddelerinde sol görüslü olanlarin isyerleri tahrip edilmis ve
dövülmüslerdir. 33
Malatya’dan Alevi göçü
Hamit Fendoglu’nun öldürülmesinin ardindan çikarilan olaylarda 1000’e
yakin isyeri tahrip edildi ve yakildi. Yakilip yikilan isyerlerinin
yüzde 90’i demokrat, solcu ve Alevilere aitti. Saldiridan yaralananlarin
da çogunlugu bu kesimin insanlariydi. Artik Malatya’da demokratlarin,
solcularin ve Alevilerin yasamlarini sürdürme ve is yapma olanaklari
zorlasmisti. Bu nedenle Malatya’dan göç basladi.
12 Eylül 1980’de yapilan askeri darbeden sonra da, demokrat, solcu ve
Alevilere yönelik fasist baskilar yogunlasti. Neredeyse her gün evleri,
isyerleri aramadan geçirilen bu insanlar, uyduruk gerekçelerle gözaltina
aliniyor, iskencelerden geçiriliyordu. Bunca baskiyla karsilasan
demokrat, solcu ve Aleviler, sonunda Malatya’yi terk etmek zorunda
kaldilar. Is sahibi olanlar, isyerlerini günün degerinin çok altinda
fiyatlara satarak Mersin, Adana, Istanbul, Izmir gibi kentlere göç
etmeye basladilar. Ekonomik gücü olmayanlar da köylerine döndüler.
Böylece Malatya’nin inançsal, etnik ve kültürel mozaigi, siyasal yapisi
esasli bir degisime ugramis oldu...
1974-1980 Yillarinda Malatya’da
Islenen Siyasi Cinayetler:
•Adi Meslegi Öldürülme tarihi Politik tarafi
.Hamza KARAAGAÇ, Memur 15. 02. 1974 Sol
•Nüvit BARUT Serbest 13. 09. 1975 Belirsiz
•Kazim GÖKTAS Ögrenci 06. 12. 1975 Sol
•Mehmet SENSES Polis 22. 01. 1976
•Bekir ALTINDAG Bekçi 22. 01. 1976
•Ilker AKMAN Mühendis 25. 01. 1976 Sol
•Y. Ziya GÜNES Ögrenci 25. 01. 1976 Sol
•H. Basri TEMIZALP 25. 01. 1976 Sol
•Naim KORKMAZ Isçi 25. 08. 1976 Sol
•Mehmet YILMAZ Ögretmen 26. 01. 1977 Sol
•Mehmet ERBAS Muhtar 02. 06. 1977 Sol
•Kaya ÇAVDAR Ögrenci 20. 11. 1977 Sag
istirmak, milleti bölmek •Mahmut TANER Serbest 11. 12. 1977 Sag
•Mustafa BAR Isçi 22. 01. 1978 Sol
•Haydar CERITLI Isçi 22. 01. 1978 Sol
•Erhan BITLISLI Mühendis 25. 01. 1978 Sol
•Metin KORKMAZ Ögrenci 10. 03. 1978 Sol
•Hasan YASIN Ögrenci 10. 03. 1978 Sol
•Ahmet Serif SATILMIS Ögrenci 04. 04. 1978 Sol
•Zeynel ADIGÜZEL Ögrenci 14. 04. 1978 Sol
•Vedat GÖKDEMIR Ögrenci 14. 04. 1978 Sag
•Ibrahim Ömer TOY Ögrenci 14. 04. 1978 Sag
•Hamit FENDOGLU Belediye Bsk.17. 04. 1978 Sag
•Hanife FENDOGLU Ev Kadini 17. 04. 1978
•Bozkurt FENDOGLU Çocuk 17. 04. 1978
•Mehmet FENDOGLU Çocuk 17. 04. 1978
•Saip HAZER Ögrenci 18. 04. 1978 Sol
•Özcan TÜRKSEVER Ögrenci 18. 04. 1978 Sol
•Naci ERGÜVENLI Ögrenci 18. 04. 1978 Sol
•Dogan GÜL Ögrenci 18. 04. 1978 Sol
•Tahir KÖRÜKÇÜ Ögrenci 18. 04. 1978 Sag
•Murtaza IÇEN Ögretmen 21. 06. 1978 Sol
•Turgay GÜRPINAR Ögrenci 03. 08. 1978 Sol
•Yüksel MAZMANOGLU Esnaf 30. 08. 1978 Sol
•Hasan BASYURT Memur 22. 09. 1978 Sol
•Haci YIGIT Isçi 24. 09. 1978 Sol
•Müslüm KOYUNCU Serbest 24. 09. 1978 Sol
