|
Rafızilik
Rafızilik, Ebubekir ile Ömer'in halifeliklerini kabul etmeyen
Şiilik kolu.
Rafızilik, VII. yy. ortalarında yahudi asıllı İbni Sebe
tarafından kurulan, halife Ali ve evlâdına aşırı ölçüde
bağlanan, sünni mezhebinin bütün görüşlerine karşı çıkan
bir inançtır. Genellikle Şii mezhebinin fırkalarından biri
sayılır.
Hz. Muhammed'in ölümünden sonra ortaya çıkan halifelik
meselesi Müslümanlar arasında birtakım anlaşmazlıkların
doğmasına yol açtı. Bazısı Ali'nin halife olması gerektiğini,
Hz. Muhammed'in sağlığında onu kendisine halife olarak seçtiğini
ileri sürdü. Müslümanların çoğu, özellikle Ebubekir'i
tutanlar bu görüşe karşı çıktıkları için Ali halife
olamadı. Halifelik makamına sırayla Ebubekir, Ömer ve Osman
geçti. Ali, ancak onların ölümünden sonra halife olabildi.
Bu yüzden, anlaşmazlık büyüdü.
Ali'yi tutanlar Ebubekir, Ömer, Osman ve Muaviye'ye karşı
direnişe geçtiler. Halifelik konusundaki anlaşmazlığı din
anlayışına bağlayan İbni Sebe sonradan Rafızilik diye anılan
görüşlerini üç noktada topladı: 1. Hz. Muhammed bir
peygamber olduğuna göre ölmemiştir. O da İsa peygamber gibi
günün birinde tekrar yeryüzüne gelecektir. Buna inanmayanlar,
Kur'an'ın gerçek anlamını kavrayamayanlardır.
Kur'an’ın biri zahiri (görünüşte), biri de batıni (içrek)
olmak üzere iki anlamı vardır. Onun görünüşteki anlamına
bağlananlar, özünü bilmedikleri için, bu gerçeği
anlayamamışlardır. Ebubekir, Ömer, Osman ve Muaviye Ali'nin
hakkını yediler. Hz. Muhammed'in yolundan ayrıldılar. Ali ölmedi,
tekrar dünyaya dönecek, insanlara adalet dağıtacak, Allah'ın
yolunu gösterecektir; 2. her peygamberin bir vasisi vardır.
Hz. Muhammed'in vasisi de Ebu Talib'in oğlu Ali'dir.
Hz. Muhammed'den sonra Müslümanların başına geçmek, onları
yönetmek görevi Ali'nindir. İmamlık hakkını Ali'nin
elinden alanlar, İslam dinine göre büyük zalimlerdir.
Ali'nin hakkını ilk defa inkâr eden Ebubekir, sonra sıra ile
Ömer, Osman ve Muaviye'dir; 3. Allah, Ali ve evlâdında görünüş
alanına çıktı. Onların özünde Allah'ın bir cüz'ü saklıdır
(hulul). Bu yüzden Ali, belli bir anlamda Allah'dır. Allah,
Ali'nin kişiliğinde göründü, onun dilinden konuştu, öyleyse
Ali'ye inanmak Allah'a iman etmek; Allah'a inanmak Ali'ye iman
etmektir.
İbni Sebe'nin bu düşünceleri kısa bir süre içinde geniş
bir çevreye yayıldı, özellikle İranlılar tarafından
kolaylıkla benimsendi. Bu inanca bağlananların kimi Ali'yi
bir ilâh, kimi de Nebiyyi nâtık (konuşan peygamber, yeniden
ortaya çıkan bir resul) olarak kabul ettiler. Her iki görüşe
göre Ali'ye itaat etmek bir din borcudur, bir tanrısal
buyruktur. Ali'ye inanmayan, onun izinden yürümeyen Müslüman
değildir, din açısından suçludur.
Rafıziliğe göre Kur'an, görünüş bakımından bir kabuktur;
gerçek, bu kabuğun içinde gizlidir. Namaz, zekât gibi din görevlerinin
amacı Hz. Muhammed ile Ali'yi sevmektir. Hz. Muhammed ile
Ali'yi candan sevenler namaz kılmış, zekât vermiş sayılır.
İslâm dininde muharremat adı verilen yasaklar Ebubekir ile Ömer'in
yolundan gitmek, hatmiye mezhebinden olanlara karşı çıkmak,
direnmek demektir.
Sünni mezhebine aşırı ölçüde bağlı kalan bazı İslam
bilginleri, Rafıziliğin İslam birliğini parçalamak için
ortaya atılan siyasi bir görüş olduğunu ileri sürerler;
fakat Rafızilik, daha çok, eski İran dini inançlarının İslam
dini ilkeleriyle kaynaştırılması sonucu doğdu. Bu yüzden,
İslamlığa karşı siyasi değil, dini bir direniş, karşı
çıkış niteliğindedir.
|
. |