•Mehmet BENLI Ögrenci 24. 09. 1978 Belirsiz
•Ali BILMENER Ögrenci 24. 09. 1978 Sol
•Hasan ÇINAR Ögretmen 25. 09. 1978 Sol
•Sinasi SERDAROGLU Ögrenci 26. 09. 1978 Sol
•Recep EROGLU Serbest 27. 09. 1978 Sol
•Kemal PASAHAN Ögrenci 28. 09. 1978 Sag
•Vahap EREN Ögrenci 28. 09. 1978 Sol
•Ihsan ENGIN Ögrenci 09. 10. 1978 Sol
•Tahir ÖZYAZGAN Ögrenci 10. 10. 1978 Belirsiz
•Murtaza KAYA Ögretmen 25. 10. 1978 Sol
•H. Abdullah KÖSE Ögretmen 26. 10. 1978 Sag
•Hasan ÖZGÜR Çiftçi 02. 11. 1978 Sol
•Ramazan ORAL Ögretmen 03. 12. 1978 Sol
•Alisar DURHAN Serbest 20. 12. 1978 Sag
•Bülent GÜL Ögrenci 22. 12. 1978 Belirsiz
•Mustafa ÜNAL Eczaci 13. 06. 1979 Sol
•Nevzat YILDIRIM Ögretmen 08. 06. 1979 Sol
•Ali ELÇI PTT Müd. 19. 07. 1979 Sol
•Ertugrul EMIR Ögrenci 26. 08. 1979 Sol
•H. Hüseyin TULUK Mühendis 22. 09. 1979 Sol
•Mirza KORKMAZ Marangoz 24. 09. 1979 Sol
•Zeki SERELI Ögrenci 12. 10. 1979 Belirsiz
•Mustafa ÖCAL Odaci 16. 11. 1979 Belirsiz
•Hasan ÖZTÜRK Eczaci Kalfasi 20. 11. 1979 Sol
•Hüseyin ASLAN Emekli Memur26. 11. 1979 Sol
•Nurettin KILISDOGAN Isçi 08. 12. 1979 Sol
•Necati IÇEN Isçi 09. 12. 1979 Belirsiz
•Ömer ASLAN Ögretmen 10. 12. 1979 Belirsiz
•Mehmet YUMRUTEPE Sendikaci 26. 12. 1979 Sol
•Ahmet ÇELIK Ögrenci 27. 12. 1979 Sol
•Aziz SÜRÜ Ögrenci 29. 12. 1979 Sol
•H. Hüseyin ÇOLAKOGLU Isçi 09. 01. 1980 Sol
•Tahsin BEZENE Soför 21. 01. 1980 Sol
•Andan ÇIFTÇIOGLU Esnaf 05. 02. 1980 Sag
•Hasan DOGAN 20. 02. 1980 Sol
•Fahrettin AKSOY Ögrenc 24. 02. 1980 Sag
•Mehmet KIZILCIK 07. 03. 1980 Sag
•Enver KOÇ Isçi 19. 03. 1980 Sol
•Mehmet Ali ÇILESIZ Ögretmen 04. 04. 1980 Sag
•Halit ERTAS Ögretmen 09. 04. 1980 Sol
•Hidayet VARAN Soför 19. 04. 1980 Sag
•Hasan KARAGÖZ Ögretmen 28. 04. 1980 Sol
•Bektas MUTLU Ögretmen 09. 05. 1980 Sol
•Nusret ARIBANLI Isçi 17. 05. 1980 Sag
•Muharrem YILDIRIM Ögretmen 21. 06. 1980 Sol
•Sahap ÖZELÇI Tamirci 23. 06. 1980 Sag
•Ahmet ÖZDILEK Polis 08. 07. 1980 Belirsiz
•Vahap ÖKSÜZ Esnaf 17. 07. 1980 Belirsiz
•Bahattin KAYA Memur 17. 07. 1980 Sag
•Ihsan YILDIRIM Ögrenci 17. 07. 1980 Sag
•Mehmet DURAK Ögrenci 17. 07. 1980 Sag
•A. Seyit ERTAS 23. 07. 1980 Sol
•Ali KUTLAR Ögretmen 01. 08. 1980 Sol
•Sadik TOPER Isçi 05. 08. 1980 Sag
•Abbas KALI 14. 08. 1980 Sag
•Osman TERDI Bakkal 20. 08. 1980 Sag
•Abuzer KUTLU Kitapçi 25. 08. 1980 Sag
•Cemal GÜLER Gözlükçü 28. 08. 1980 Sol
•Semai ERCAN 09. 09. 1980 Sag
•Bektas TÜRK Çocuk 09. 09. 1980
•Mehmet KORKMAZ Soför 09. 09. 1980 Sag
•H. Hüseyin DEDE Ögretmen 09. 09. 1980 Sol
•Mahmut GÜLTAS Isçi 10. 09. 1980 Sag
•Selahattin KARATAS Ögretmen 11. 09. 1980 Sol
Yaralamayla da sonuçlanabilen siyasal olaylar [Home]
• Malatya’daki Demokratik Kitle Örgütlerinin ortaklasa düzenledikleri
mitinge saldiri yapildi. 22’si agir olmak üzere 100’e yakin yarali (02.
02. 1975)
• TÖB-DER’in düzenledigi kapali salon toplantisina ülkücülerin saldirisi
sonucu çikan olaylarda bir kisi öldürüldü, onlarca kisi yaralandi. Yüze
yakin isyeri tahrip edildi. (15-16 Subat 1975)
• Arguvan Belediye Baskaninin oglu Naci Orhan silahli saldiridan agir
yaralandi. (01. 07. 1975)
• Dogansehir’de ülkücüler, Ibrahim Elmas ve Hasar Basri Elmas’i döverek
agir yaraladilar. (12. 08. 1975)
• Hasan Sahin (Emekli ögretmen, solcu) dövülerek yaralandi. (17. 09.
1975)
• Akçadag Ilkögretim Okulu’ndan 500 sol görüslü ögrenci, ülkücülerin
saldirisina ugrayarak yaralandi ve okuldan uzaklastirildi.
• TÖB-DER Bölge Temsilcisi Ibrahim Nacar dövülerek agir yaralandi. (26.
02. 1976)
• Ticaret Lisesi Müdürü Mehmet Paçaci dövülerek agir yaralandi. (02. 03.
1976)
• TÖB-DER üyesi Haydar Daban, ülkücüler tarafindan dövülerek yaralandi.
(30. 03. 1976)
• Yatili okul sinavlarina girmek için Hekimhan’dan Malatya’ya gelen 200
ögrenci komandolar tarafindan garajda dövüldü. (14. 05. 1976)
• Gayret Gazetesini basan Ülkücüler, malzemeleri dagitarak tahrip etti.
(1976)
• Turan Emeksiz Lisesine saldiran ülkücülerle ögrenciler arasinda çikan
çatismada 5 polis, çok sayida ögrenci yaralandi. (24. 03. 1977)
• Ilçe Seçim Kurulu üyesi ögretmen Hüseyin Yildirim, ugradigi saldirida
yaralandi. (10. 04.1977)
• Malatya Egitim Enstitüsü’nü basan komandolar, 10 kiz ögrenciyi agir
yaraladi.
• Ticaret Lisesi ögrencilerinden Sultan Alper ile Aynur Malatyali,
ülkücülerin saldirisi sonucu yaralandi. (17. 03. 1978)
• Malatya Yüksek Meslek Lisesi’nde okuyan ögrenciler üzerine silahla
ates açilmasi sonucu Ahmet Serif, Battal Erdem, Azmi Ayten agir
yaralandi; Ahmet Serif Satilmis olay yerinde yasamini yitirdi. (05. 04.
1978)
• Çavusoglu Mahallesine yapilan silahli saldiri sonucu Zeynel Adigüzel
öldü, Müslüm Adigüzel yaralandi. (17. 04. 1978)
• Derme Ilkokulu önünde bir taksiye ates edildi, üç kisi yaralandi.
• Egitim Enstitüsüne gece silahla ates edildi ve okul yakilmak istendi.
(08. 06. 1978)
• Egitim Enstitüsünde bir grup ögrenci Valilige yürümek isterken çikan
çatismada bir polis, iki sivil yaralandi. (28. 06. 1978)
Ülkücülerin gittigi Turan Emeksiz Caddesi üzerindeki bir kahve gece
silahla tarandi, ikisi agir olmak üzere on kisi yaralandi. (14. 09.
1978)
• Silahli saldiriya ugrayan özel bir hastanenin bashekimi Dr. Mehmet Alp
agir yaralandi. (08. 05. 1979)
• Gazeteci ve Turizm Müdürü Cumali Uyan, silahli saldiri sonucu agir
yaralandi. (17. 05.1979)
• Ögretmen Ömer Bozkurt silahli saldirida yaralandi. (13. 09. 1979)
• Köy Koop Genel Baskan Yardimcisi Nurettin Elmasulu ugradigi silahli
saldirida agir yaralandi. (20. 09. 1979)
• Salt Köprü Mahallesinde bir eve baskin düzenleyen silahli kisiler bir
kisiyi öldürdü, iki kisiyi agir yaraladi. (25. 10. 1979)
• Dogansehir’de çikan silahli çatismada Adnan Çiftçioglu ölürken, Oktay
Turan agir yaralandi. (07. 02. 1980)
Bu bilgiler, Malatya’da kurulu Görüs ve Gayret Gazetelerinin 1974-80
yillarinda yayimlanan
sayilarindan derlenmistir.
KAYNAKLAR [Home]
1) DIE Milletvekili Seçim Sonuçlari
2) Mahmut Makal, Karanligi Zorlayanlar, Basak Yayinlari, Ankara 1992, s.
86
3) TÖB-DER Dergisi, Sayi: 91, 15. 02.1975
4) Cumhuriyet Gazetesi, 18. 02.1975
5) TÖB-DER Dergisi, Sayi: 95, 15. 04. 1974
6) TÖB-DER Dergisi, Sayi: 4, 01.04.1975
7) Adana DGM Savciligi Iddianamesi (1975 / 24)
8) Adana DGM Iddianamesi
9) Gayret Gazetesi, 08. 11. 1975 - Malatya
10) Gayret Gazetesi, 08. 11. 1975 - Malatya
11) Gayret Gazetesi, 11. 11. 1975 - Malatya
12) Gayret Gazetesi, 10. 11. 1975 - Malatya
13) Abdullah URAZ, Sonhavadis Gazetesi, 20. 04. 1978
14) Erhan AKYILDIZ, Milliyet Gazetesi, 20. 04. 1978
15) Tercüman ve Milliyet Gazeteleri, 20. 04. 1978
16) Cumhuriyet Gazetesi, 21. 04. 1978
17) Sonhavadis, 20. 04. 1978
18) Cumhuriyet, 20. 04. 1978
19) Genis bilgi için bak.: 18, 19, 20 Nisan 1978 tarihli Tercüman,
Milliyet, Cumhuriyet, Hürriyet
20) Cumhuriyet, 22. 04. 1978
21) Tercüman, 24. 04. 1978
22) 19-20.04.1978 tarihli Cumhuriyet, Tercüman, Sanhavadis, Hürriyet,
Milliyet
23) Ortadogu Gazetesi, 23. 04. 1978
24) Hürriyet, 19. 04. 1978
25) Tekin ERER, Sonhavadis, 23. 04. 1978
26) Tercüman, 21. 04. 1978
27) Tercüman, 20. 04. 1978
28) Sonhavadis, 21. 04. 1978
29) Milliyet, 20. 04. 1978
30) Resit KISACIK, Cumhuriyet, 21. 04. 1978
31) 22.04.1978 tarihli Sonhavadis, Hürriyet, Milliyet Gazeteleri
32) 22.04.1978 tarihli Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet Gazeteleri
33) 22.04.1978 tarihli Milliyet, Sonhavadis, Hürriyet, Cumhuriyet
Gazeteleri
Genis bilgi için:
* TÖB-DER Dergisi, Sayi: 90, 92, 94, 98, 102
* Alpay KABACALI, Cumhuriyet Gazetesi, 24. 04. 1978
* M. Resat GÜLEKEN, Milliyet, 24. 04. 1978
* Birikim Dergisi, Sayi: 39, Mayis 1978
* Muzaffer Ilhan Erdost, Fasizm ve Türkiye
* Ülke Dergisi, Sayi 8
* Aydinlik Gazetesi, 18, 19, 20, 21 Nisan 1978
|